SELÇUK ÖZDAĞ:
TÜRKİYE'NİN İHTİYACI SAVAŞ DEĞİL, BARIŞ VE HUKUK
Dünya siyasetinden Ortadoğu'ya, Türkiye'nin geleceğinden demokrasiye, hukuk devletinden Kürt meselesine uzanan kapsamlı bir söyleşi.
TRUMP VE DEĞİŞEN DÜNYA DÜZENİ:
“DÜNYANIN FİRAVUNU TRUMP'TIR”
Soru: Donald Trump'ın seçimi kaybetmesini, politikalarını ve son dönemde dünyada yaşanan gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce Trump, ABD'nin uluslararası itibarını nasıl etkiliyor?
Selçuk Özdağ:
Bugün dünyanın firavunu kimdir diye sorarsanız, benim cevabım Trump'tır. Trump'ın politikaları yalnızca Amerika'yı değil, bütün dünyayı etkiliyor.
ABD'nin gücünü kullanarak başka ülkelerin iç işlerine müdahale etmesi, darbeleri desteklemesi, ülkeleri parçalayacak politikalar izlemesi ve savaşlara yol açması ciddi sorunlar doğuruyor.
Amerika, dünyanın birçok bölgesinde gerçekleştirdiği müdahaleler nedeniyle büyük bir güvensizlik oluşturdu. Bugün Amerikan vatandaşları da ülkelerinin uluslararası itibarının zarar gördüğünü görüyor.
ABD'nin geçmişteki politikaları birçok toplumda tepkiye neden oldu.
Trump'ın Gazze ve Filistin meselesindeki tutumu da bunun önemli örneklerinden biri. Gazze'de yaşananlar karşısında insanlığın vicdanı yaralandı. Elbette Amerika'da da vicdan sahibi insanlar, Müslümanlar, Yahudiler ve farklı inançlardan insanlar var. Bunların önemli bir bölümü yaşananlara tepki gösteriyor.
Amerikan halkının tamamını Trump'ın politikalarıyla özdeşleştirmemek gerekir. Ancak Trump'ın uygulamaları ABD'nin itibarına zarar veriyor.
Amerikan halkına da sesleniyorum:
Ülkenizin itibarını, insanlığın ortak değerlerini ve barışı düşünün.
ORTADOĞU'DAKİ GÜÇ MÜCADELESİ VE TÜRKİYE'NİN KONUMU
Soru: Ortadoğu'da yaşanan gelişmeleri, İran'a yönelik saldırıları ve bölgedeki yeni güç mücadelelerini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Selçuk Özdağ:
Dünyada yeni bir güç mücadelesi yaşanıyor. Büyük devletler kendi ekonomik ve siyasi çıkarları doğrultusunda yeni ticaret yolları oluşturmak, enerji kaynaklarını kontrol etmek ve nüfuz alanlarını genişletmek istiyor.
Yemen, Pakistan, İran ve Körfez bölgesinde yaşanan gelişmeleri birbirinden bağımsız değerlendiremeyiz. Enerji kaynakları, petrol yolları ve uluslararası ticaret güzergâhları bu mücadelenin önemli parçalarıdır.
İran'a yönelik saldırıları da bu çerçevede değerlendirmek gerekir. İran'ın bölgedeki konumu, enerji kaynakları ve uluslararası ilişkileri büyük güçlerin hesaplarında önemli bir yer tutuyor. Bu gelişmelerin sonucunda yalnızca İran değil, bütün bölge ülkeleri etkileniyor.
Bölgede yaşayan halkların çıkarı savaşta değil, barışta ve birlikte yaşamaktadır. İran'ın, Arap ülkelerinin, Türkiye'nin ve diğer bölge ülkelerinin kendi geleceklerini büyük güçlerin hesaplarına göre belirlememeleri gerekir.
Soru: Türkiye'nin bu gelişmeler karşısındaki tutumu nasıl olmalı? Mekke Anlaşması'na nasıl bakıyorsunuz?
