İZVERİ

Köşe yazısı

CHP’NİN MESELESİ ADAY DEĞİL, YENİDEN PARTİ OLMAKTIR!

CHP’de yeni dönem: Örgüt nasıl değişecek, “arınma” nereye varacak, adaylık nasıl şekillenecek? Asıl soru: CHP yeniden örgüt partisi olabilecek mi?

Yayınlandı: 6 Ekim 2026 08:32

Güncellendi: 9 Ekim 2026 05:11

Paylaş

CHP’NİN MESELESİ ADAY DEĞİL, YENİDEN PARTİ OLMAKTIR!

CHP yeni bir dönemin kapısında.

Fakat bu kez mesele yalnızca genel başkanın kim olduğu, MYK’da kimin bulunduğu, belediye başkanlarının kimlerden seçileceği ya da Cumhurbaşkanı adayının hangi isim olacağı değil.

Asıl mesele çok daha temel:

CHP yeniden örgüt partisi olabilecek mi?

Çünkü yıllardır CHP’nin en büyük sorunlarından biri seçmeninin olmaması değil, seçmeniyle örgütü arasındaki bağın zayıflamasıydı.

Milyonlarca insan CHP’ye oy verdi.

Ama kaçına CHP dokundu?

Kaçının kapısı seçim dışında çalındı?

Kaç esnafın dükkânına gidildi?

Kaç çiftçinin tarlasına oturuldu?

Kaç emeklinin çayı içildi?

Kaç genç yalnızca miting meydanında değil, parti politikalarının hazırlanmasında dinlendi?

İşte yeni dönemin ilk sorusu burada başlıyor.

SANDIK GÖREVLİSİ DEĞİL, MAHALLE ÖRGÜTÜ

Örgütlenme yalnızca seçim günü sandığa müşahit koymak değildir.

Gerçek örgütlenme, seçim olmadığı zaman da mahallede bulunabilmektir.

CHP’nin her mahallede ekonomik, sosyal ve siyasal bir hafıza oluşturması gerekiyor.

Mahalle temsilcisi yalnızca parti binasına üye taşıyan kişi olmamalı.

Mahallesindeki kirayı bilmeli.

İşsiz genci bilmeli.

Kapanan esnafı bilmeli.

Kreşe ulaşamayan anneyi bilmeli.

Emeklinin maaşını, öğrencinin barınma sorununu, çiftçinin maliyetini bilmeli.

Ve bütün bunları genel merkeze taşıyabilecek bir örgüt ağı kurulmalı.

Yani yukarıdan aşağıya talimat taşıyan örgüt yerine, aşağıdan yukarıya siyaset üreten örgüt.

CHP’nin 39. Kurultay bildirgesinde dile getirilen “dijitalleşmiş, veriye dayalı ve katılımcı örgüt” hedefi ancak böyle anlam kazanabilir. (CHP⁠)

Teknoloji örgütlenmenin yerine geçmemeli; örgütlenmenin hafızası olmalı.

Çünkü seçmen bir Excel hücresi değildir.

İnsandır.

ÖNCE ÜYEYİ YENİDEN SİYASETİN ÖZNESİ YAPMAK GEREKİYOR

CHP’nin belki de en büyük reformu burada başlamalıdır.

Üye yalnızca kongrede oy kullanan, delege seçen ya da afiş asan insan olmaktan çıkarılmalıdır.

Politika üretmelidir.

Aday belirlemelidir.

Yerel yönetimi denetlemelidir.

Parti yönetimine soru sorabilmelidir.

Milletvekili ile belediye başkanından hesap isteyebilmelidir.

Çünkü üyeyi siyasetin öznesi yapmadan örgütü güçlendiremezsiniz.

Örgütü güçlendirmeden de iktidar alternatifi yaratamazsınız.

ARINMA KİMDEN, NEYE GÖRE?

Gelelim son dönemin en önemli kavramlarından birine:

Arınma.

CHP yönetimi bunu artık geçici bir disiplin operasyonundan ziyade yeniden yapılanmayla birlikte tarif ediyor; parti sözcülüğünden yapılan son açıklamalarda sürecin 2029’a kadar uzanabileceği açıkça ifade edildi. (CHP⁠)

O halde soru şudur:

Arınmanın ölçüsü ne olacak?

Kişilere göre değişen bir tasfiye mekanizması mı?

Yoksa herkes için geçerli kurumsal ilkeler mi?

