İZVERİ

Köşe yazısı

CHP’NİN RASYONEL HALKÇILIĞI İLE YENİ PARTİNİN POPÜLİZMİ

Popülizm üç temel unsurdan oluşur. Bu unsurlar halk, elitler ve genel iradedir. Popülist siyaset “halk”ı yalnızca nüfusun tamamı olarak değil, çoğunlukla ...

Yayınlandı: 6 Kasım 2026 09:47

Güncellendi: 6 Kasım 2026 12:53

Paylaş

CHP’NİN RASYONEL HALKÇILIĞI İLE

YENİ PARTİNİN POPÜLİZMİ

CHP içinden çıkan iki siyasal hattın (diğeri YENİ Parti) analizi yapıldığında rasyonalite ile popülizmin kullanılmakta olduğunu gözlemliyoruz. 

Önce şu rasyonaliteyi tanımlayalım. Rasyonalite, en genel anlamıyla insanın düşünme, karar verme ve eylemlerini akla, gerekçeye ve tutarlılığa dayandırmasıdır. Yani “neden böyle düşünüyor veya böyle davranıyorum?” sorusuna gerekçeli bir cevap verebilme kapasitesidir. Ama rasyonalite yalnızca “zekâ” değildir. Zeki bir insan irrasyonel kararlar da verebilir. Rasyonalite daha çok gerekçelendirme ile ilgilidir. Örneğin “Bunu istiyorum.” dediğimizde arzu; “Bunu yaparsam şu sonucu elde ederim.” şeklinde yaklaştığımızda araçsal akıl; “Bunu yapmam doğru olur mu?” diye sorduğumuzda normatif/ahlaki akıl; “Bu iddianın kanıtı nedir?” sorusunu sorduğumuzda epistemik rasyonalite ve “Başkaları benim gerekçemi kabul edebilir mi?” diye düşündüğümüzde ise iletişimsel rasyonalite içindeyiz.  Ya da “Seçimi kazanmak için hangi iletişim stratejisi en etkilidir?” sorusu amaçsal rasyonalite sorusudur. Ama “Seçimi kazanmak uğruna hangi araçları kullanmak meşrudur?” sorusu artık yalnızca amaçsal rasyonaliteyle çözülemez; değer ve normatif rasyonalite devreye girer…

Şimdi de popülizmi ele alalım. Popülizm, siyaseti temel olarak “halk” ile “elitler” arasındaki karşıtlık üzerinden kuran bir siyasal mantık ve söylem biçimidir. Ancak popülizmi yalnızca “halka hoş gelen şeyleri söylemek” olarak tanımlamak eksik olur. Siyaset bilimi literatüründe popülizm, özellikle halkın homojen ve ahlaken meşru bir bütün olarak temsil edilmesi ve mevcut elitlerin halkın iradesini gasp ettiği iddiası üzerinden incelenir.

Popülizm üç temel unsurdan oluşur. Bu unsurlar halk, elitler ve genel iradedir. Popülist siyaset “halk”ı yalnızca nüfusun tamamı olarak değil, çoğunlukla “gerçek halk” olarak inşa eder. Halkın karşısına da dönemin siyasal elitleri, ekonomik elitler, bürokrasi, medya, kültürel elitler ve “sistem” gibi aktörler konulabilir. 

Genel iradenin popülist mantıkta temel iddia şudur: “Halkın gerçek iradesi vardır ve mevcut düzen bu iradenin gerçekleşmesini engellemektedir.” 

Popülizm, belirli bir ekonomik veya sosyal sınıfın ideolojisi olmaktan ziyade siyasal özne oluşturma mantığıdır. Popülizmi liberal demokrasinin krizlerine verilen siyasal cevaplardan biri olarak ele alabiliriz. Öte yandan popülizm ile demagoji de aynı şeyler değildir. Kitleleri etkilemek için duygulara, korkulara veya önyargılara yoğun biçimde başvurmak demagojidir. Ancak siyasal alanı halk–elit karşıtlığı üzerinden yeniden yapılandırmak popülizmdir. Dolayısıyla her demagog popülist olmak zorunda değildir; her popülist siyasetçinin kullandığı her söylem de demagoji değildir. 

Bir de sağ ve sol popülizm vardır. Sağ popülizm genellikle halk ile elitler ve dış gruplar/göçmenler karşıtlığı şeklinde kurulabilir. Sol popülizm ise daha çok halk ile ekonomik/siyasal elitler karşıtlığı üzerinden kurulabilir.