Selçuk Özdağ:
Türkiye güçlü bir devlet olmalıdır. Ancak güçlü olmak yalnızca askerî kapasiteyle ölçülmez. Ekonomisi güçlü, demokrasisi gelişmiş, hukuku bağımsız ve toplumsal barışı sağlamış bir Türkiye olmalıdır.
Türkiye'nin başka ülkelerle yaptığı askerî ve siyasi anlaşmaları çok dikkatli değerlendirmesi gerekir.
Bir ülkeye yapılan saldırının diğer ülkeler tarafından da yapılmış sayılacağı türden yükümlülükler, Türkiye'yi istemediği savaşların tarafı hâline getirebilir.
Türkiye'nin Yemen'le, İran'la, Pakistan'la veya başka ülkelerle karşı karşıya gelmesine yol açabilecek politikalara karşı dikkatli olunmalıdır.
Türkiye'nin çıkarı savaşların içine çekilmek değil, barışın ve diplomasinin önünü açmaktır.
Gazze'de yaşananlar karşısında Türkiye'nin daha etkili bir tutum sergilemesi gerektiğini düşünüyorum.
Söz söylemek önemlidir ama bunun diplomatik ve insani sonuçlar doğurması da gerekir.
Türkiye'nin bölgesinde söz sahibi olabilmesi için önce kendi sorunlarını çözmesi, ekonomik gücünü artırması ve demokratik standartlarını yükseltmesi gerekir.
MUHALEFETİN MECLİS MÜCADELESİ VE PARLAMENTER SİSTEM
Soru: Meclis'teki muhalefet grubunuzun geleceğini nasıl görüyorsunuz? Siyasi ayrılıklar ve milletvekillerinin parti değiştirme ihtimalleri karşısında grubunuzu koruyabilecek misiniz?
Selçuk Özdağ:
Biz bu grubu kolay kurmadık. Dört defa siyasi yapılarımızın dağıldığı, zor dönemlerden geçtiğimiz oldu. Buna rağmen bir arada kalmayı ve mücadele etmeyi tercih ettik.
Milletvekilleri arasında farklı düşünceler olabilir. Bazı arkadaşlarımızın başka siyasi tercihlerde bulunması da mümkündür. Ancak biz grubumuzu yaşatmak istiyoruz.
Çünkü bu grup yaşadığı sürece Meclis'te muhalefetin sesi olmaya devam edecektir.
Bizim görevimiz yalnızca konuşmak değil; denetlemek, soru sormak, yanlışları ortaya çıkarmak ve iktidarın karşısında demokratik bir denge oluşturmaktır.
Muhalefetin gözü, kulağı ve sesi olmaya devam edeceğiz.
Soru: Türkiye'de parlamenter sisteme dönüş tartışmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Selçuk Özdağ:
Türkiye'nin demokratik bir sisteme ihtiyacı var. Kuvvetler ayrılığının gerçek anlamda işlediği, Meclis'in denetim görevini yerine getirdiği, yargının bağımsız olduğu ve yürütmenin hesap verdiği bir sistem kurulmalıdır.
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nde bütün yetkilerin tek merkezde toplanması ciddi sorunlar doğuruyor.
Devlet yönetiminde denge ve denetim mekanizmaları zayıfladığında kurumlar da işlevlerini kaybediyor.
Parlamenter sistem, güçlü bir Meclis ve bağımsız yargıyla birlikte düşünülmelidir.
Türkiye'nin ihtiyacı yalnızca sistemin adını değiştirmek değil, demokratik kurumları yeniden işler hâle getirmektir.
HUKUK DEVLETİ VE AVRUPA STANDARTLARI: “KARARLAR UYGULANMALI”
Soru: Türkiye'nin Avrupa Birliği kriterleri ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'yle ilişkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Selçuk Özdağ:
Avrupa Birliği kriterleri yalnızca Avrupa'ya uyum sağlamak için gerekli değildir. Bunlar aynı zamanda demokratik bir ülkede bulunması gereken temel ilkelerdir.
