FACEBOOK MAHALLESİ: BU BİR REJİMDİR
Gönüllü Gözetim, Dijital Uyum ve Sessiz İtaat Düzeni
Mahalle eskiden bir yerdi.
Kapısı, sokağı, bakkalı, kahvesi, komşusu vardı. İnsanlar birbirini tanırdı. Bazen fazla tanır, fazla karışır, hatta insanı boğacak kadar müdahil olurlardı.
Ama yine de bir şey vardı:
Yüz.
İnsanlar birbirlerinin yüzüne bakardı.
Bugün mahalle hâlâ var. Fakat artık yürünmüyor; kaydırılıyor.
Betonun yerini piksel, bakışın yerini tarama, merakın yerini fişleme aldı. Kapının önünde başlayan mahalle baskısı artık cebimizdeki telefonun ekranında devam ediyor.
Eski mahallenin en azından bir yüzü vardı
Eski mahalle masum değildi.
Boğardı. Daraltırdı. İnsanları hizaya sokardı.
Ama yargılayanla yargılanan aynı kaldırımdaydı.
Şimdi o kaldırım yok.
Facebook Mahallesi’nde herkes yargılıyor ama kimse görünmüyor. Çünkü burada yüz yok; profil var.
İsim yok; kullanıcı adı var.
Hafıza yok; arşiv var.
Kimse seni tanımıyor ama herkes seni inceliyor.
Kimse seninle konuşmuyor ama herkes senin hakkında fikir sahibi.
Eskiden “Kimdir bu?” diye sorulurdu.
Şimdi:
“Ne paylaşıyor?”
İnsan kişilik olmaktan çıkıyor, içerik türüne dönüşüyor. Hayat yaşanmaktan çok düzenleniyor. Duygular hissedilmekten çok yayınlanıyor.
Eskiden bir komşunun ışığı üç gün yanmazsa kapısı çalınırdı.
Şimdi üç gün paylaşım yapmazsan hakkında konuşuluyor.
“Bir tuhaf.”
“Kesin bir şey oldu.”
“Bizi sildi mi?”
Oysa insan hasta olabilir.
Yas tutabilir.
Hayattan yorulabilir.
Ya da sadece susmak isteyebilir.
Fakat Facebook Mahallesi sessizliği masumiyet olarak görmüyor.
Çünkü görünmeyen kontrol edilemez.
Kontrol edilemeyen ise tehlikelidir.
Herkes gözetliyor, ama kimse gözetmen değil
Bu mahallede vicdan bile yarı zamanlı çalışıyor.
“Ben karışmam ama…”
“Herkesin tercihi tabii ama…”
“Yanlış anlaşılmasın…”
İşte Facebook Mahallesi’nin resmi dili budur.
Kimse baskıcı değildir ama herkes baskının parçasıdır.
Kimse polis değildir ama herkes not tutar.
Eskiden mahallenin eli maşalı teyzesi vardı.
Bugün onun yerini, seni takip eden ama beğenmeyen; sessizce izleyen; ekran görüntüsü alan ve uygun zamanı bekleyen kullanıcı aldı.
Dijital çağın en sinsi figürü budur.
Ne söylediğini belki bilemezsin.
Ama unutmadığını bilirsin.
Çünkü Facebook Mahallesi’nin hafızası insan hafızası değildir.
Burada geçmiş silinmez.
On yıl önce yazdığın bir cümle bugün yeniden önüne konabilir.
Çünkü dijital mahallede insanın değişmesine fazla izin yoktur.
Dün başka biri olamazsın.
Pişman olamazsın.
Fikrini değiştiremezsin.
Oysa insan dediğimiz şey biraz da değişmek değil midir?
Arşiv her şeyi saklayabilir.
Ama hiçbir şeyi anlayamaz.
Hakikat değil, uyum kazanıyor
Facebook Mahallesi’nde mesele doğru olmak değildir.
Uyumlu olmaktır.
Hakikat önemli değildir.
Önemli olan yanlış anlaşılmamaktır.
“Bunu paylaşmasan mı?”
“Şimdi sırası mı?”
“Yanlış anlaşılır.”
Peki yanlış olan nedir?
Kim belirliyor?
Neden yanlıştır?
Bunların çoğu zaman hiçbir önemi yoktur.
Asıl mesele şudur:
Linçlenir misin, linçlenmez misin?
Ve dijital linç artık bağırarak yapılmıyor.
Sessizlikle yapılıyor.
Görmezden gelerek.
Dışarıda bırakarak.
Yanında durmayarak.
Kimse sana saldırmıyor.
Ama kimse de yanında durmuyor.
