İZVERİ

Köşe yazısı

CUMHURİYET BİR HATIRA DEĞİL, BİTMEYEN BİR SORUMLULUKTUR

29 Ekim’in 103. yılında, eşit yurttaşlık, adalet ve ortak geleceğimiz üzerine…

Yayınlandı: 28 Ekim 2026 08:27

Paylaş

CUMHURİYET BİR HATIRA DEĞİL, BİTMEYEN BİR SORUMLULUKTUR

29 Ekim’in 103. yılında, eşit yurttaşlık, adalet ve ortak geleceğimiz üzerine…

Ulus bilincine erişen insan için cumhuriyet bir hatıra değil, bir sorumluluktur. “Cumhuriyeti ayakta tutan, yurttaşın kişisel çıkarını ortak yararın önüne koymamasıdır.” (Montesquieu). Cumhuriyetin ayırt edici temel özelliği egemenliğin devredilmez bir biçimde halka geçmesidir.  “Halkın egemenliği devredilemez; çünkü bir halkın iradesi başkasının iradesiyle ikame edilemez.” (Rousseau). Montesquieu bize iktidarın sınırlandırılması gerektiğini, Rousseau ise iktidarın meşruiyetinin halkın ortak iradesine dayanması gerektiğini hatırlatır. Mustafa Kemal Atatürk ise 23 Nisan 1920'de açılan TBMM'nin temel siyasal ilkesini şöyle ifade eder: “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.” Bu bağımsızlık ve egemenliğin özgürlük için bitmeyen bir sorumluluğudur. 

Bir ülkenin gerçek hikâyesi, yalnızca nasıl kurulduğunda değil, insanlarına nasıl bir hayat sunduğunda yazılır.

Bir ülke, insanın kaderini değiştiremiyorsa Cumhuriyet neyi değiştirmiştir?

Bu soru, 29 Ekim’in coşkusunu gölgelemek için değil, onun tarihsel anlamını kavramak için sorulmalı. Çünkü Cumhuriyet, yalnızca bir devletin nasıl yönetileceğine ilişkin bir karar değildi; insanın kim olabileceğine, neyi başarabileceğine ve geleceğini ne ölçüde kendi iradesiyle kurabileceğine ilişkin büyük bir iddiaydı.

103 yıl önce, savaşların yıktığı, yoksulluğun kuşattığı ve bağımsızlığı ağır bedellerle kazanmış bir ülke, kendi geleceğini yeniden kurmaya girişti. Mustafa Kemal Atatürk ve Cumhuriyet’in kurucu kadroları, egemenliğin kaynağını bir hanedandan alıp millete teslim ederken yalnızca bir yönetim biçimini değiştirmiyorlardı. Bir halkın kendi kaderi üzerinde söz sahibi olabileceğini ilan ediyorlardı.

Bugün, 29 Ekim 2026’da o tarihsel kararın yıldönümünde önümüzde duran asıl mesele şudur: Bir milletin kaderini değiştiren Cumhuriyet, o milleti oluşturan her insanın hayatını değiştirebildi mi?

Bir çocuk, ailesinin yoksulluğuna mahkûm olmadan büyüyebiliyor mu? Bir genç, geleceğini ayrıcalıklara değil yeteneğine ve emeğine dayanarak kurabiliyor mu? Bir yurttaş, hakkını ararken karşısında gücü değil hukuku bulacağına güvenebiliyor mu?

Cumhuriyet’in asıl başarısı, insanın doğduğu koşulları kader olmaktan çıkarabilmesidir.

Bir çocuğun ailesinin gelirinden bağımsız olarak nitelikli eğitim alabilmesi, bir gencin geleceğini liyakat ve emeğiyle kurabilmesi, bir emekçinin çalışarak insanca yaşayabilmesi, bir yurttaşın hakkını ararken karşısında ayrıcalığı değil hukuku bulması… Cumhuriyet’in eşitlik ve özgürlük iddiası, hayatın içinde böyle karşılık bulur.

Bir ülkede insanların sahip oldukları imkânlar, doğdukları ailelerin servetine ve kurabildikleri ilişkilere göre belirleniyorsa, eşit yurttaşlık henüz tamamlanmamış demektir. Hukuk herkese aynı güveni vermiyorsa, demokrasi yalnızca seçim günlerine sığdırılamaz. Gençler emeklerinin karşılığını bulacaklarına inanmakta zorlanıyorsa, geleceğe ilişkin umut toplumsal bir sorumluluk olmaktan çıkarılıp bireylerin omuzlarına bırakılmıştır.

Oysa Cumhuriyet’in vaadi, herkese aynı hayatı sunmak değil; herkesin kendi hayatını kurabileceği imkânları yaratmaktır.

Hukuk, adalet ve insan onuru

Hukuk devleti, yalnızca anayasal hükümlerden ve mahkeme salonlarından ibaret değildir. İnsanın güçlü karşısında yalnız kalmayacağını bilmesidir. Düşüncesini açıkladığında korkmaması, hakkını aradığında ayrımcılığa uğramaması, geleceğini planlarken kurallara güvenebilmesidir.

Demokrasi ise çoğunluğun yönetme hakkından ibaret değildir. Farklı düşünenlerin haklarının korunduğu, iktidarın sınırlandığı ve yurttaşların karar süreçlerine katılabildiği bir yaşam biçimidir.