Eğer gerçekten temiz siyaset deniliyorsa arınma yalnızca parti içi muhaliflerden, yanlış açıklama yapanlardan ya da hiziplerden ibaret olamaz.

Mal varlığından belediye ihalelerine, aday belirleme süreçlerinden liyakate, parti içi finansmandan akraba kayırmacılığına kadar herkes için aynı şeffaflık standardı kurulmalıdır.

Arınma intikam değildir.

Arınma kurallaşmadır.

İsimleri değil sistemi değiştirmektir.

Aksi takdirde bir kadro gider, başka kadro gelir; düzen aynı kalır.

CHP’nin yıllardır yaşadığı sorunların önemli bir bölümü de zaten budur.

ADAYI KONUŞMADAN ÖNCE NASIL BİR TÜRKİYE’Yİ KONUŞACAĞIZ?

Türkiye siyaseti yıllardır isimlere sıkıştı.

Erdoğan mı?

İmamoğlu mu?

Yavaş mı?

Başka biri mi?

Oysa demokratik bir siyasi parti açısından bundan önce sorulması gereken soru şudur:

Cumhurbaşkanı adayı hangi programın adayı olacak?

CHP 23 Mart 2025’te yapılan ön seçim sonucunda Ekrem İmamoğlu’nu Cumhurbaşkanı adayı ilan etmişti ve 39. Kurultay sonuç bildirgesinde de bu sıfatı açıkça kullanmıştı. (CHP⁠)

Ancak CHP’nin daha sonra yaşadığı olağanüstü parti içi ve hukuki süreçler nedeniyle bugünkü adaylık tartışmasını yalnızca geçmişte alınmış kararla açıklamak yeterli değil.

Çünkü asıl mesele isimden daha büyük.

Türkiye’ye nasıl bir yönetim modeli öneriliyor?

Ekonominin yol haritası nedir?

Yargı nasıl bağımsızlaştırılacak?

Kamu yönetiminde liyakat nasıl kurulacak?

Eğitim nasıl düzeltilecek?

Sosyal devlet nasıl yeniden ayağa kaldırılacak?

Tarım, sanayi, teknoloji, dış politika?

Bunların cevabı verilmeden yalnızca bir kişinin fotoğrafının etrafında seçim kampanyası kurmak, partiyi yeniden aynı kişiselleşmiş siyaset tuzağına sürükler.

CHP’nin ihtiyacı bir aday kampanyasından önce iktidar programıdır.

BELEDİYELERİ SAVUNMAK, BELEDİYE BAŞKANINI SAVUNMAKTAN İBARET DEĞİLDİR

Bir başka büyük mesele de belediyelere yönelik soruşturmalar ve operasyonlar.

CHP bunları siyasi müdahaleler olarak nitelendiriyor ve belediyeler üzerinden seçmen iradesinin hedef alındığını savunuyor. (CHP⁠)

Buna karşı mücadele yalnızca miting meydanlarında verilmez.

Hukukta verilir.

Mecliste verilir.

Uluslararası demokratik platformlarda verilir.

Sokakta verilir.

Ama belki hepsinden önemlisi:

Şeffaf belediyecilikle verilir.

CHP’li belediyelerin bütün önemli ihaleleri, harcamaları, iştirakleri ve atamaları yurttaşın kolaylıkla görebileceği biçimde yayımlanmalıdır.

Çünkü siyasi operasyon iddiasına karşı en güçlü savunmalardan biri, denetlenebilir yönetimdir.

“Bizim belediyemiz” anlayışı yerine:

“Halkın belediyesi; hesabı da halka açık.”

denilebilmelidir.

ÖRGÜT BELEDİYENİN PERSONEL DAİRESİ DEĞİLDİR

Burada CHP’nin yıllardır çözemediği başka bir meseleye geliyoruz.

Parti örgütü ile belediye arasındaki ilişki.

Belediye başkanı örgütün patronu değildir.

İlçe başkanı belediyenin personel müdürü değildir.

Meclis üyeliği sadakat ödülü değildir.

Belediye şirketleri parti kadrolarına iş bulma merkezi değildir.

Örgüt belediyeyi destekler ama gerektiğinde denetler.

Belediye başkanı partinin ilkelerine aykırı davranıyorsa karşısında önce kendi örgütünü bulabilmelidir.

İşte gerçek kurumsallaşma budur.

CHP’NİN YENİ ÖRGÜT MODELİ NASIL OLMALI?

Bence tartışılması gereken model çok açık:

Mahalle → İlçe → İl → Genel Merkez

Ama yalnızca bürokratik bir hiyerarşi olarak değil.

