BU ROZETLER NEDEN DEĞİŞİYOR? HESAP VERİN!
CHP'DEN AK PARTİ'YE GİDEN BAŞKANLAR, MECLİS ÜYELERİ VE “DEĞİŞİM” DİYE PAZARLANAN SİYASETİN AĞIR FATURASI
Artık yeter!
CHP'nin seçtiği belediye başkanları AK Parti'ye geçiyor.
Belediye meclis üyeleri peşlerinden gidiyor.
İstanbul'da belediye meclislerinin aritmetiği değişiyor.
CHP'nin yıllarca emek verdiği siyasi kaleler birer birer tartışmaya açılıyor.
Ve bütün bunların karşısında hâlâ aynı cümleleri dinliyoruz:
“Baskı var.”
“İktidar zorluyor.”
“Başkan kendi kararını verdi.”
“Bunlar kişisel tercihler.”
Hayır!
Bu kadar kolay değil.
Milletin verdiği oyla seçilmiş bir belediye başkanı, iki yıl sonra başka partinin rozetini takıyorsa, önce o başkanı kim aday yaptı diye soracağız.
Sonra:
Kim destekledi?
Kim referans oldu?
Kim adaylık kararını verdi?
Hangi kriter uygulandı?
Hangi siyasi ilişki etkili oldu?
Adayın parti aidiyeti araştırıldı mı?
Beş yıllık görev süresi boyunca bu insanlarla kim ilgilendi?
Ve en önemlisi:
CHP BU İNSANLARI NEDEN KENDİSİNDE TUTAMADI?
İşte hesap burada başlayacak.
BAŞKAN GİDİYOR, MECLİS ÜYESİ GİDİYOR, ÖZEL VE İMAMOĞLU HÂLÂ “DEĞİŞİM” DİYOR!
Bir belediye başkanının parti değiştirmesi tek başına bile ciddi bir siyasi meseledir.
Ama başkanın arkasından belediye meclis üyeleri de gidiyorsa, artık “kişisel tercih” diyerek geçiştiremezsiniz.
Çünkü orada siyasi aidiyet çözülmüştür.
İstanbul'da bunu gördük.
Tuzla'da gördük.
Çekmeköy'de gördük.
Şile'de gördük.
Üsküdar'da gördük.
Başkanlar gitti.
Meclis üyeleri gitti.
Siyasi dengeler değişti.
Ve CHP yönetimi seyrediyor.
Peki sormayalım mı?
BU İNSANLARI KİM SEÇTİ?
AK Parti mi?
Hayır.
CHP!
CHP'nin aday listeleriyle çıktılar.
CHP'nin oylarıyla seçildiler.
CHP örgütünün çalışmasıyla kazandılar.
CHP seçmeninin oyuyla koltuğa oturdular.
Şimdi başka partinin rozetini takıyorlar.
O halde sadece gidenlere değil, getirenlere de hesap soracağız.
ÖZGÜR ÖZEL'E SORUYORUZ: BU ADAYLARI KİM BELİRLEDİ?
Sayın Özgür Özel!
Artık açıklama yapmanın zamanı geldi.
“Baskı vardı” demek yetmez.
“Başkan kendi kararını verdi” demek yetmez.
“AK Parti transfer yaptı” demek hiç yetmez.
Bunların hepsi olabilir.
Ama önce kendi sorumluluğunuzu anlatın.
Bu adayları siz belirlemediniz mi?
Bu adayların arkasında siz durmadınız mı?
Bu isimleri seçmenin karşısına siz çıkarmadınız mı?
O halde bugün:
“Neden gittiler?”
sorusuna cevap vermek zorundasınız.
İMAMOĞLU'NA DA AYNI SORUYU SORUYORUZ
Ekrem İmamoğlu!
“Değişim” hareketinin en önemli siyasi aktörlerinden biriydiniz.
Kılıçdaroğlu'nun değişmesi gerektiğini savundunuz.
CHP'nin yeni bir anlayışa kavuşması gerektiğini söylediniz.
