İZVERİ

Köşe yazısı

BEKLEYELİM GÖRELİM DEĞİL, GİDELİM GÖRELİM!

Yeni yüzler, gençler ve yetenekli insanlar ön planda olacağına blokaj taşı, dolgu malzemesi muamelesi görüyor!

Yayınlandı: 20 Ekim 2026 19:39

Paylaş

İnisiyatif almaktan korkanların klişe yaklaşımıdır bu!

“Bekle, acele etme! Daha yaşın genç, önünde uzun yıllar var!” vesaire…

Çok bilirler ama aslında hiçbir şey bilmezler.

Hasbelkader, adam yokluğunda keçiye Çelebi derler misali, öne çıkmış eyyamcıların, “Evet efendim!”cilerin, dalkavukların dilinden düşmez nasihatler…

Kimi baba parasıyla pozisyon almıştır, kimi yağdanlıkla. Kimi de hayatı boyunca birilerinin gölgesinde yürümüş, gölgesini güneş sanmıştır.

Otur dedim mi oturan, “Ayağa kalk!” denildiğinde ayağa kalkan emme basma tulumbadır çoğu.

Sorgulamak yok, itiraz etmek yok, yanlışın karşısında durmak yok! Yeter ki koltuk sağlam, amir memnun olsun!

Siyasetten kamu yönetimine, akademiden iş dünyasına kadar bu prototipleri görmek mümkün.

İstisnalar var mıdır? Elbette vardır! Onları tenzih ediyoruz. Ne var ki sayıları, parmakla gösterilecek kadar az!

Çantacılıktan akademik kariyer yapanından tutun da el etek öperek mevki ve makam elde edenine kadar geniş bir yelpazeden söz ediyoruz. “Rızkı veren Hüdâ’dır!” deyip cemaatin, tarikatın veya nüfuzlu bir çevrenin imkânlarıyla başkasının hakkına oturanlar da cabası…

Neticede hepsi aynı mahsulün farklı ambalajları!

Sağı da solu da fark etmiyor. Zihniyet aynı olduktan sonra tabelanın ne önemi var?

Maya bozuksa mahsulden hayır beklemek beyhudedir!

Ciddi üniversiteler bağlamında Türk üniversitelerinin dünya sıralamalarında arzu edilen yeri neden alamadığını sorgularken bu yapıyı da hesaba katmak gerekmez mi?

Elbette meselenin başka nedenleri de var; fakat liyakatin yerini sadakatin, bilginin yerini ilişkinin aldığı bir düzende bilimsel atılım beklemek ne kadar gerçekçidir?

Amirine yanlışını söyleyemeyecek kadar ürkek bir ast…

Astının haklı ikazını gurur meselesi yapıp ona diş bileyen bir üst…

Biri konuşmaktan korkuyor, diğeri eleştirilmekten!

Böyle bir düzende gelişme nasıl mümkün olacak?

Yapı bozuk, kapı bozuk; sonra da içerideki eşyaların neden eğri durduğuna şaşırıyoruz!

Deve misali, boynu eğrilerden geçilmiyor memleket!

Tabandan tavana yayılan bu anlayışla varılacak yer belli. Sonumuz hiç hayır değil!

Ehil ellerin dinamizmine şiddetle ihtiyacımız var; hem de acilen!

Altı yüz milletvekili var. Kaçının ne iş yaptığını, hangi sorunu çözdüğünü, hangi projeye öncülük ettiğini toplum ne ölçüde takip edebiliyor? Buna karşılık unvan, protokol ve fors deseniz maşallah, o biçim!

Beyimizin yanına yaklaşılmıyor! Gerçi vekil olmayanların da çoğu farklı değil. Kerameti kendinden menkul, hesap sorulamaz olduğunu düşünen bir güruh almış başını gidiyor.

Muhteremler, kabristanlar sizin gibi “Ben olmasam bu dünya ne yapardı?” diyenlerle dolu!

Elbette yıllara meydan okuyan, deneyimiyle dinamizmini birleştiren, birikimi ve hizmetleri takdire şayan insanlar da var. Onları görmezden gelmek haksızlık olur. Ancak mesele, istisnaların varlığı değil; o istisnaların neden kural hâline gelemediğidir.

Yeni yüzler, gençler ve yetenekli insanlar ön planda olacağına blokaj taşı, dolgu malzemesi muamelesi görüyor.

Sonra da gençlerin neden inisiyatif alamadığını, neden risk üstlenmediğini, neden üretmek yerine beklemeyi tercih ettiğini tartışıyoruz.

Bir düşünün!

Bilgisayar kullanamayan genel müdür, üç dil bilen uzmana tekmil verdiriyor!

Bilenle bilmeyen bir değil, elbette! Ne var ki bizde bilmeyenler önde, göz önünde ve gözde; bilenler ise çoğu zaman gölgede!

Saçmalık burada, tuhaflık burada, garabet burada!

Adına ne derseniz deyin, bu yol yol değil!

Üst Brütüs, kamuda ast Sezar olsa ne fayda?

Özel sektörde durum kısmen daha iyi görünse de aynı zihniyet hatası orada da karşımıza çıkıyor.

Yetenekten çok sadakatin, sonuçtan çok ilişkinin, üretimden çok görüntünün ödüllendirildiği yerde verimlilik de sürdürülebilir başarı da yara alıyor.

Türk iktisadının arzu edilen ölçüde gelişememesinin nedenlerinden biri de belki tam burada yatıyor: Yanlış insanlarla doğru işler yapmaya çalışmak!

Prototiplere alışmışlar, prototiplerden proje bekliyorlar!

Bunlardan büyük projeler, özgün fikirler, çığır açan hamleler beklemeyin. Bekleyen varsa kusura bakmasın ama saflık ediyor!

Çünkü mesele yalnızca insan yetiştirmek değil; yetişmiş insanın önünü açacak bir yapı kurabilmek.

Yetenekli insanı susturan, genç insanı bekleten, liyakatli insanı gölgeleyen ve itirazı sadakatsizlik sayan bir düzen, kendi geleceğini de bloke eder.

Söğüt dalından odun olmaz!

Zira yapı müsaade etmez!

Numan CENGİZ

İlahiyatçı Araştırmacı Yazar

Yorumunuzu Yazın

Yorumlar(0)

Henüz yorum yok.

Yorumlar kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan İZVERİ sorumlu değildir. Hukuka aykırı, nefret içeren veya hakaret barındıran yorumlar kaldırılabilir.

3 dk