Gelelim rasyonalite ile popülizm arasındaki ilişkiye… 

Popülizm çoğu zaman teknokratik rasyonalite ile halkın siyasal iradesi gerilimini ortaya çıkarır. Örneğin teknokratik yaklaşım “Bu politika ekonomik göstergeler açısından en iyidir.” derken, popülist siyaset “Peki bunun toplumsal maliyetini kim taşıyor?” diye sorabilir. Dolayısıyla popülizm her zaman irrasyonalite olarak görülemez. Bazen teknokratik sistemlerin dışarıda bıraktığı temsil, aidiyet ve eşitsizlik hatta tanınma taleplerini siyasal alana taşıyabilir. Fakat popülist mantığın başka bir riski daha vardır. Çoğunluğun iradesini, çoğulculuğun tamamının yerine koymak. Burada da popülizm–demokrasi gerilimi ortaya çıkar. 

Cumhuriyet Halk Partisi Kemal Kılıçdaroğlu ile etik, kurumsal ve stratejik siyaset yaptığı için rasyonel halkçılık çizgisindedir. Yeni Partinin başındaki Özgür Özel ise duygusal, medyatik, tepki odaklı siyaset yaptığı için popülist çizgidedir. 

Meşru siyaset, iletişimsel aklın hâkim olduğu kamusal alanda, tartışmacı ve delillere dayalı uzlaşıyla mümkündür. Fakat popülist dil, kamusal aklın yerine duygusal mobilizasyonu koyar. Bununla birlikte Özgür Özel’in söylemi, popülist, ağ temelli/medyatik, kısa vadeli olarak meşruiyet üretiminin tipik bir örneğidir. Özel’in performatif liderlik tarzı, sembolik sermaye üzerinden hızlı tanınırlık kazanmayı, ancak uzun vadeli kurumsal meşruiyeti zayıflatmayı beraberinde getirir.

Özel’in söylemi, tepki temelli, yüksek tempolu ve duygusal yoğunluk taşıyan bir yapıdadır.
Klasik hitabet biçimleriyle medyatik performansın karışımıdır. Duygusal mobilizasyon (öfke, meydan okuma, kimlik vurgusu) ön plandadır. Kurumsal süreklilikten çok “hareket enerjisi” üretmeye yöneliktir. Dikkat çekici olsa da uzun vadede stratejik istikrar sağlamaz.

Özgür Özel’in politik tarzı, ağ siyaseti paradigmasına yakındır. Meşruiyetinin kaynağı medya görünürlüğü, etkileşim oranı ve anlık tepkilerdir. Örgütsel bağ yerine kişisel ilişki ağları ön plandadır. Tepkisel ajanda yönetimi ve sosyal medya yönelimi hâkimdir. “Etkileşim siyaseti” stratejik kapasitesinin yerini alır. Bu durum, kısa vadede kamuoyu ilgisini çeker; ancak uzun vadede kurumsal kapasiteyi zayıflatır.

CHP’nin tarihsel ideolojisi sosyal demokrat değerler (akıl, etik, planlama, sınıfsal adalet) üzerine kuruludur. Oysa popülizmde bu ilkelerin yerini duygusal karşıtlıklar, kimliksel ayrımlar ve medya enerjisi alır. Özgür Özel’in söylemi, bu eksende bir kaymayı temsil etmektedir.
Bu kayma, partisinde ideolojik belirsizlik ve stratejik savrulma yaratmaktadır. 

YENİ Partinin örgütsel yapısında kişiselleşmiş karar döngüleri ve medya yönelimli gündemler hakimdir. Henüz tam oluşmamış parti kültüründe sembolik çatışma ve performans önceliği mevcuttur. Ancak etik alanı önceliklendirmeyip önemsemediği için (daha çok hatta sadece başarı odaklı olduğu için) kısa vadeli medya başarısının uzun vadeli güveni aşındırması riski büyüktür.

Öte yandan CHP’nin kurumsal sürekliliği etik temellendirme üzerinden sağlandığı için partinin politik kapasitesi anlık etkiyle yer değiştirmez. “Rasyonel halkçılık”, halkla duygusal bağ kurarken aklı, etik değerleri ve kurumsal meşruiyeti birleştiren bir modeldir.
Duygusal popülizme karşı düşünsel sürekliliği savunur. CHP’nin duygudaşlık ve akıl dengesine dayalı söylemi, bilgi temelli dijital iletişimi, kurumsal etik ve kamusal şeffaflık hassasiyeti ve “Halk için akıl, devlet için vicdan” anlayışı temel ilkelerini oluşturur. Bu nedenle ahlaki üstünlüğünü korur. 