Yeni kadrolardan söz ettiniz.
Yeni siyaset dediniz.
Peki bugün?
CHP'nin seçtiği belediye başkanları AK Parti'ye gidiyor.
Meclis üyeleri gidiyor.
Örgütler tartışılıyor.
Adaylık süreçleri tartışılıyor.
Ve siz hâlâ “değişim” diyorsunuz.
O halde soruyoruz:
DEĞİŞİMİN SONUCU BU MU?
Eğer değilse:
Nerede hata yaptınız?
KILIÇDAROĞLU'NU DEVİRDİNİZ, ŞİMDİ FATURAYI KİME KESECEKSİNİZ?
Kılıçdaroğlu'nun hataları vardı.
Bunu inkâr etmiyoruz.
Ama Kılıçdaroğlu artık CHP'yi yönetmiyor.
Bugünkü adayları o belirlemedi.
Bugünkü belediye başkanlarını o seçmedi.
Bugünkü meclis listelerini o hazırlamadı.
Bugünkü siyasi stratejiyi o kurmuyor.
O halde artık her başarısızlığın faturasını Kılıçdaroğlu'na kesme kolaycılığından vazgeçin.
Bugünün hesabını bugünün yöneticileri verecek.
Çünkü “değişim” diyerek yönetimi siz aldınız.
Şimdi değişimin sonuçlarını da siz açıklayacaksınız.
YAPAY ZEKÂ MI SEÇTİ, SİZ Mİ SEÇTİNİZ?
Bir de aday belirleme meselesinde teknolojiye sığınma modası çıktı.
Yapay zekâ kullanılabilir.
Anket yapılabilir.
Veri analiz edilebilir.
Ama şunu kimse unutmasın:
Yapay zekâ siyasi sorumluluk taşımaz.
Bir belediye başkanı yanlış çıkarsa algoritma istifa etmez.
Bir başkan AK Parti'ye geçerse yapay zekâ basın toplantısı düzenlemez.
Bir meclis grubu çözülürse bilgisayarın önüne sandık koymazsınız.
Siyasi kararın sorumlusu insandır.
Dolayısıyla:
“Yapay zekâ böyle önerdi.”
siyasette mazeret değildir.
Adayı siz seçtiniz.
Kararı siz verdiniz.
İmzayı siz attınız.
Hesabı da siz vereceksiniz.
ANKET DE SİYASİ SORUMLULUKTAN KAÇIŞ BİLETİ DEĞİLDİR
Aynı şey anket için de geçerlidir.
“Anketten çıktı.”
Güzel.
Peki anket neyi ölçtü?
Tanınırlığı.
Popülerliği.
O anki seçmen eğilimini.
Ama belediye başkanının beş yıl sonraki siyasi davranışını ölçemez.
Partiye sadakatini garanti edemez.
Kriz anındaki karakterini ölçemez.
İktidar değiştiğinde siyasi pozisyonunun değişip değişmeyeceğini söyleyemez.
O halde aday belirleme işini anket şirketlerine teslim edip sonra sonuç kötü çıkınca:
“Anket yanıldı.”
diyemezsiniz.
Hayır.
Siz yanıldınız.
ADAYLIK MAKAMI PARA VE NÜFUZ İDDİALARININ GÖLGESİNDE KALAMAZ
Gelelim en ağır noktaya.
2026 yılında Özgür Özel ve Veli Ağbaba hakkında, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından adaylık süreçleriyle bağlantılı “zincirleme şekilde rüşvet almak” suçlaması kapsamında soruşturma yürütüldü ve dokunulmazlıklarının kaldırılması talebiyle fezleke hazırlandı.
Savcılık, Antalya Büyükşehir Belediye Başkanlığı adaylığı sürecinde menfaat temin edildiğini iddia ediyor.
Bu, kesinleşmiş mahkûmiyet değildir.
Bunu açıkça söylemek zorundayız.
