İZVERİ

Köşe yazısı

DÜNYA YAPAY ZEKÂYI KONUŞUYOR, BİZ YAPAY GÜNDEMİ

Bir ülke sürekli olarak “Kim tutuklanacak, kim görevden alınacak, kimin yerine kim gelecek?” sorularına mahkûm edilmişse, gündemi vardır ama geleceği yoktur.

Yayınlandı: 14 Eylül 2026 22:12

Güncellendi: 5 Ekim 2026 11:42

Paylaş

DÜNYA YAPAY ZEKÂYI KONUŞUYOR, BİZ YAPAY GÜNDEMİ

Dünya yapay zekâ ile yeniden biçimleniyor.

Ülkeler geleceğin ekonomisini, eğitimini, savunmasını, sağlık sistemini ve çalışma hayatını yapay zekâ üzerinden yeniden tasarlıyor. Teknolojinin insan hayatını nasıl değiştireceği, hangi mesleklerin ortadan kalkacağı, hangi yeni mesleklerin doğacağı, insan ile makine arasındaki ilişkinin nereye evrileceği tartışılıyor.

Biz ise başka bir dünyanın gündemindeyiz.

Biz yasalar uydurup, keyfî tutuklamaları, yaratılan kararnamelerle insan hayatının yeniden biçimlendirilmesini izliyoruz.

Türkiye, hukukun güven vermediği; özgürlüğün yarına bırakıldığı bir ülkeye dönüşüyor.

Cezaevleri yalnızca beton duvarların arkasındaki insanlarla dolmuyor. İnsanların evleri de korkuyla, endişeyle ve “Acaba sıra bana ne zaman gelecek?” sorusuyla doluyor.

Çünkü adalet sisteminde keyfîliği ortadan kaldıracak güçlü bir güven duygusu yoksa, hukuk yalnızca kanun maddelerinden ibaret kalır.

Oysa hukukun öngörülebilir olmadığı yerde, insanın yarını da öngörülebilir değildir.

Suçun ne olduğu kadar, kimin suçlu ilan edileceği de belirsizleşir.

İşte asıl tehlike burada başlar.

MEYDANLAR DEĞİŞTİ, İNFAZ BİÇİMİ DEĞİŞMEDİ

Orta Çağ Avrupa’sında güç gösterileri meydanlarda yapılırdı.

İktidar, düşmanlarını halkın gözünün önünde cezalandırarak yalnızca bir kişiyi değil, bütün toplumu korkutuyordu.

Mesaj açıktı:

“Bana karşı gelirseniz başınıza gelecek budur.”

Bugün meydanlar değişti.

Kılıçların yerini kameralar aldı.

Darağaçlarının yerini ekranlar.

Kalabalık meydanların yerini milyonların karşısındaki televizyon stüdyoları ve sosyal medya aldı.

Artık insanların kelleleri meydanlarda koparılmıyor.

Ama bazen insanların itibarları, işleri, özgürlükleri ve gelecekleri ekranlarda infaz ediliyor.

Bir insan daha mahkeme karşısına çıkmadan suçlu ilan edilebiliyor.

Daha yargılama başlamadan toplumun önüne bir “suçlu” portresi konulabiliyor.

Sonra hukuk sürecinin bu görüntüyü düzeltmesi bekleniyor.

Oysa kaybedilen itibarın, kaybedilen yılların ve parçalanan hayatların telafisi her zaman mümkün olmuyor.

KORKU, YÖNETMENİN EN KOLAY ARACIDIR

Her akşam ekranlarda aynı tiyatro...

Saatlerce konuşan yorumcular...

Her şeyi bilen uzmanlar...

Henüz gerçekleşmemiş operasyonların senaryolarını anlatanlar...

Kimin tutuklanacağını önceden tahmin edenler...

Kimin görevden alınacağını tartışanlar...

Kimin yerine kimin getirileceğini hesaplayanlar...

Ve bütün bunların arasında sessizce yaşayan milyonlar.

Bir ülkenin televizyonları ülkenin geleceğini değil de kimin yarın hedef olacağını tartışıyorsa, ortada ciddi bir toplumsal problem vardır.

Çünkü korku yalnızca insanı susturmaz.

Korku, insanın düşünme biçimini de değiştirir.

İnsan önce konuşmaktan korkar.

Sonra soru sormaktan.

Sonra itiraz etmekten.

Sonra başına bir şey gelmesinden korkar.

En sonunda ise yalnızca kendisini korumaya çalışır.

İşte o noktada toplum yurttaş olmaktan çıkar, seyirciye dönüşür.

YAPAY GÜNDEM, GERÇEK HAYATI YUTUYOR

Bugün ülkenin gerçek sorunlarını konuşmak zor.

Çünkü yapay gündem, gerçek gündemin üzerine sürekli yeni bir perde çekiyor.

Ekonomiyi konuşacağız:

Bir operasyon.

Eğitimi konuşacağız:

Bir tutuklama.