YENİ Partinin tepkisel diline karşılık Cumhuriyet Halk Partisinin programatik dili, YENİ Partiyi Genel Başkan merkezli ve Cumhuriyet Halk Partisini ise ilke merkezli bir siyasal modele yerleştirmektedir. YENİ Partinin dijital stratejisi ağ siyaseti, CHP’ninki ise bilgi siyasetidir. Dolayısıyla YENİ Parti etik meşruiyetini başarı ve karşıtlıktan alırken, CHP kurumsal devamlılığından almaktadır. Bu nedenlerden dolayı YENİ Partinin popülizm tuzağından çıkıp CHP’nin akılcı halkçılık zeminine oturması orta vadede bile mümkün gözükmemektedir. Dolayısıyla Özgür Özel’in YENİ Partisinin duygudan akla, popülizmden ilkeye geçmesi çok zordur. Özgür Özel’in politik enerjisi, YENİ Partinin gençlik damarını temsil edebilir ancak bu enerjinin kurumsal akılla dengelenmesi gerekir. 

Oysa CHP’nin geleceği öfke değil akıl, tepki değil ilke, medya değil stratejidir. Rasyonel halkçılık, duyguyu akılla, halkı etikle buluşturan yeni siyasal hattır.

Özgür Özel’in söylemi yüksek duygusal enerji ve performans gücü barındırsa da seçmende kısmi tepkisel duyguyu yakalar fakat mantıksal nitelik açısından zayıftır. Özel’in söylemi aynı zamanda mantıksal olarak şu zaafları taşır: 

(1) Argümantatif zayıflık (yani lafı var, ama dayanağı/gerekçesi yok). Yani söylem, sloganlaşmış cümleler üzerinden yürüyor (“Değişim şart”, “Halkın sesi biziz”). Ancak bu sloganlar nedensel açıklama veya kanıt temelli çıkarım içermemektedir. Bu durum, akıl (logos) eksikliğine yol açar. 

(2) Karmaşık sorunları ikileme indirger. Yani ekonomik, örgütsel ya da ideolojik problemler “ya değişim ya çöküş” ikilemiyle sunuluyor. Bu, düşünsel derinliği daraltır ve tartışmayı düşünsel değil duygusal tercihe zorlamaktadır. 

(3) Tutarlılık sorunu oluşturur. Yani aynı konuşmada hem “halkın sesi” hem de “parti disiplini” vurgusu yapılabiliyor. Bu, retorik olarak esnek ama mantıksal olarak çelişkilidir. Sonuç olarak Özgür Özel’in söylemi, mantıksal akıl yürütme yerine duygusal çağrışımlar üzerinden işleyen bir popülist retoriğe sahiptir. Duygu yaratır ama mantık ve güvenden yoksundur. 

Özgür Özel’in popülist duygusal söyleminin riskleri, halkın duygularına dokunmakta etkili ancak bu duygusallık üç yönden problemli hale gelebiliyor. 

(1) Rasyonel kamu aklını zayıflatır. Bu da demokrasinin temel gücü, rasyonel iletişime zarar verir. Çünkü Özel’in dili, “halkın öfkesi”, “örgütün morali”, “duygusal sahiplenme” üzerine kuruludur. Böylece siyasal tartışma rasyonel uzlaşıdan çok duygusal kutuplaşmaya evrilmektedir. 

(2) Tarihsel ve devlet aklına dayanmadığından kurumsal sürekliliği aşındırır ve bireyselleşmiş-ajitatif dili, partisini duygusal liderliğe bağımlı hale getirir. 

(3) Toplumsal karmaşayı basitleştirir. “Halk istiyor” veya “örgüt ayağa kalktı” gibi genellemeler, toplumun çeşitliliğini perdeleyerek tek bir duygusal özne yaratır. Bu, düşünsel olarak tek tip bir halk imgesi üretir. Bu siyasi söylem aynı zamanda gerçeklik yerine algı yönetimi, kamu dilinin yozlaşması ve uzun vadede de ise kamusal rasyonelliği duygusal manipülasyona açık hale getirir. Sonunda ahlaki tutarsızlık riski oluşur. 