Ama siyasi açıdan da şunu söylemek zorundayız:
BU İDDİA ÇOK AĞIRDIR!
Çünkü mesele bir ihale değil sadece.
Bir belediye başkanının adaylığıyla ilgili iddiadır.
Yani:
Milletin önüne kimin aday olarak çıkarılacağının para karşılığında belirlenip belirlenmediği iddiasıdır.
Eğer doğru değilse:
Çıkın, bütün belgeleriyle çürütün!
Eğer yanlış anlaşılma varsa:
Açıklayın!
Eğer siyasi komplo diyorsanız:
Belgeleri ortaya koyun!
Ama susmayın.
Çünkü suskunluk siyasi olarak daha büyük bir yara açar.
VELİ AĞBABA MESELESİ DE AYDINLATILMALIDIR
Veli Ağbaba'nın adı bu soruşturma kapsamında geçiyorsa, kamuoyunun sorularının cevapsız kalması kabul edilemez.
Kimse mahkeme yerine geçmiyor.
Kimse “suçlu” ilan etmiyor.
Ama siyasetçi de kamuoyuna karşı sorumludur.
Şu soruların cevabını vermek zorundadır:
Kim kimi aradı?
Kim kimi adaylık için görüştü?
Adaylık sürecinde kim devreye girdi?
Hangi siyasi ilişki kullanıldı?
Para ilişkisi iddiası varsa bunun kaynağı ne?
Yoksa iddia neden ortaya çıktı?
Bunların tamamı açıklığa kavuşmalıdır.
“BENİM ADAMIM” DİYEREK BELEDİYE BAŞKANI SEÇİLMEZ
CHP'nin en büyük hastalıklarından biri budur.
“Benim adamım.”
“Bizim ekipten.”
“Özel'e yakın.”
“İmamoğlu'na yakın.”
“Şu milletvekilinin önerisi.”
“Şu grubun desteği.”
“Şu iş insanının arkasında.”
Bu anlayışın adı siyaset değildir.
Bu, patronaj siyasetidir.
Ve patronaj siyasetinde liyakat ölür.
Örgüt ölür.
Parti kültürü ölür.
Seçmen yalnızca seçim günü hatırlanır.
Sonra da belediye başkanları başka partilere geçince herkes şaşırır.
Neden şaşırıyorsunuz?
Kişisel ilişkilerle kurulan siyasi bağ, kişisel çıkar değiştiğinde kopar.
CHP'NİN SEÇMENİ SİZE OY VERDİ, KİŞİSEL KARİYERİNİZE DEĞİL
CHP'den seçilip AK Parti'ye geçen belediye başkanlarına da söyleyecek sözümüz var.
Sizi seçen vatandaşın karşısına hangi partiyle çıktınız?
CHP.
Hangi rozetle oy istediniz?
CHP.
Hangi örgütün desteğini aldınız?
CHP.
Hangi seçmenin oyuyla seçildiniz?
CHP seçmeninin.
Şimdi AK Parti'ye geçiyorsunuz.
Geçebilirsiniz.
Hukuken hakkınız olabilir.
Ama siyasi olarak hesap vermek zorundasınız.
Seçmene borcunuz var.
“Niçin geçtim?”
sorusunun cevabını açıkça vereceksiniz.
MECLİS ÜYELERİ DE HESAP VERMELİ
Aynı şey belediye meclis üyeleri için de geçerli.
CHP listesinden seçildiniz.
CHP seçmeninin oyuyla meclise girdiniz.
Şimdi AK Parti grubuna geçiyorsunuz.
Peki neden?
Kişisel siyasi gelecek mi?
Belediye yönetiminde yaşanan sorunlar mı?
Partiyle anlaşmazlık mı?
İdeolojik değişim mi?
Baskı mı?
Başka bir gerekçe mi?
Açıklayın.
Çünkü seçmenin oyunu alıp sonra başka siyasi adrese geçmek, yalnızca “kişisel tercih” cümlesiyle geçiştirilemez.