İnsan hakları, hukukun üstünlüğü, kuvvetler ayrılığı, şeffaflık, hesap verebilirlik ve bağımsız yargı bir ülkenin olmazsa olmazlarıdır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanması gerekir. Hukuk, kişiye veya siyasi konuma göre değişmemelidir.
Bir ülkede iktidar, anayasal kurumları kendi siyasi ihtiyaçlarına göre şekillendirmeye çalışırsa hukuk devleti zarar görür. Anayasa Mahkemesi'nin kararları da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin kararları da uygulanmalıdır.
Soru: Sizce iktidar neden bu demokratik standartlara mesafeli duruyor?
Selçuk Özdağ:
İktidarın temel sorumluluğu hukuka uymaktır. Hiç kimse kendisini hukukun üzerinde göremez.
Devlet yönetmek, hesap vermemek anlamına gelmez.
Atalarımızın çok güzel bir sözü var:
İnsan yaslandığı ağaca dikkat etmelidir; çünkü dayandığı ağaç çürükse kendisi de düşer.
Siyasi iktidarlar da hukuk ve demokrasi yerine kişilere, yakın çevrelerine ve güç ilişkilerine dayanırlarsa sonunda bunun bedelini öderler.
Türkiye'nin yeniden demokratik, özgür ve hukukla yönetilen bir ülke olması gerekir.
YOLSUZLUK İDDİALARI VE KAMU KAYNAKLARININ HESABI
Soru: Türkiye'de kamu kaynaklarının kullanımı ve son dönemde gündeme gelen yolsuzluk iddiaları hakkında ne düşünüyorsunuz?
Selçuk Özdağ:
Burada çok ciddi iddialar var. Kamu kaynaklarının nasıl kullanıldığı, kimlerin bundan yararlandığı ve bu işlemlerin nasıl denetlendiği mutlaka araştırılmalı.
MASAK başta olmak üzere ilgili denetim ve soruşturma kurumlarının görevlerini yerine getirip getirmediği sorgulanmalı.
Ortada büyük paraların konuşulduğu iddialar var.
Bu paraların nereye gittiği, kimlerin bu işlerin içinde olduğu ve kamuya ne kadar zarar verildiği açıklığa kavuşturulmalı.
Bunlar yalnızca siyasi tartışma konusu olarak kalmamalı; bağımsız ve tarafsız yargı önünde incelenmeli.
Soru: Bu iddiaların üzerine gidilmediği yönünde eleştiriler var. Sizce neden?
Selçuk Özdağ:
Asıl mesele, denetim mekanizmalarının bağımsız çalışıp çalışmadığıdır. Bir ülkede kamu kaynaklarıyla ilgili ciddi iddialar varsa bunların üzerine gidilmesi gerekir.
Kim olursa olsun, hangi makamda bulunursa bulunsun hesap vermelidir.
Biz bu konuların takipçisi olmaya devam edeceğiz. Siyasi iktidar değişse de değişmese de kamu kaynaklarının hesabı sorulmalıdır. Bunun yolu bağımsız yargıdan, özgür medyadan ve etkili denetim mekanizmalarından geçer.
DOKUNULMAZLIK, TUTUKLAMALAR VE YARGIDA EŞİTLİK
Soru: Milletvekillerine yönelik soruşturmalar, tutuklamalar ve dokunulmazlık tartışmaları hakkında ne düşünüyorsunuz?
Selçuk Özdağ:
Elbette hiç kimse suç işleme özgürlüğüne sahip değildir. Milletvekilleri de ağır suçlar işlemişlerse hukuk önünde hesap vermelidir.
Ancak burada önemli olan, hukukun herkese eşit uygulanmasıdır. Bir siyasetçi hakkında soruşturma yapılırken başka bir siyasetçi hakkındaki ciddi iddialar görmezden geliniyorsa burada adalet sorunu vardır.
Yargı, siyasi rakipleri cezalandırmak veya baskı altına almak için kullanılmamalıdır.