İşsizliği konuşacağız:

Bir görevden alma.

Tarımı konuşacağız:

Bir siyasi kavga.

Yapay zekâyı konuşacağız:

Yeni bir siyasi kriz.

Böylece milyonlarca insanın hayatını doğrudan ilgilendiren meseleler, birkaç saat içinde unutuluyor.

Çünkü gündem sürekli yeniden kuruluyor.

Ve biz her defasında aynı soruya dönüyoruz:

“Sırada kim var?”

ASIL MESELE KİMİN TUTUKLANACAĞI DEĞİL

Burada mesele yalnızca belirli bir kişinin tutuklanması veya belirli bir göreve kimin atanması değildir.

Asıl mesele, hukukun ve kurumların kişilere göre güvenilirliğini kaybedip kaybetmediğidir.

Bir ülkede insanlar “Benim hakkımı hangi kurum koruyacak?” sorusunu sormaya başlıyorsa, sorun yalnızca bir dava değildir.

Sorun, sistemin güven üretme kapasitesidir.

Çünkü devletin gücü yalnızca tutuklayabilmesinden, görevden alabilmesinden veya atama yapabilmesinden gelmez.

Devletin gerçek gücü, adalet uygulandığında bile insanların onun adil olduğuna inanabilmesinden gelir.

DÜNYA GELECEĞİ TASARLIYOR

Dünyada yapay zekânın geleceği tartışılıyor.

Şirketler milyarlarca dolarlık yatırımlar yapıyor.

Üniversiteler yeni teknolojiler geliştiriyor.

Ülkeler yapay zekâ stratejileri hazırlıyor.

İnsanlığın önündeki en büyük sorulardan biri şu:

“Yapay zekâ dünyayı nasıl değiştirecek?”

Bizim gündemimiz ise:

“Yarın kimi tutuklayacaklar?”

Aradaki fark yalnızca teknoloji farkı değildir.

Bu, gelecek tasavvuru farkıdır.

Bir toplum sürekli geçmişin kavgalarıyla ve bugünün siyasi operasyonlarıyla meşgul edilirse, geleceği kuracak enerjisini de tüketir.

ASIL TEHLİKE BUDUR

Anarşi yalnızca sokakta silahların konuşması değildir.

Bir toplumun kurumlarına güvenmemesi de büyük bir yıkımdır.

Hukuka güven azalırsa...

Adalete güven azalırsa...

Devlete güven azalırsa...

İnsanlar birbirine güvenmemeye başlarsa...

Toplumun ortak zemini parçalanır.

Silahların olmadığı bir ortamda bile korku büyüyebilir.

Ve korkunun büyüdüğü yerde özgür düşünce küçülür.

BİZ GELECEĞİ KAYBETMEYELİM

Türkiye’nin artık kendisine sorması gereken soru “Sırada kim var?” olmamalıdır.

Asıl soru şudur:

“Sırada ne var?”

Yapay zekâ çağında Türkiye’nin yeri neresi?

Çocuklarımız hangi eğitimle yetişecek?

Gençlerimiz hangi ülkede gelecek kuracak?

Üretim nasıl artacak?

Bilim nasıl gelişecek?

Hukuk nasıl yeniden güven verecek?

Devlet nasıl yeniden öngörülebilir hale gelecek?

Bunları konuşmalıyız.

Çünkü siyaset yalnızca kimin koltuğa oturacağı meselesi değildir.

Siyaset, toplumun geleceğinin nasıl kurulacağı meselesidir.

Ve artık bir gerçekle yüzleşmek zorundayız:

Bir ülke sürekli olarak “Kim tutuklanacak, kim görevden alınacak, kimin yerine kim gelecek?” sorularına mahkûm edilmişse, o ülkenin gündemi vardır ama geleceği yoktur.

Dünya yapay zekâyla yeni bir çağın kapısını açıyor.

Biz ise birbirimizi eski kavgalara mahkûm ediyoruz.

Onlar geleceği tasarlıyor.

Biz gündemi seyrediyoruz.

Onlar makinelerin insan hayatını nasıl değiştireceğini tartışıyor.

Biz insanların yarın özgür olup olmayacağını tartışıyoruz.

Ve belki de bu ülkenin bugün karşı karşıya olduğu en büyük tehlike tam da budur:

Geleceği konuşmamıza izin vermeyecek kadar bugünün korkusuyla meşgul edilmek.

Çünkü geleceğini konuşmayan toplumların geleceğini başkaları yazar.

Dünya yapay zekâyı konuşuyor.

Biz hâlâ yapay gündemi konuşuyoruz.

Ve zaman geçiyor.

Onlar geleceği kuruyor.

Biz birbirimizin hayatını tartışırken geleceği kaçırıyoruz.

Yorumunuzu Yazın

Yorumlar(0)

Henüz yorum yok.

Yorumlar kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan İZVERİ sorumlu değildir. Hukuka aykırı, nefret içeren veya hakaret barındıran yorumlar kaldırılabilir.

4 dk