YENİ PARTİ'YE DE SORUYORUZ: SİZ NEYİN YENİSİNİ KURUYORSUNUZ?
CHP'den kopan kadroları toplamak yeni bir parti kurmak olabilir.
Ama CHP'nin parçalanmasını başarı hikâyesi gibi anlatmak başka şeydir.
Bir siyasi partinin belediye başkanlarını,
meclis üyelerini,
örgüt yöneticilerini,
milletvekillerini
kendi bünyenize almak elbette siyasetin parçasıdır.
Ama bunun CHP seçmenine nasıl bir gelecek sunduğunu da anlatmak zorundasınız.
CHP'yi parçalayarak mı Türkiye'yi değiştireceksiniz?
Muhalefetin oylarını bölerek mi iktidar olacaksınız?
CHP'nin içinden kadro çekerek mi yeni siyaset kuracaksınız?
Eğer yeni parti gerçekten yeni olacaksa, eski siyasetin hastalıklarını da yanında taşımamalıdır.
YENİ PARTİ YENİ İSİMLER TOPLAMAKTAN İBARET DEĞİLDİR
Yeni parti demek:
Yeni rozet değildir.
Yeni tabela değildir.
Yeni makam değildir.
Yeni siyasi klik hiç değildir.
Yeni parti demek:
Şeffaflık.
Liyakat.
Hesap verebilirlik.
Örgüt demokrasisi.
Açık aday belirleme.
Para ve nüfuz ilişkilerinden uzak siyaset.
Eğer bunlar yoksa, adı ne olursa olsun eski siyasetin başka bir versiyonudur.
KILIÇDAROĞLU NEDEN YENİDEN TARTIŞILIYOR?
Çünkü bugün yaşananlar geçmişi yeniden değerlendirmeye zorluyor.
Kılıçdaroğlu'nun bütün kararlarını savunmak zorunda değiliz.
Ama CHP'nin bir kurum olarak ayakta kalması gerektiğini savunabiliriz.
Partinin tarihsel hafızası olmalıdır.
Örgütü olmalıdır.
Programı olmalıdır.
Kurumsal kimliği olmalıdır.
Parti, belediye başkanlarının kişisel siyasi kariyerlerinden daha büyük olmalıdır.
İşte bugün eksik olan şey budur.
CHP KİŞİLERİN PARTİSİ DEĞİL, TÜRKİYE'NİN PARTİSİ OLMALIDIR
Özgür Özel gelir.
İmamoğlu gelir.
Kılıçdaroğlu gelir.
Başka biri gelir.
Ama CHP kalır.
Asıl mesele budur.
CHP bir kişinin siyasi kariyer planına göre şekillenemez.
Bir belediye başkanının geleceğine göre dizayn edilemez.
Bir genel başkanın çevresindeki dar kadroya teslim edilemez.
Bir siyasi grubun kontenjanına indirgenemez.
CHP, CHP'den büyüktür.
ARTIK ÖZÜR DEĞİL, HESAP VAKTİ
Burada herkesin sorumluluğu var.
AK Parti'ye geçen belediye başkanları:
Hesap verin.
AK Parti'ye geçen meclis üyeleri:
Hesap verin.
Aday belirleyenler:
Hesap verin.
Siyasi referans kullananlar:
Hesap verin.
Para ilişkisi iddiası bulunan süreçler:
Açıklığa kavuşturulsun.
Özgür Özel:
Siyasi sorumluluğunuzu anlatın.
Ekrem İmamoğlu:
Değişim projenizin siyasi bilançosunu ortaya koyun.
Yeni Parti:
CHP'den kopardığınız kadrolarla ne yapmak istediğinizi millete anlatın.
Kimse dokunulmaz değildir.
Kimse eleştiriden muaf değildir.
Kimse “Ben değişim yaptım” diyerek hesap vermekten kurtulamaz.
SON SÖZ: ARTIK MİLLETİN AKLIYLA ALAY ETMEYİN
Millet her şeyi görüyor.
