MESUT DEĞER’İN ANNESİ HACI FATMA DEĞER’E RAHMETLE…
Değerli ağabeyim, bir dönem CHP Genel Sekreter Yardımcılığını ve Diyarbakır milletvekilliği yapan Mesut Değer’in annesi Hacı Fatma Değer’in vefatını, kendisinin kaleme aldığı yazıyı okurken öğrendim.
Kıymetli annesine Allah’tan rahmet, Mesut ağabeyime, ailesine ve bütün sevenlerine sabır ve başsağlığı diliyorum.
Ruhu şad, mekânı cennet olsun.
Mesut ağabeyin yazısını okurken kendi annemin acısı da yeniden yüreğime dokundu.
Annemi Diyarbakır Devlet Hastanesi’nde kaybettiğimde aradığım ilk kişilerden biri Mesut ağabeydi.
O gün annemin acısıyla ne yapacağımı düşünürken kendisinden cenaze aracı için yardım istemiştim.
Bugün onun annesine yazdığı satırları okurken, iki evladın aynı tarifsiz acıda buluştuğunu hissettim.
Çünkü insan kaç yaşına gelirse gelsin, annesinin yanında hep çocuktur.
Anne gidince yalnızca bir insanı değil, çocukluğunun sığınağını, geçmişinin en güvenli limanını da kaybeder.
Mesut ağabeyin annesinin, onun hukuk fakültesini kazanabilmesi için hasır bileziğini vermesi; yıllarca kayıp oğlu Metin’in yolunu gözlemesi ve son günlerinde yine onun adını anması, bir annenin sevgisini ve fedakârlığını anlatan unutulmaz hatıralar…
Annesinin vefatının ardından alnını öperken söylediği şu söz ise insanın yüreğine işliyor:
“Yolun açık olsun annem…”
Mesut ağabey, anneniz size yalnızca bir ömürlük hatıra değil; insanlığı, vicdanı ve fedakârlığı da emanet etmiş. Eminim ki hangi yaşta olursanız olun, onun evladı olarak kalacaksınız.
Ben de kendi annesinin yokluğunu yüreğinde taşıyan bir evlat olarak acınızı paylaşıyorum.
Allah Hacı Fatma Değer annemize rahmet eylesin. Mekânı cennet, makamı âli olsun.
Anneler gidiyor; ama bize öğrettikleri insanlık, sevgileri ve hatıraları yaşamaya devam ediyor.
Annem Yoksa Şimdi Büyüdüm…
Mesut Değer
İnsan kaç yaşına gelirse gelsin, annesinin yanında hep çocuktur. Hayatın bütün yollarından geçse, nice sorumluluklar üstlense de annesinin gözlerinde hep o ilk günkü çocuktur. Çünkü annesi hayattayken dünyanın bir yerinde sığınabileceği bir kapı, kendisini herkesten önce anlayacak bir yürek vardır.
Ben Mesut Değer… Avukat, araştırmacı yazar, milletvekilliği yapmış bir insanım. Hayatım boyunca başkalarının sorunlarına çözüm bulmaya, insanların derdine ortak olmaya çalıştım. Ama bütün bunların ötesinde, doksan dört yaşındaki annesinin gözlerinin içine baktığında hâlâ onun çocuğu olan biriydim.
Şimdi annem yok.
Ve ben, ilk defa gerçekten büyüdüğümü hissediyorum.
Annem Hacı Fatma Değer, on dokuz erkek ve sekiz kız evladın annesi, yüzlerce torunun ninesiydi. Ailemizin hafızası, evimizin bereketi, herkese açık kapımızın ardındaki merhametti. Onu anlatmak için yalnızca büyüttüğü çocukları saymak yetmez. Onu asıl anlatan, kendi imkânlarından vazgeçerek evlatlarının geleceğine nasıl sahip çıktığıdır.
Bir annenin verdiği emek
1980 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesini kazandım. Eğitimimi sürdürmem için en çok çırpınan kişi annemdi. Elindeki Diyarbakır hasır bileziğini bile bana verdi.
Bir annenin kolundaki bilezik yalnızca altın değildir; yılların emeği, hatıraları ve hayalleri demektir. Annem o bileziği bana verirken geçmişinden bir parçayı geleceğime emanet ediyordu.
Hukuk fakültesini bitirdim, siyasete girdim ve insanların sorunlarıyla ilgilenmeye çalıştım. Bütün bunların arkasında annemin bana öğrettiği değerler vardı: Büyüklere saygı göstermek, küçüklere sevgiyle yaklaşmak, insanların yardımına koşmak ve kimsenin hakkını yememek.
Annem bana bir meslekten önce insan olmayı öğretti. Bugün sahip olduğum hiçbir unvanın, onun bana kazandırdığı ahlakın önüne geçemeyeceğini biliyorum.
Bir annenin hiç dinmeyen özlemi
Annemin hayatındaki en derin yaralardan biri, oğlumuz Metin'in kayboluşuydu. Metin 1988 yılında kırsala gitmişti. 1993 yılında öldüğü bilgisi ortaya çıkmış, ancak ölümünün kamuoyuna açıklanması 2015 yılını bulmuştu.
Annem bütün bu yıllar boyunca oğlunun bir gün döneceğine inandı. Ahmet Kaya'nın “Ağlama Anne” diye bilinen türküsünü dinlediğinde ağlardı. Acısını çoğu zaman içine atar, ailesine yansıtmamaya çalışırdı.
Bir anne bazen ailesini ayakta tutabilmek için kendi yıkıntılarının üzerinde durur.
