İZVERİ

Köşe yazısı

CHP’NİN KURULUŞ DEĞERLERİ NELERDİR?

Geçmişi bugünün penceresinden okumak, tarihin güneşini kendi camımızın rengiyle görmektir! CHP’nin kuruluş değerleri nelerdir? Bu soruya cevap ararken herkes kendi penceresinden…

Yayınlandı: 21 Ekim 2026 00:09

Paylaş

Geçmişi bugünün penceresinden okumak, tarihin güneşini kendi camımızın rengiyle görmektir!

CHP’nin kuruluş değerleri nelerdir?

Bu soruya cevap ararken herkes kendi penceresinden bakıyor; pencerenin camı kadar güneş görüyor!

Kimi kendi ideolojisini tarihe giydiriyor, kimi bugünkü siyasi hesaplarını geçmişin üzerine örtüyor. Böylece tarih, anlaşılması gereken bir hakikat olmaktan çıkıp savunulması gereken bir teze dönüşüyor.

Oysa tarih okuması, bugünün şartlarını geçmişe taşıyarak yapılamaz.

Geçmişi, kendi şartlarından koparıp bugünün kavramlarıyla yargılamak; tarihî gerçekliği anlamaktan ziyade onu yeniden kurgulamaktır.

Tarihi anlamak için bugünden geçmişe hüküm vermek değil, geçmişin şartlarından bugüne ulaşmak gerekir.

Millî Mücadele’yi hangi çerçevede okumalıyız?

Millî Mücadele’yi yalnızca emperyalizme veya kapitalizme karşı yürütülmüş ideolojik bir mücadele biçimine sokmak, tarihî hakikati daraltmak değil midir?

Elbette emperyalist işgalin ve dönemin uluslararası güç mücadelelerinin Millî Mücadele’deki yerini inkâr edemeyiz. Ancak Anadolu’da verilen mücadeleyi yalnızca bir ekonomik sistemin veya ideolojinin karşısında konumlandırmak da doğru değildir.

Asıl mesele, vatanın işgaline, milletin bağımsızlığının ortadan kaldırılmasına ve ülkenin parçalanmasına karşı mücadeleydi.

Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarının önceliği, düşmanın hangi ideolojik etiketi taşıdığı değil, vatanın bağımsızlığına ve milletin geleceğine yönelttiği tehditti.

Düşman, kapitalist olduğu için değil; komünist olduğu için de değil, memleketin bağımsızlığına ve bütünlüğüne kastettiği ölçüde düşmandı.

Burada belirleyici olan, ideolojik sınıflandırmadan önce millî bağımsızlık ve vatanın bütünlüğüydü.

İşgal kuvvetleriyle iş birliği yapan, milletin bağımsızlık iradesine karşı duran ve vatanın parçalanmasına hizmet eden her kim her ne varsa bu mücadelenin karşısında yer aldı.

Mücadelenin iç ve dış boyutunu birlikte değerlendirmek, dönemin şartlarını doğru anlamak bakımından önemlidir.

Millî Mücadele’de din yok muydu?

Vardı!

Hem de dönemin tarihî gerçekliğini görmezden gelinemeyecek ölçüde vardı.

Türkiye Büyük Millet Meclisinin dualarla açılması, dönemin dinî ve toplumsal hassasiyetlerini anlamak bakımından önemli bir göstergedir. Şeyhülislam Dürrizade Abdullah’ın Millî Mücadele aleyhindeki fetvasına karşı Ankara Müftüsü Rıfat Börekçi’nin öncülüğünde hazırlanan karşı fetvaya çok sayıda din âliminin destek vermesi de bu tarihî tablonun önemli parçalarındandır.

Burada gözden kaçırılmaması gereken husus şudur: Millî Mücadele, toplumun dinî hassasiyetlerini yok sayan bir mücadele olarak açıklanamaz. Aksine, dinî makamlar ve âlimler arasında Millî Mücadele’ye ilişkin farklı tutumlar ortaya çıkmış; çok sayıda din adamı bağımsızlık mücadelesini desteklemiştir.

Dolayısıyla din ile Millî Mücadele’yi birbirinin karşısına yerleştiren, dönemin bütün gerçekliğini açıklayamaz.

Cumhuriyet’in kuruluşunu anlamak için hem millî egemenlik fikrini hem de o fikrin toplumla kurduğu tarihî bağı birlikte değerlendirmek gerekir.

Millîlik ve ortak aidiyet meselesi

Millî Mücadele’nin temelinde, bu topraklarda yaşayan insanların bağımsız bir vatan çatısı altında bir arada yaşama iradesi bulunuyordu.

