İZVERİ

Köşe yazısı

BEN DE AKP’YE GEÇİYORUM!

Ben de AKP’ye geçiyorum! Hazır siyaset transfer sezonuna dönmüşken ülkenin tapusunu da devredelim; seçim masrafından kurtulalım.

Yayınlandı: 18 Eylül 2026 09:59

Güncellendi: 9 Ekim 2026 05:11

Paylaş

BEN DE AKP’YE GEÇİYORUM!

Kararımı verdim.

Ben de AKP’ye geçiyorum.

Hazır memlekette geçişler bu kadar kolaylaşmışken daha fazla direnmenin ne anlamı var?

Belediye başkanı geçiyor.

Milletvekili geçiyor.

Dün meydanlarda AKP’ye karşı oy isteyenler, bugün rozet takıyor.

Seçmen sandığa gidiyor, oyunu veriyor; birkaç ay sonra bir bakıyor ki oyu, kendisinden önce başka partiye geçmiş.

Demokrasi de çağ atladı tabii.

Eskiden seçmen parti değiştirirdi.

Şimdi seçmenin haberi olmadan oyu parti değiştiriyor.

Madem sistem böyle işliyor, ben niye geride kalayım?

Ben de AKP’ye geçiyorum.

Hatta siz de geçin.

Mahallece geçelim.

Apartman yönetimini toplayalım, oy birliğiyle AKP’ye geçelim.

Bakkal geçsin.

Kasap geçsin.

Berber geçsin.

Site yönetimi geçsin.

Muhtarlık geçsin.

Futbol kulüpleri geçsin.

Dernekler, vakıflar, odalar geçsin.

Yetmez.

Merkez Bankası geçsin.

TÜİK geçsin.

Üniversiteler geçsin.

RTÜK geçsin.

TRT geçsin.

Gerçi burada insan ister istemez duruyor:

Bazılarının ayrıca geçmesine gerçekten gerek var mı?

Neyse…

Biz konumuza dönelim.

Bence işi yarım bırakmayalım.

Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü’nde büyükçe bir dosya açalım.

Taşınmazın cinsi:

Türkiye Cumhuriyeti.

Yüzölçümü:

783.562 kilometrekare.

Maliki:

AKP.

Şerhler hanesine de yazalım:

“Seçmen iradesi vardır, ancak devir işlemlerine engel değildir.”

İşte o zaman rahatlarız.

Her seçimde sandık kurmaya da gerek kalmaz.

Mürekkep masrafı yok.

Pusula masrafı yok.

YSK masrafı yok.

Miting yok.

Seçim otobüsü yok.

Vatandaşın pazar günü erkenden kalkıp okul sırasında beklemesine hiç gerek yok.

Nasıl olsa sen A’ya oy veriyorsun, seçtiğin kişi bir süre sonra B’ye geçebiliyor.

O hâlde sandığı neden araya sokuyoruz?

Doğrudan rozet töreni yapalım.

Demokrasinin yeni tanımını da çocukların yurttaşlık bilgisi kitaplarına yazalım:

“Egemenlik kayıtsız şartsız rozet takanındır.”

Hatta seçim pusulasını da sadeleştirebiliriz.

Partilerin altına küçük bir dipnot:

“Bu tercih, seçim gecesi itibarıyla geçerlidir. Adayın ilerleyen tarihlerde başka bir siyasi partiye geçmesi hâlinde seçmenin onayı aranmaz.”

Ne güzel sistem.

Telefon tarifesi değiştirirken müşteriye soruyorlar.

Bankada otomatik ödeme talimatı verirken onay istiyorlar.

İnternette çerez kabul ederken bile “Kabul ediyor musunuz?” diye soruyorlar.

Ama sizin oyunuzla belediye başkanı olan biri parti değiştirirken size sorulması gerekmiyor.

Çünkü demokrasi ciddi iştir.

Fazla seçmen katılımı sistemi yorar.

Oysa mesele yalnızca kimin hangi partiye geçtiği değildir.

Asıl soru şudur:

Bir siyasetçi, seçmenin kendisine belirli bir parti ve program altında verdiği yetkiyi, yanında taşıyabileceği kişisel bir bavul gibi görebilir mi?

Hukuken parti değiştirebilir.

Ama siyasetin yalnızca hukuku yoktur.

Bir de ahlakı vardır.

Bir de temsil sorumluluğu vardır.

Bir de sandıkta seçmenle kurulmuş bir söz vardır.

Çünkü belediye başkanlığı koltuğu şahsi tapulu arazi değildir.

Milletvekilliği de devren kiralık dükkân değildir.

Seçmenin verdiği yetki, gerektiğinde cebine koyup başka partiye götüreceğin bir promosyon kuponu hiç değildir.

Ama madem yeni siyasetimiz böyle…

Direnmenin anlamı yok.

Ben AKP’ye geçiyorum.

Siz de gelin.

Hep beraber geçelim.

En son ülkenin tapusunu da devredelim.

Sonra meydanlara kocaman bir tabela asalım:

“DEVREN DEMOKRASİ
SAHİBİNDEN
SEÇMENLE MUHATAP OLUNMAZ.”

Belki o zaman şu meşhur “istikrar” meselesini de kökünden çözmüş oluruz.

Kimse parti değiştirmez.

Çünkü değiştirecek başka parti kalmaz.

Hakan URUN
18 Eylül 2026

Yorumunuzu Yazın

Yorumlar(0)

Henüz yorum yok.

Yorumlar kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan İZVERİ sorumlu değildir. Hukuka aykırı, nefret içeren veya hakaret barındıran yorumlar kaldırılabilir.

3 dk