Annemin yaşamının son günlerinde, yoğun bakımda tekrar tekrar söylediği bir isim vardı:
“Metin… Metin…”
Doksan dört yaşındaki annem, bedeninin gücünü kaybettiği o günlerde ömrünün en eski acısına sesleniyordu. Aradan kaç yıl geçerse geçsin, evlat annesinin yüreğinde hep evlattır.
Annemin bu özlemi onunla birlikte toprağa gitti. Ancak hikâyesi ailemizin hafızasında yaşamaya devam edecek.
Herkese açık bir kapı
Babam Hasan Değer'in siyasi hayatı boyunca annem, ailenin görünmeyen emeğini taşıdı. Ülkenin farklı siyasi çevrelerinden pek çok insanı evimizde ağırladı, sofralar kurdu, geleni geri çevirmedi.
Ancak annem yalnızca bir siyasetçinin eşi değildi. Kendi düşünceleri, merakı ve dünyası olan bir kadındı. İlkokul mezunu olmasına rağmen Türkçenin yanı sıra Kürtçe, Arapça, Zazaca ve Latince biliyor; televizyonlardaki tartışma programlarını izliyor, ülkenin meselelerini yakından takip ediyordu.
Bir gün hastanede, bir psikiyatri hocasından annemin ruhsal durumunu değerlendirmesini istedim. Doktor, annemin yıllarca içine attığı acıları anlatabileceğini söylediğinde annem şu cevabı verdi:
“Seni tanımıyorum ki paylaşayım.”
Bu cümle onun karakterini özetliyordu. Herkesi dinleyen, herkesin derdine koşan annem, kendi acısını paylaşmak için güven ve yakınlık arıyordu.
Son bakış
Haziran 2026'da annemin kalça kemiği kırıldı. Ameliyatın ardından sağlığı giderek kötüleşti ve eylül ayının başında yoğun bakım süreci başladı. Kırk gün boyunca yanından ayrılmadım.
Bedeninin hareket kabiliyeti azalmış, konuşması zamanla kaybolmuştu. Ancak gözleri hâlâ konuşuyordu. Hayatı boyunca ibadet etmiş, Kur'an'ı ezberlemiş annem son günlerinde de Allah'ın adını anıyor, geçmişte kaybettiğimiz yakınlarımızı hatırlıyordu.
Bir gün gülümseyerek, “Ben gidiyorum,” dedi.
Bu sözün ne kadarını bilinçli söylediğini bilmiyorum. Ama hafızama kazındı.
Son gününde uzun uzun bakıştık. Bana yıllarca yol gösteren, zor zamanlarımda varlığıyla güç veren kadın karşımdaydı. Ona söylemek istediklerimi kelimelere dökemiyordum.
Öğle vakti içime tarif edemediğim bir his çöktü. Annemin sırtındaki yaraların pansumanı yapılacaktı. Bir süreliğine odadan çıktım.
Döndüğümde annem vefat etmişti.
Morgda alnını öptüğümde, “Yolun açık olsun annem,” diye mırıldandım.
Annemin gözleri kapandığında hayatımın bir dönemi de kapandı. Çünkü anne kaybı yalnızca bir insanın kaybı değildir; çocukluğunun tanığı, geçmişinin canlı hafızası ve seni sen yapan hikâyenin en eski anlatıcısı da gider.
7 Ekim 2026'da doksan dört yıllık ömrünü tamamlayan annemin ardından Diyarbakır'da üç gün boyunca taziyemiz oldu. On binlerce insan geldi. İnsanların anlattığı hatıralar, annemin yalnızca bizim ailemizin değil, pek çok insanın hayatının da bir parçası olduğunu gösteriyordu.
Fakat hiçbir kalabalık, bir evladın içindeki boşluğu dolduramıyor. Kalabalıklar bir insanı uğurluyor, ama özlem tek başına yaşanıyor.
Annem yoksa şimdi büyüdüm
Annem hayattayken, bütün sorumluluklarımın ve unvanlarımın ötesinde kendimi hâlâ onun çocuğu olarak hissedebildiğim bir yer vardı. Başarılarımı anlatabileceğim, üzüntülerimi paylaşabileceğim, bir karar verirken fikrini sorabileceğim bir anne…
Şimdi o yok. Ama bana öğrettikleri var: İnsanlara karşı sorumluluğum, adalete olan inancım ve başkalarının derdine kayıtsız kalmama çabam.
Kendime verdiğim söz, annemin bana emanet ettiği vicdanı ve insanlığı yaşatmak.
Yine de bazen telefonun öbür ucunda sesini duymak, bir haber aldığımda ona anlatmak, hiçbir şey söylemeden yanına oturmak istiyorum. İnsan annesini kaybedince yalnızca onunla konuşma imkânını değil, yanında susabilmenin huzurunu da kaybediyor.
Annem Hacı Fatma Değer, bize yalnızca bir aile tarihi değil, yaşanmış bir ahlak bıraktı. Onun bana verdiği hasır bilezik, bir annenin evladının geleceğine duyduğu inancın ve fedakârlığın simgesi olarak kalacak.
Ben Mesut Değer'im. Hayat bana nice sorumluluk yükledi. Ama annem hayattayken, bütün bunların ötesinde onun çocuğuydum.
Anneciğim…
Sen bana okumayı, insan olmayı, başkalarının derdine koşmayı ve vicdanla yaşamayı öğrettin. Şimdi sensizliğin içinde, senden öğrendiklerimle yaşamayı öğreneceğim.
Allah sana rahmet eylesin, mekânın cennet olsun.
Ben büyüdüm anne…
Ama keşke biraz daha çocuğun olarak kalabilseydim.