Bilginin, talebin ve siyasetin aşağıdan yukarıya aktığı canlı bir organizma olarak.

Her mahallede düzenli yurttaş toplantıları.

Her ilçede politika masaları.

Gençler, kadınlar, emekliler, işçiler, esnaf, çiftçiler ve meslek örgütleriyle sürekli temas.

Dijital üye platformları.

Üyelerin politika önerilerini oylayabildiği mekanizmalar.

Seçilmişlerin düzenli faaliyet raporları.

Adaylar için liyakat ve etik kriterleri.

Ön seçim.

Görev süresi sınırları.

Şeffaf finansman.

Ve en önemlisi:

Parti içi demokrasi.

Çünkü kendi üyelerine demokrasi sunamayan bir parti, ülkeye demokrasi vaat ettiğinde inandırıcılık sorunu yaşar.

SAHA ÇALIŞMASI FOTOĞRAF ÇEKTİRMEK DEĞİLDİR

Bir başka yanlış da burada yapılıyor.

“Sahaya iniyoruz.”

Siyasette belki de en yanlış cümlelerden biri.

Çünkü halk aşağıda, siyasetçi yukarıda değildir.

Siyaset zaten sahada yapılır.

Pazar ziyaret edip fotoğraf paylaşmak saha çalışması değildir.

Esnaf gezip kameraya el sıkışmak örgütlenme değildir.

Gerçek örgütlenme, aynı sokağa ikinci kez gidebilmektir.

Üçüncü kez gidebilmektir.

Seçim bittikten sonra da gidebilmektir.

Vatandaşın geçen ay anlattığı sorunu hatırlayabilmektir.

İşte o zaman siyaset propaganda olmaktan çıkar, ilişkiye dönüşür.

VE BELKİ DE EN ÖNEMLİSİ: CHP KİMİN PARTİSİ?

Asıl cevaplanması gereken soru budur.

Belediye başkanlarının mı?

Milletvekillerinin mi?

Genel merkez yöneticilerinin mi?

Siyaseti meslek edinmiş kadroların mı?

Yoksa üyesinin, emeklisinin, işçisinin, çiftçisinin, öğrencisinin, öğretmeninin, esnafının; kısacası bu ülkenin demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti idealine inanan yurttaşlarının mı?

Çünkü CHP’nin geleceğini belirleyecek olan yalnızca bir sonraki seçim değildir.

Partinin yeniden kime ait olacağıdır.

Arınma bunun için yapılacaksa anlamlıdır.

Örgüt reformu bunun için yapılacaksa değerlidir.

Kongreler bunun için yapılacaksa gereklidir.

Aday belirleme bunun sonucunda yapılacaksa demokratiktir.

Yok eğer yalnızca isimler değişecek, klikler yer değiştirecek, belediye başkanlarının çevresindeki güç halkaları yeniden kurulacak ve örgüte yine “seçim yaklaşınca sizi ararız” denilecekse…

Bunun adı değişim değildir.

Tabelanın altındaki isimleri değiştirmektir.

CHP’nin bugün önündeki tarihsel fırsat da tehlike de tam burada.

Bir sonraki seçime hazırlanmak kolaydır.

Miting yaparsınız.

Afiş basarsınız.

Aday çıkarırsınız.

Sandık görevlisi yazarsınız.

Ama bir siyasi partiyi yeniden inşa etmek çok daha zordur.

Çünkü bunun için önce iktidarı başkalarından istemeden önce, partinin içindeki iktidarı üyeye vermek gerekir.

CHP’nin gerçek sınavı da budur:

Seçimi kazanabilecek bir parti olmak mı, yoksa Türkiye’yi yönetmeye hazır demokratik bir örgüte dönüşmek mi?

Aslında ikincisini başarabilirse birincisi zaten anlam kazanacaktır.

Çünkü siyaset yalnızca sandığı kazanma sanatı değildir.

İnsanları aynı gelecek fikrinin etrafında örgütleme sanatıdır.

Ve CHP’nin bugün ihtiyacı yeni bir slogan değil;

yeniden örgütlenmiş bir siyasal iradedir.

Hakan URUN

6 Ekim 2026

Yorumunuzu Yazın

Yorumlar(0)

Henüz yorum yok.

Yorumlar kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan İZVERİ sorumlu değildir. Hukuka aykırı, nefret içeren veya hakaret barındıran yorumlar kaldırılabilir.

6 dk