Dün CHP rozeti takanları bugün AK Parti rozetiyle görüyor.
Dün “CHP'nin neferiyim” diyenleri bugün başka partinin saflarında görüyor.
Dün “değişim” diye bağıranları bugün kendi yarattıkları siyasi sonuçların karşısında görüyor.
Adaylık süreçlerinin nasıl tartışmalı hale geldiğini görüyor.
Belediye meclislerinin nasıl değiştiğini görüyor.
İstanbul'da siyasi dengelerin nasıl kırıldığını görüyor.
Ve artık şunu soruyor:
“BİZİM OYUMUZU KİMİN İÇİN KULLANDINIZ?”
İşte cevaplamanız gereken soru budur.
Özgür Özel!
İmamoğlu!
CHP yönetimi!
Yeni Parti!
AK Parti'ye geçen belediye başkanları!
AK Parti'ye geçen meclis üyeleri!
Herkes!
Milletin oyunu kişisel siyasi kariyerinizin sermayesi sanmayın.
Seçmenin oyu sizin malınız değildir.
Belediye sizin tapulu mülkünüz değildir.
Adaylık kimsenin ticari işletmesi değildir.
Parti kimsenin şahsi şirketi değildir.
Ve siyaset hiçbir siyasi grubun özel mülkü değildir.
Eğer adaylık süreçlerinde para ilişkileri olduğuna dair iddialar varsa, sonuna kadar araştırılmalıdır.
Eğer siyasi yakınlık ilişkileri etkili olduysa, kimlerin devreye girdiği açıklanmalıdır.
Eğer yanlış adaylar belirlendiyse, sorumluları çıkıp özür dilemelidir.
Eğer belediye başkanları yanlış seçildiyse, bunun siyasi hesabı verilmelidir.
Eğer meclis üyeleri yanlış listelerden seçildiyse, bunun da hesabı sorulmalıdır.
Ve CHP'den seçilip AK Parti'ye geçenler de seçmene şunu açıkça söylemelidir:
“Sizi CHP adına temsil etmek için aldığımız oyla neden AK Parti'ye geçtik?”
Kaçamak cevap istemiyoruz.
Slogan istemiyoruz.
Bahane istemiyoruz.
Algı istemiyoruz.
AÇIKLAMA İSTİYORUZ.
ŞEFFAFLIK İSTİYORUZ.
HESAP İSTİYORUZ.
Çünkü CHP'nin sorunu artık sadece belediye kaybetmek değildir.
CHP'nin sorunu, seçmenin güvenini kaybetme tehlikesidir.
Ve bunun sorumluluğunu Kılıçdaroğlu'na atarak kurtulamazsınız.
Çünkü bugün karar veren sizsiniz.
Bugün aday belirleyen sizsiniz.
Bugün siyasi düzeni yöneten sizsiniz.
Bugün “değişim” adına ortaya çıkan sizsiniz.
O halde:
DEĞİŞİMİN BAŞARISINI DEĞİL, FATURASINI ANLATIN!
AK PARTİ'YE GEÇENLER HESAP VERSİN!
ADAYLARI BELİRLEYENLER HESAP VERSİN!
PARA VE NÜFUZ İDDİALARI AYDINLATILSIN!
ÖZEL VE İMAMOĞLU SİYASİ SORUMLULUKLARINI AÇIKLASIN!
YENİ PARTİ CHP'Yİ PARÇALAMANIN DEĞİL, YENİ BİR SİYASETİN ADRESİ OLDUĞUNU KANITLASIN!
Ve en sonunda CHP yeniden şunu hatırlasın:
Kılıçdaroğlu gider, Özel gelir.
İmamoğlu yükselir, başkası gelir.
Rozetler değişir.
Genel başkanlar değişir.
Ama CHP kalır.
Çünkü CHP hiç kimsenin şahsi siyasi projesi değildir.
CHP, milyonlarca seçmenin emanetidir.
Ve o emanete ihanet eden kim olursa olsun,
hesap vermek zorundadır.



