ÇOCUKLARIN İÇİNDEKİ YANGINI KİM SÖNDÜRECEK?
Daha okulun ilk günleri…
Çocukların oyun ve zil sesleri yerine, yine silah sesleri duyuluyor.
Manisa’nın Turgutlu ilçesinde, İnci Üzmez Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi önünde sabah saat 08.00 sıralarında düzenlenen silahlı saldırıda 11 kişi yaralandı. Yaralılardan ikisinin durumunun ağır olduğu bildirildi.
Bu artık yalnızca bir güvenlik haberi olarak geçiştirilebilecek bir olay değil.
Daha önce de okulların içinde veya çevresinde benzer saldırılar yaşandı. Her olayın ardından aynı sorular soruldu:
Silah nereden geldi?
Güvenlik neden sağlanamadı?
Saldırı önlenebilir miydi?
Bir süre konuşuldu.
Sonra gündem değişti.
Ta ki bir başka okulun önünde yeniden silah sesi duyulana kadar…
Artık tek tek olayların ötesine geçip daha zor bir soruya cevap vermek zorundayız:
Çocukları ve gençleri şiddete götüren koşulları neden zamanında fark edemiyoruz?
Elbette silaha erişimin engellenmesi gerekiyor. Silahların çocukların ulaşabileceği yerlere girmesini önleyecek etkili denetim mekanizmaları kurulmalı.
Ama meseleyi yalnızca “Silahı nereden buldu?” sorusuna indirgersek, asıl problemi ıskalarız.
O çocuk o gün o silaha ulaşamasaydı, içindeki öfke ortadan mı kalkacaktı?
Belki başka bir yerde, başka bir biçimde ortaya çıkacaktı.
Çünkü ortada yalnızca silaha erişim sorunu yok.
Öfke var. Yalnızlık var. Dışlanmışlık var. Değersizlik duygusu var. Akran zorbalığı var. Ailelerin ağırlaşan yaşam koşulları var. Şiddetin gündelik hayatın parçası hâline gelmesi var. Çocukların ekranlarda maruz kaldığı şiddet içerikleri var.
Ve bütün bunların arasında dinlenmeyen, görülmeyen, anlaşılmayan çocuklar var.
BİZ NE ZAMAN ÇOCUKLARIN SESİNİ DUYMAZ OLDUK?
Çocuğa:
“Derslerin nasıl?”
“Kaç aldın?”
“Denemede kaçıncı oldun?”
diye soruyoruz.
Ama kaçımız gerçekten:
“Bugün seni ne üzdü?”
diye soruyor?
Kaçımız çocuğumuzun sessizliğinin, içine kapanmasının, arkadaşlarından uzaklaşmasının veya giderek sertleşmesinin ardındaki nedeni merak ediyor?
Davranışı görüyoruz ama duyguyu çoğu zaman görmüyoruz.
Öfkeyi görüyoruz ama nedenini anlamaya yeterince zaman ayırmıyoruz.
Sonra şiddet ortaya çıktığında şaşırıyoruz.
Oysa şiddet çoğu zaman bir anda ortaya çıkmıyor. Biriken sorunlar, görmezden gelinen davranışlar ve zamanında karşılık bulmayan yardım çağrıları ağır sonuçlara dönüşebiliyor.
Bu nedenle artık olaydan sonra değil, olaydan önce müdahale etmeliyiz.
ÇOCUKLAR BİZİM DÜNYAMIZDA BÜYÜYOR
Çocuklara şiddetten uzak durmayı öğretiyoruz.
Peki biz yetişkinler ne öğretiyoruz?
Farklı düşünene nasıl davranıyoruz?
Kaybettiğimizde nasıl tepki veriyoruz?
Eleştirildiğimizde nasıl konuşuyoruz?
Hakareti, saldırganlığı ve şiddeti gündelik hayatın dili hâline getirirken çocuklardan sakinlik ve hoşgörü bekleyebilir miyiz?
Çocuk bizim dünyamızın dışında büyümüyor.
Evde bizi görüyor.
Okulda bizi görüyor.
Sokakta bizi görüyor.
Ekranda bizi görüyor.
Bu nedenle mesele yalnızca çocukların davranışları değil; çocuklara nasıl bir toplum ve nasıl bir gelecek bıraktığımızdır.
Eğitim de yalnızca sınav başarısından ibaret olamaz.
Çocuğa kaybetmeyi, reddedilmeyi, hayal kırıklığını ve öfkesini yönetmeyi; farklı olana saygı göstermeyi, çatışmayı konuşarak çözmeyi ve gerektiğinde yardım istemeyi öğretmek zorundayız.
Çünkü her çocuk başarılı olmayabilir.
Her çocuk istediğini elde edemeyebilir.
Ama her çocuk değerli olduğunu ve zorlandığında yardım isteyebileceğini bilmelidir.
ÇÖZÜMÜN ADI: ERKEN MÜDAHALE VE NET SORUMLULUK
Artık yalnızca “şiddete hayır” demek yetmez.
Ölçülebilir, sürekli ve erken müdahaleye dayalı bir sistem kurmalıyız.
Bunun için herkesin görev alanı açıkça belirlenmeli:
Millî Eğitim Bakanlığı: Okullarda yeterli psikolojik danışman ve rehberlik personelini sağlamalı; erken uyarı, zorbalıkla mücadele ve kriz müdahale sistemlerini kurmalı; öğretmen eğitimlerini ve okul uygulamalarını denetlemelidir.
Okul yönetimi: Kendisine bildirilen tehdit, zorbalık ve ciddi davranış değişikliklerini kayıt altına almalı; rehberlik servisini, aileyi ve gerektiğinde ilgili kurumları sürece dahil etmelidir. Riskin üzeri örtülmemelidir.