İnsanlar yalnızca siyasi görüşleri nedeniyle tutuklanmamalı, sudan gerekçelerle cezaevine gönderilmemelidir.
Tutuklama istisnai bir tedbirdir. İnsanların yargılama sürecinde işlerini, ailelerini ve hayatlarını sürdürebilmeleri gerekir. Kesinleşmiş mahkûmiyet olmadan insanları cezalandırır gibi davranmak doğru değildir.
Yargılamalarda eşitlik ve tarafsızlık sağlanmalıdır.
İktidara yakın olanlarla muhalif olanlar arasında farklı hukuk uygulanamaz.
SİYASETİN FİNANSMANI VE SİYASİ ETİK
Soru: Siyasi partilerin finansmanı, bağışlar ve bazı siyasetçiler hakkında gündeme gelen para iddiaları konusunda ne düşünüyorsunuz?
Selçuk Özdağ:
Siyasi partilerin gelirleri ve giderleri şeffaf olmalıdır. Partilere yapılan bağışların nasıl toplandığı, nerelerde kullanıldığı ve kimler tarafından denetlendiği açıkça ortaya konulmalıdır.
Bir siyasetçi hakkında para veya bağış iddiası gündeme geliyorsa bunun açıklığa kavuşturulması gerekir. İddialar varsa belgeleriyle incelenmelidir.
Kimse hakkında kanıt olmadan hüküm vermek doğru değildir; ancak hiçbir iddia da sırf siyasi gerekçelerle görmezden gelinmemelidir.
Benim anlayışımda siyasi etik, hesap verebilirlik ve şeffaflık esastır. Siyaset yapan insanlar kamuoyunun güvenini kazanmak zorundadır.
ÖCALAN'IN TAHLİYESİ, SİLAHLARIN BIRAKILMASI VE BARIŞ SÜRECİ
Soru: Abdullah Öcalan'ın silahların bırakılması yönündeki açıklamalarını ve devam eden süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?
Selçuk Özdağ:
Türkiye'de insanların ölmediği, silahların sustuğu, herkesin düşüncesini özgürce ifade edebildiği bir ortamın oluşmasını isterim. Bunun için atılacak her adım önemlidir.
Ancak bu süreç kişilerin veya siyasi kurumların tek başına vereceği kararlarla yürütülemez.
Hukuki bir zemine oturmalıdır.
Silahların bırakılması, örgütsel faaliyetlerin sona ermesi ve bunun nasıl denetleneceği ilgili hukuk kurumlarının değerlendirmesiyle belirlenmelidir.
Ceza ve infaz mevzuatı, gözlem kurulları ve ilgili kurumların kararları da hukuka uygun olmalıdır.
Bir kişinin hukuki durumu siyasi tercihlere göre değil, hukuk kurallarına göre değerlendirilmelidir.
Umut hakkı da dâhil olmak üzere bu konuların hukuki çerçevede ele alınması gerekir.
Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları dikkate alınmalıdır.
Soru: Bu süreçte Demirtaş ve diğer siyasi tutukluların durumu nasıl ele alınmalı?
Selçuk Özdağ:
Herkes için hukuk geçerli olmalıdır. Bir insanın siyasi kimliği, düşüncesi veya geçmişteki konumu nedeniyle hukuki hakları ortadan kaldırılamaz.
Demirtaş'ın ve diğer kişilerin durumları da hukuk çerçevesinde değerlendirilmelidir. Mahkemelerin kararları, anayasal güvenceler ve uluslararası insan hakları standartları esas alınmalıdır.
Türkiye'nin demokratikleşmesi için herkesin kendisini hukuk güvencesi altında hissetmesi gerekir.
BARIŞ YALNIZCA SİLAHLARIN SUSMASI DEĞİLDİR
Soru: Silahlı çatışmaların sona ermesi kadar, Türkiye'deki diğer toplumsal ve siyasi sorunların çözülmesi de önemli. Sizce barış süreci hangi anlayışla yürütülmeli?