Özgür Özel’in CHP’den ayrılması; CHP’nin parti kimliği ile söylemi arasındaki gerilim ortadan kaldırdı. Çünkü CHP’nin ideolojik kimliği “rasyonel, laik, modernist” çizgideyken, Özel’in dili “duygusal, mitingsel, kolektif ajitasyon” ekseninde seyrediyordu. CHP, kurumsal gelenekten bireysel performansa kayacaktı. Çünkü Kılıçdaroğlu’nun dürüstlüğü, kurumsal dili, teknik aklı ve sakinliği yerini Özel’in sahne diline, bireyselliğine ve sembolik temsiline bırakacaktı. Sonunda parti “kurumlar partisi” olmaktan çıkıp “liderin sesi” partisine dönüşürdü. Siyasi etki bakımından CHP belki kısa vadede dinamizm yaratırdı ancak uzun vadede fikrî derinliği ve programatik tutarlılığı aşınırdı. 

Özgür Özel’in mevcut YENİ Parti çizgisi yapısal değil, taktiksel bir muhalefet yürütüyor. Emek-sermaye çelişkisi yeterince adlandırılmıyor. Karşı-hegemonya yaratacak entelektüel, kültürel, örgütsel uzun vadeli bir programı da yoktur.

CHP’nin rasyonel halkçılığı, halkı siyasetin nesnesi değil öznesi olarak görerek aklı, kurumu ve kamusal yararı halkın iradesiyle buluşturmayı; YENİ Partinin popülizmi ise halk adına konuşarak siyaseti kurumsal akıldan koparıp doğrudan lider–kitle ilişkisine indirgemeyi ifade eder.

İnsan, başkasının düşüncesini sorgulamadan kabul eden bir özne olmamalıdır. Aydınlanma, kişinin kendi aklını kullanma cesaretidir. Popülist siyasette liderin iradesinin sorgulanamaz hâle gelmesi, bu özerkliğin önünde bir engel oluşturabilir.

Siyaset sadece iyi niyetle yürütülemez. Eylemin öngörülebilir sonuçları ve toplumsal maliyetleri de hesaba katılmalıdır. Çünkü sorumluluk etiği, siyasal kararın sonuçlarını üstlenme zorunluluğunu doğurur.

Meşru siyasal karar, yalnızca çoğunluğun desteğine değil, özgür ve eşit katılımcıların gerekçeli tartışmasına da dayanmalıdır. Çünkü iletişim, ikna ve karşılıklı anlama/anlaşma üretmelidir; manipülasyon değil.

Olgusal hakikat, siyasal kanaatlerden farklıdır. Bir toplumda ortak gerçeklik zemini ortadan kalktığında kamusal tartışma ve demokratik yargılama da zarar görür.

Demokratik akıl veya demokrasi yalnızca seçim mekanizması değildir. Toplumun sorunları birlikte araştırdığı, deneyimden öğrendiği ve kararlarını gerektiğinde değiştirdiği bir kamusal öğrenme sürecidir.

Rasyonalitenin popülizme üstünlüğü üç yönden ortaya konulabilir.

Birincisi: Hakikat ve kanaat arasındaki gerilimdir. Popülist siyaset, çoğunluğun kanaatini hakikatin yerine koyma eğilimi gösterebilir. Oysa bir önermenin çok sayıda insan tarafından kabul edilmesi, onu doğru yapmaz.

İkincisi: Temsil ve müzakere arasındaki gerilimdir. Bir liderin halk adına konuşması, halkın kendi içinde farklı düşüncelere sahip olduğu gerçeğini ortadan kaldırmaz. Demokratik rasyonalite, halkı tek bir iradeye indirgemek yerine çoğulluğu kurumsallaştırır.

Üçüncüsü: Duygu ve akıl arasındaki gerilimdir. Siyaset duygulardan arındırılamaz. Öfke, umut, korku, dayanışma ve aidiyet siyasal yaşamın parçalarıdır. Fakat duyguların siyasal kararları tek başına belirlemesi, eleştirel düşüncenin alanını daraltabilir. Dolayısıyla rasyonalite, duyguyu ortadan kaldırmak değil, duyguyu düşünce ve kamusal sorumlulukla ilişkilendirmektir.

Rasyonalitenin popülizme üstünlüğü, aklın halka, uzmanlığın topluma veya seçkinlerin sıradan insanlara üstünlüğü anlamına gelmez. Buradaki temel mesele, siyasal kararların hangi ilkelere dayanarak üretileceğidir: Duygusal mobilizasyon ve çoğunluk iradesi mi, yoksa eleştirel akıl, kanıt, müzakere ve kamusal gerekçelendirme mi?

Yorumunuzu Yazın

Yorumlar(0)

Henüz yorum yok.

Yorumlar kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan İZVERİ sorumlu değildir. Hukuka aykırı, nefret içeren veya hakaret barındıran yorumlar kaldırılabilir.

8 dk