Çünkü bir toplumun gücü, yalnızca ne kadar üretim yaptığıyla değil, insanlarına ne kadar adil davrandığıyla da ölçülür.

Sosyal adalet bu nedenle Cumhuriyet’in vicdanıdır. Yoksulluğun kuşaktan kuşağa aktarılmadığı, eğitimin ayrıcalık değil hak olduğu, emeğin karşılığını bulduğu bir düzen kurmak, Cumhuriyet’in toplumsal iddiasını güçlendirmektir.

Hiçbir çocuk yoksulluğu nedeniyle hayallerinden vazgeçmemeli; hiçbir genç, geleceğini kurabilmek için ülkesinden ayrılmayı tek seçenek olarak görmemeli. Gençlere ülkeyi sevmelerini söylemek kolaydır. Asıl sorumluluk, sevdikleri ülkede özgürce yaşayabilecekleri ve emeklerinin karşılığını alabilecekleri bir gelecek kurmaktır.

Birlik, birbirimize benzemek değildir

Türkiye’nin ortak geleceği, farklılıklarımızı ortadan kaldırmak değil, onları eşit yurttaşlık temelinde buluşturabilmektir.

Farklı inançlara, kimliklere, düşüncelere ve yaşam biçimlerine sahip olabiliriz. Ülkenin sorunlarına farklı çözümler önerebiliriz. Ancak hiçbir insanın kendisini bu ülkenin dışında, kıyısında, kapısında-penceresinde ya da ikinci sırasında hissetmediği bir ortak hayat kurmak zorundayız.

Birlik, herkesin aynı şeyi düşünmesi değildir; birbirimizin haklarını, aynı düşünmediğimiz zamanlarda da savunabilmektir.

Cumhuriyet’i belirli bir siyasi görüşün veya toplumsal kesimin mülkü olarak görmek, onun birleştirici gücünü daraltır. Cumhuriyet, farklılıkları susturduğu ölçüde değil, herkesin eşit ve özgür yaşayabildiği ölçüde büyür.

Bizi bir arada tutacak olan, birbirimize benzememiz değil, birbirimizin insan onuruna saygı duymamızdır.

Geçmişe minnet, geleceğe sorumluluk

29 Ekim’de bayraklarımızı asarken, Atatürk’ü ve Cumhuriyet’i kuran kuşakları anarken kendimize bir sorumluluk daha yüklemeliyiz: Onların açtığı yolu, bizden sonra yaşayacaklar için nasıl genişleteceğiz?

Cumhuriyet’i yaşatmak, yalnızca geçmişin sembollerine sahip çıkmak değildir. Haksızlık karşısında sessiz kalmamak, bilimi ve özgür düşünceyi savunmak, emeğe değer vermek, farklılıkları ayrımcılığın gerekçesi olmaktan çıkarmak ve hukuku herkes için güvence hâline getirmektir.

Cumhuriyet’in gerçek anıtı yalnızca meydanlarda yükselmez. Bir çocuğun gözlerindeki umutla, bir gencin özgürce kurduğu hayalle, hakkını arayabilen bir yurttaşın cesaretiyle, birbirine güvenebilen bir toplumun vicdanıyla yükselir.

103 yıl önce bir millet, kendi geleceği hakkında söz söyleme iradesini ortaya koydu. Bugün bizim görevimiz, o iradeyi yalnızca hatırlamak değil, her insanın hayatında anlamlı kılmaktır.

Çünkü Cumhuriyet’in meselesi yalnızca nereden geldiğimiz değil, birlikte nereye ulaşabileceğimizdir.

Cumhuriyet, birbirimize verdiğimiz sözdür. Cumhuriyet, bir yurttaşın doğduğu koşulları kader olmaktan çıkarabilmesidir. Cumhuriyet güveni hukukla, aidiyeti adaletle sağlamaktır. Sosyal adalet, Cumhuriyet'in vicdanıdır. Demokrasi cumhuriyetin nefes almasıdır. Liyakat Cumhuriyetin insani kapasitesidir. Cumhuriyet gençlere bırakılacak umuttur. Cumhuriyet birlikte yaşama ahlakıdır. Bu Cumhuriyet'i geleceğe taşımak herkesin hakkı ve görevidir. Çünkü bir ülke, yalnızca geçmişte birlikte mücadele etmiş insanların değil, gelecekte birbirinin hakkını korumaya söz veren insanların da ortak vatanıdır.

Cumhuriyet, çocuklarımızın gözlerinde umuda, gençlerimizin hayallerinde özgürlüğe, emekçilerimizin yaşamında adalete, kurumlarımızda hukuka ve birbirimize davranışımızda insan onuruna dönüşmesi gereken ortak mücadelemiz ve özlemimizdir.

Bu 29 Ekim'de Cumhuriyet'i yalnızca kutlamayalım. Onu birbirimize yeniden vaat edelim.

Daha özgür, daha adil, daha eşit ve hiç kimsenin kendisini bu ülkeye yabancı hissetmediği bir Türkiye için…

Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun. Cumhuriyetimiz, hepimizin olsun.

Yorumunuzu Yazın

Yorumlar(0)

Henüz yorum yok.

Yorumlar kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan İZVERİ sorumlu değildir. Hukuka aykırı, nefret içeren veya hakaret barındıran yorumlar kaldırılabilir.

5 dk