ENFLASYONUN EN BÜYÜK TAHRİBATI CÜZDANDA DEĞİL, ZİHİNDEDİR
Türkiye yıllardır enflasyonu konuşuyor.
Yüzde kaç oldu?
Kaça düşecek?
Faiz ne olacak?
Ama belki yanlış yere bakıyoruz.
Çünkü uzun süre yüksek enflasyon yaşayan bir toplumda yalnız fiyatlar değişmez.
İnsan değişir.
Parayla ilişkisi değişir.
Zamanla ilişkisi değişir.
Ve en önemlisi, gelecekle ilişkisi değişir.
ENFLASYON DÜŞER, PAHALILIK KALIR
Ekonominin vatandaşa anlatmakta en fazla zorlandığı meselelerden biri bu:
Enflasyonun düşmesi fiyatların düşmesi değildir.
Fiyatların daha yavaş artmasıdır.
Bu yüzden vatandaş:
“Enflasyon düşüyorsa neden hiçbir şey ucuzlamıyor?”
diye sorarken aslında yanlış bir soru sormuyor.
İstatistik başka bir şeyi ölçüyor, vatandaş başka bir şeyi yaşıyor.
Çünkü insan enflasyon oranıyla yaşamaz.
Maaşıyla market arasındaki mesafeyle yaşar.
Ve o mesafe kapanmıyorsa açıklanan rakamın psikolojik karşılığı sınırlı kalır.
YÜKSEK ENFLASYON İNSANI BUGÜNE HAPSEDER
Uzun süre fiyatların hızla arttığı bir ülkede insan geleceği planlamayı bırakır.
Çünkü beklemek cezalandırılır.
Bugün 100 lira olan şey yarın 120 olacaksa, paranızı tutmak mantıksızlaşır.
Maaş gelir.
Fatura ödenir.
Market yapılır.
Kalan varsa altına, dövize, eve, otomobile yönelir.
Bu her zaman zenginleşme arzusu değildir.
Çoğu zaman paradan kaçıştır.
İnsan yatırım yapmıyordur.
Parasının erimesinden korunmaya çalışıyordur.
Ve toplum yavaş yavaş şu cümleyi öğrenir:
“Yarın daha pahalı olacak, bugün al.”
Bu yalnız ekonomik davranış değildir.
Bir hayat biçimidir.
ENFLASYON GELECEĞİ DE PAHALILAŞTIRIR
Asıl tahribat burada başlar.
Genç ev kurmayı erteler.
Çocuk sahibi olmak isteyen hesap yapar.
Kiracı gelecek yıl aynı evde kalıp kalamayacağını bilemez.
Esnaf üç ay sonraki maliyetini kestiremez.
Emekli maaş artışını değil, o artış gelene kadar ne kadar kaybedeceğini düşünür.
Ücretli daha zam almadan yeni zammın ne kadarının eriyeceğini hesaplar.
Böyle bir toplumda gelecek artık umut değil,
maliyet hesabıdır.
İnsanlar hayal kurmayı bırakıp fiyat tahmini yapmaya başlıyorsa ekonomik kriz çoktan cüzdanın dışına çıkmış demektir.
GÜVEN KAYBOLUNCA
Enflasyonun görünmeyen maliyeti güvendir.
Paraya güven azalır.
Fiyata güven azalır.
Sözleşmeye güven azalır.
Yarına güven azalır.
Ve sonunda insanlar ekonomik kararlarını kurumların açıklamalarına göre değil, kendi korkularına göre vermeye başlar.
“Dolar artar mı?”
“Ev yine zamlanır mı?”
“Param erir mi?”
“Şimdi almasam bir daha alabilir miyim?”
Bu sorular milyonlarca insanın günlük hayatının parçası olduğunda enflasyon artık yalnız Merkez Bankası’nın problemi değildir.
Toplumun ruh haline dönüşmüştür.
ENFLASYONUN AHLAKI DA VARDIR
Bir başka tahribat daha var.
Fiyatların sürekli değiştiği yerde “normal fiyat” kavramı kaybolur.
Bir ürünün gerçek değerinin ne olduğunu kimse bilemez.
Satıcı yarının maliyetini bugünün fiyatına ekler.
Alıcı kazıklanıp kazıklanmadığından şüphe eder.
Ev sahibi kiracısından…
Kiracı ev sahibinden…
Müşteri esnaftan…
Esnaf tedarikçiden…
şüphe etmeye başlar.
Ekonomik güvensizlik zamanla toplumsal güvensizliğe dönüşür.
Ve toplum yalnız fakirleşmez.
Birbirine olan güvenini de kaybeder.
RAKAMLAR DÜZELİNCE HER ŞEY DÜZELMEYECEK
Bir gün Türkiye enflasyonu yeniden tek haneye indirebilir.
Faiz düşebilir.
Fiyat artışları yavaşlayabilir.
Ama yıllarca oluşmuş davranışların bir gecede değişmesini beklememek gerekir.
Çünkü ekonomi yalnız bilanço değildir.
Hafızadır.
İnsan dün parasının nasıl eridiğini hatırlar.
Dün ev alamadığını…
Dün kirasını ödemekte zorlandığını…
Dün maaşının ay sonuna yetmediğini…
hatırlar.
Ve yarın yeniden olabileceğinden korkar.
Bu nedenle Türkiye’nin yalnız enflasyonu düşürmeye değil, geleceğe güveni yeniden kurmaya ihtiyacı var.
İnsan yeniden bir yıl sonrasını planlayabilmeli.
Genç yeniden hayal kurabilmeli.
Ücretli maaşının değerini koruyacağına inanabilmeli.
Emekli yarından korkmamalı.
Çünkü ekonomik istikrarın gerçek ölçüsü yalnız TÜFE değildir.
İnsanın geleceğe bakarken hissettiği güvendir.
Enflasyon cebimizden çok şey aldı.
Ama belki en pahalı aldığını hâlâ yeterince konuşmuyoruz:
Geleceğe inanma hakkımızı.
Hakan URUN
17 Eylül 2026