Yorumlarda devrimci, hayatta temkinli
Facebook Mahallesi’nin bir başka özelliği de burada herkesin çok politik olmasıdır.
Ama çoğu zaman yalnızca yorumlarda.
Profil fotoğrafı devrimcidir.
Hayatı temkinlidir.
Paylaşım radikaldir.
Gündelik hayat itaatkârdır.
Direniş emojiyle yapılır.
Bedel ise başkasına bırakılır.
Çünkü bu mahalle muhalefeti sever.
Zararsız olduğu sürece.
Yorumlarda kaldığı sürece.
Gerçek hayata bulaşmadığı sürece.
İktidarın bu mahalleyi sevmesinin nedeni de tam olarak budur.
Cop yoktur ama korku vardır.
Yasak yoktur ama otosansür vardır.
Polis yoktur ama herkes gönüllü muhbirdir.
Devletin sokakta zorla yaptıramadığını, platform evde gönüllü olarak yaptırabilir.
Herkes konuşur.
Algoritma süzer.
Ve sonunda çoğu zaman hakikat değil, uyum kazanır.
Yeni rejimin gardiyanı kim?
Facebook Mahallesi klasik anlamda totaliter bir rejim değildir.
Çünkü klasik totaliterlik kaba ve görünürdür.
Buradaki düzen ise daha inceliklidir.
Bir merkezden emir almaz.
Bir lider tarafından yönetilmez.
Bir parti tarafından kurulmaz.
Kendini sevdirerek kurulur.
Alışkanlıkla sürer.
Konforla güçlenir.
Baskıyı dışarıdan uygulamaz.
İçselleştirir.
İtaati zorla üretmez.
Onu bir tercih gibi sunar.
Sansürü yasakla değil, “Şimdi sırası değil” duygusuyla kurar.
İnsan susmaya zorlanmaz.
Neyi söylememesi gerektiğini öğrenir.
Korku artık sopayla çalışmaz.
Görünmezlik tehdidiyle çalışır.
Michel Foucault’nun hapishanesine bile ihtiyaç yoktur.
Panoptikon cebimizdedir.
Ve gardiyan…
Biziz.
Özgürlük hissiyle kurulan itaat
Bu yüzden insanlar tamamen gitmez.
Hesabını silmez.
Dondurur.
Sesini tamamen kesmez.
Kısar.
Çünkü bu rejimde tamamen çıkmak, sosyal ölümle eşdeğer hale gelebilir.
İnsanlar artık özgürlükten çok, görünmez olmadan var olmanın yollarını arıyor.
Ve biri ortadan kaybolduğunda ilk soru:
“İyi mi?”
olmuyor.
Asıl soru:
“Niye paylaşmadı?”
İşte Facebook Mahallesi tam olarak budur.
İnsanları birbirine yaklaştırırken yalnızlaştıran,
herkesi konuştururken kimseyi dinlemeyen,
özgürlük hissi satarken itaati normalleştiren bir düzen.
Özlediğimiz mahalle aslında mahalle değildi
Herkes eski mahalleyi özlediğini söylüyor.
Ama belki de özlediğimiz şey mahalle değildi.
Hesap verebilirlikti.
Eski mahallede ayıp vardı.
Ama yüz de vardı.
Burada yüzler var.
Ama utanma yok.
Eski mahalle kaybolmadı.
Sadece büyüdü.
Hızlandı.
Dijitalleşti.
Artık kapı önünde değil.
Cebimizde duruyor.
Ve belki de bütün hikâyenin en acı tarafı burada.
Eski mahalle insanı boğardı ama yalnız bırakmazdı.
Yeni mahalle ise özgürlük hissi vererek insanı yavaş yavaş kendisine yabancılaştırıyor.
Beğenilerle.
Alkışlarla.
Sessizliklerle.
Algoritmalarla.
Ve sonunda insan kendi kendisinin gardiyanına dönüşüyor.
Çünkü mesele aslında Facebook değil.
Mesele sosyal medya da değil.
Mesele insanın giderek itiraz etmeyi unutmasıdır.
Bir toplumun en büyük tehlikesi insanların susturulması değildir.
Daha kötüsü vardır:
İnsanların artık söyleyeceklerini kendilerinin seçmemesi.
Ne söyleyeceğini düşünmek başka şeydir.
Ne söyleyemeyeceğini önceden öğrenmek başka…
İşte o noktada mahalle, yalnızca bir mekân olmaktan çıkar.
Bir rejime dönüşür.
Ve o rejimin kapısında polis yoktur.
Çünkü kapıyı zaten biz kapatmışızdır.