Bu birliktelik, insanların etnik kökenlerinin birbirinden farklı olmasını ortadan kaldırmıyordu. Türk, Kürt, Laz, Çerkes, Arap ve başka kökenlerden gelen insanların ortak bir siyasi gelecek etrafında buluşması, millî birliğin toplumsal boyutunu oluşturuyordu.

Burada millî kimlik ile etnik köken arasındaki ayrımı doğru kurmak gerekir.

Atatürk’ün “Ne mutlu Türküm diyene!” sözü de bu çerçevede değerlendirilmelidir. Sözün merkezindeki “diyene” ifadesi, aidiyeti yalnızca soy bağına indirgeyen bir yorumdan farklı bir anlam taşır.

Bununla birlikte, bu sözün tarihî ve hukuki anlamını değerlendirirken dönemin vatandaşlık anlayışını, uygulamalarını ve anayasal çerçevesini de birlikte ele almak gerekir.

Nitekim 1924 Anayasası’nın 88. maddesi, din ve ırk ayrımı gözetilmeksizin vatandaşlık bakımından Türkiye halkını Türk olarak tanımlamıştı. Bugünkü anayasal çerçevede de 1982 Anayasası’nın 66. maddesi, Türk devletine vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkesin Türk olduğunu düzenlemektedir.

Bu hükümler, vatandaşlık esasına dayanan hukuki bir aidiyeti ifade eder.

Ancak bu aidiyetin toplumsal hayatta farklı etnik kimliklere saygı ve eşit vatandaşlık anlayışıyla birlikte yaşatılması da önemlidir.

Çünkü ortak vatandaşlık, farklılıkları yok saymak değil, farklılıklarla birlikte ortak bir siyasi gelecek kurabilmektir.

Peki, bütün bunların CHP’nin kuruluş değerleriyle ilgisi nedir?

Tam da meselenin özü buradadır!

Cumhuriyet Halk Partisi, 9 Eylül 1923’te Halk Fırkası adıyla kuruldu. Cumhuriyet’in ilanı, altı okun parti programında şekillenmesi ve 1935’te Cumhuriyet Halk Partisi adının benimsenmesi, partinin kurumsal ve ideolojik gelişimindeki önemli aşamalardır.

Cumhuriyetçilik, milliyetçilik, halkçılık, devletçilik, laiklik ve inkılapçılık ilkeleri, CHP’nin tarihî kimliğinin temel başlıklarını oluşturur.

Ancak bu ilkeleri yalnızca bugünkü siyasi tartışmaların kavramlarıyla açıklamak yeterli değildir. Her bir ilkenin hangi tarihî şartlarda ortaya çıktığını, Millî Mücadele ve Cumhuriyet’in kuruluş süreciyle nasıl ilişkilendiğini de anlamak gerekir.

CHP’nin kuruluş değerlerini savunduğunu söyleyenler de eleştirenler de önce şu sorulara cevap vermelidir:

  • Millî egemenlik ve bağımsızlık, günümüz siyasi tartışmalarında ne ölçüde korunuyor?

  • Milliyetçilik, ortak vatandaşlık ve toplumsal birlik anlayışıyla birlikte yorumlanabiliyor mu?

  • Halkçılık, yalnızca siyasi bir söylem mi, yoksa halkın farklı kesimlerini gerçekten temsil etme iddiası mı?

  • Laiklik, dinî inançları ve inanç özgürlüğünü gözeten bir hukuk ilkesi olarak mı, yoksa toplumsal kesimleri birbirinden uzaklaştıran bir siyasi araç olarak mı ele alınıyor?

  • Atatürk’ün tarihî mirası, bugünün siyasi ihtiyaçlarına göre seçilip daraltılmadan, bütünlüğü içinde anlaşılabiliyor mu?

Bu soruların cevapları, yalnızca CHP’nin değil, Türkiye’deki demokrasi ve siyaset anlayışının da niteliğini ortaya koyacaktır.

Kuruluş değerleri, geçmişten devralınan birkaç kavramdan ibaret değildir.

Asıl mesele, o değerlerin tarihî bağlamını doğru anlamak ve bugüne nasıl taşınacağını dürüstçe tartışmaktır.

Çünkü geçmişi bugünün ideolojik kalıplarına hapsetmek, tarihten ders çıkarmak değil; tarihi kendi düşüncemize mahkûm etmektir.

Ve unutulmamalıdır ki bir milletin ortak geçmişi, hiçbir siyasi grubun tekelinde değildir.

— Numan CENGİZ

Araştırmacı İlahiyatçı Yazar

.

Yorumunuzu Yazın

Yorumlar(0)

Henüz yorum yok.

Yorumlar kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan İZVERİ sorumlu değildir. Hukuka aykırı, nefret içeren veya hakaret barındıran yorumlar kaldırılabilir.

4 dk