Öğretmen: Psikolojik teşhis koymakla değil, öğrencide gördüğü ciddi ve süreklilik gösteren riskleri fark edip okulun ilgili birimlerine bildirmekle sorumludur.
Sağlık Bakanlığı: Psikolojik veya psikiyatrik desteğe ihtiyaç duyan çocuklara erişilebilir ve zamanında uzman desteği sağlamalı; yüksek riskli çocukların takip kapasitesini güçlendirmelidir.
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı: İhmal, aile içi şiddet, ekonomik yoksunluk ve diğer sosyal riskler söz konusu olduğunda çocuk ve aileye sosyal destek sağlamalı, gerektiğinde koruyucu mekanizmaları devreye sokmalıdır.
İçişleri Bakanlığı ve emniyet: Somut tehdit ve suçlara müdahale etmeli, okul çevrelerinin güvenliğini sağlamalı, silaha erişimi kolaylaştıran ihlaller konusunda mevzuatın uygulanmasını ve denetimini güçlendirmelidir.
Yerel yönetimler: Çocukların okul dışında güvenli biçimde vakit geçirebileceği spor, kültür, gençlik ve sosyal yaşam alanlarını artırmalıdır.
Aile: Çocuğun ilk güven alanı olmalı; ciddi davranış değişikliklerini küçümsememeli, gerektiğinde okul ve uzmanlarla işbirliği yapmalı; evde bulunan silahları çocukların erişemeyeceği şekilde güvenli muhafaza etmelidir.
TBMM ve hükümet: Gerekli yasal düzenlemeleri yapmalı, yeterli bütçeyi ayırmalı, kurumlar arası koordinasyonu sağlamalı ve uygulamanın sonuçlarının kamuoyuna açıklanmasını güvence altına almalıdır.
Çünkü bütçesi ve denetimi olmayan politika, temenniden ibarettir.
SİLAH KONUSU VE ÇOCUĞUN İÇ DÜNYASI BİRLİKTE ELE ALINMALI
Silaha erişimin engellenmesi şarttır.
Ancak yalnızca silahları uzaklaştırmak yetmez.
Çocuğu o noktaya götüren koşulları da değiştirmek zorundayız.
Çocuklara öfkeleriyle baş etmeyi, reddedilmeyi ve kaybetmeyi kabullenmeyi, farklı olana saygı göstermeyi, çatışmayı şiddet yerine konuşarak çözmeyi ve gerektiğinde yardım istemeyi öğretmeliyiz.
Okullarda sosyal-duygusal beceri ve şiddetsiz iletişim çalışmaları sistematik hâle getirilmeli.
Ailelere çocuk ve ergen iletişimi konusunda destek verilmeli.
Akran zorbalığı “çocuklar arasında olur” denilerek geçiştirilmemeli.
Çocukların dijital dünyada karşılaştıkları şiddet içerikleri konusunda ailelere ve eğitimcilere destek sağlanmalı.
Çünkü eğitim yalnızca sınava değil, hayata hazırlamaktır.
HER CİDDİ OLAYDAN SONRA SADECE FAİLİ DEĞİL, SİSTEMİ DE SORGULAYALIM
Bir saldırı olduğunda yalnızca:
“Fail kim?”
diye sormayalım.
Şunları da soralım:
Daha önce bir uyarı var mıydı?
Kim biliyordu?
Kim müdahale etti?
Hangi kurum devreye girdi?
Nerede aksama yaşandı?
Aynı olayın tekrar yaşanmaması için ne değiştirildi?
Amaç sorumluluğu belirsiz biçimde herkese dağıtmak değil.
Tam tersine, hangi kurumun hangi aşamada ne yapması gerektiğini belirlemek ve görevini yapmayanın hesabını sorabilmek.
Çocuk güvenliği ancak böyle bir hesap verebilirlik sistemiyle gerçek anlamda güçlenebilir.
ARTIK BEKLEMEYELİM
Bir yıl sonra yine aynı cümleleri kurmak istemiyorsak, bugünden ölçülebilir hedefler koymalıyız:
Kaç okula psikolojik danışman atandı?
Kaç öğretmen eğitim aldı?
Kaç çocuk destek hizmetine ulaştı?
Kaç zorbalık vakasına müdahale edildi?
Kaç okulun güvenlik ve şiddeti önleme planı uygulandı?
Kaç aile destek aldı?
Alınan önlemler sonucunda ne değişti?
Bunların tamamı düzenli olarak kamuoyuna açıklanmalıdır.
Çünkü çocuklarımızın güvenliği güzel sözlerle değil, çalışan, ölçülen ve denetlenen sistemlerle sağlanır.
Biz hâlâ birbirimizi suçlarken bir başka çocuk sessizce içine kapanıyor olabilir.
Bir başka çocuk zorbalığa uğruyor olabilir.
Bir başka çocuk yardım çağrısı yapıyor olabilir.
Ve biz onu duymuyor olabiliriz.
Artık duymak zorundayız.
Bir sonraki silah sesini beklemeyelim.
Bir sonraki çocuğun mağdur olmasını beklemeyelim.
Bir sonraki ailenin hayatının kararmasını beklemeyelim.
Bugün harekete geçelim.
Çocukların elinden yalnızca silahları değil, silaha götüren çaresizliği de almak zorundayız.
Çünkü bizim kaybedecek tek bir çocuğumuz bile yok.
ARTIK ACİL BUTONUNA BASMA ZAMANI.
Bir sonraki olaydan sonra değil.
Bugün.