Selçuk Özdağ:
Silahların bırakılması çok önemlidir. İnsanların ölmemesi, gençlerin hayatını kaybetmemesi, annelerin ağlamaması gerekir. Ancak yalnızca silahların susmasıyla bütün sorunlar çözülmüş olmaz.
Silahlar bırakılır ama hırsızlık devam ederse, rüşvet devam ederse, torpil devam ederse, adam kayırma devam ederse, kamu kaynaklarının kötüye kullanılması devam ederse Türkiye gerçek anlamda huzura kavuşamaz.
Bunlar da toplumun geleceğini tehdit eden çok ciddi sorunlardır. Bir ülkede yolsuzluk, rüşvet, ihale usulsüzlükleri ve nepotizm varsa bunlarla da mücadele edilmelidir.
Demokrasi yalnızca silahların olmadığı bir ortam değildir.
Aynı zamanda insanların haklarını özgürce kullanabildiği, adaletin işlediği ve herkesin eşit yurttaş olduğu bir düzendir.
KİTAP YASAKLARI VE DÜŞÜNCE ÖZGÜRLÜĞÜ
Soru: Seyyid Kutup'un kitabının yasaklanması... Kitapların yasaklanması, toplatılması ve bazı yazarların eserlerinin hedef alınması konusunda ne düşünüyorsunuz?
Selçuk Özdağ:
Kitaplar yasaklanarak, toplatılarak veya yakılarak düşünceler ortadan kaldırılamaz. Bir kitabın içindeki fikre katılırsınız veya katılmazsınız. Eleştirirsiniz, karşı görüşünüzü açıklarsınız. Ama düşünceyle mücadelenin yolu kitabı yasaklamak değildir.
Düşüncelerin özgürce tartışılabildiği bir toplumda hakikat ortaya çıkar.
İnsanlar farklı fikirlerle karşılaşmalı, bunları değerlendirmeli ve kendi kanaatlerini oluşturabilmelidir.
Seyyid Kutub'un kitapları da başka yazarların eserleri de bu çerçevede değerlendirilmelidir. Bir kitabın içeriğine katılmamak, onun yasaklanmasını gerektirmez.
Salman Rüşdi'nin eserleri veya farklı düşünce akımlarına ait kitaplar da aynı özgürlük ilkesi içinde ele alınmalıdır. İnanç sahibi insanlar, inandıkları değerleri savunabilirler. Ancak bunu yasaklarla değil, düşünce ve fikirle yapmalıdırlar.
Ben hiçbir kitabın yasaklanmasından, toplatılmasından yana değilim. Fikirlerin çarpışmasından hakikat doğar.
FARKLI FİKİRLERE SAYGI VE BİRLİKTE YAŞAMA
Soru: Öncelikle değerli zamanlarınızı ayırdığınız ve konukseverliğiniz için çok teşekkür ederim, Sayın Vekilim. Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?
Selçuk Özdağ:
Öncelikle bu güzel sohbet için teşekkür ediyorum.
Bizi dinleyen, takip eden ve farklı düşüncelere sahip olan herkese de teşekkür ediyorum.
Konuşmalarım sırasında birilerini üzmüş veya yanlış anlaşılabilecek ifadeler kullanmış olabilirim.
Bunu da dikkate almak gerekir.
İnsanların farklı düşünceleri olabilir. Önemli olan birbirimizin fikirlerine saygı göstermektir.
Allah bizi farklı farklı yaratmıştır. İnsanların farklı düşüncelere sahip olması doğaldır. Peygamberimizin döneminde de farklı görüşler ve yorumlar olmuştur.
Önemli olan birbirimizi dinlemek, anlamaya çalışmak ve hakikati aramaktır.
Fikirler çarpışsın ki hakikat ortaya çıksın.
Farklı düşüncelere sahip olabiliriz ama birbirimize saygı göstermeyi de bilmeliyiz.
Bu nedenle herkese teşekkür ediyorum. Umarım bu sohbet faydalı olmuştur.





