Rahmetli Mahir Kaynak;
"Bir olay olduğunda, olayın failini bulmak istiyorsanız olayın sonucunun kime yaradığına bakın. Bu olay kimin işine yarar? Bunu bilirseniz bu işi kimin yaptığını da bilirsiniz." derdi.
Sizce günümüzde yaşanan Fon Kriz olayında kazanan kimler, kaybeden kimler?
Bu sorunun cevabını tarihten kesitler vererek, analiz yaparsak gerçeği görür ve cevaplarmış oluruz.
1990'da İtalya'da savcı Felice Casson'un çabalarıyla ortaya çıkarılan ve bütün Avrupa ülkelerinde varlığı saptanan Gladio örgütlenmesi işte bu yıllarda ortaya çıktı. ABD yönetimi, Sovyet Kızılordusu'nun Avrupa'yı işgal edeceği varsayımıyla, NATO üyesi bütün ülkelerde ve bu pakta üye olmayan Avrupa ülkelerinde, gizli Kontrgerilla örgütleri kurdu. Bu örgütlenmenin iki ayağı vardı. Yer üstünde özel komando birlikleri, yeraltında "vatanseverlerden oluşan ve kural olarak hiçbir yasaya bağlı olmayan, köylere kadar inen gizli örgütlenme. 1952'de Gladio örgütlenmesini NATO üyesi olduğumuzda Türkiye'de tanımış oldu.
Gladyo örtülü eylemlerini şöyle yapıyordu: "Propaganda; ekonomik savaş; sabotaj, yıkım, kitlesel sürgünü de içeren doğrudan müdahale; düşman hükümetlere karşı ayaklanmaya yardım etme; yeraltındaki direniş güçlerini, gerillaları, siyasi suikastleri uygulama, mültecileri ve yerli antikomünist unsurları destekleme." şeklinde uyguluyordu.
Biraz daha geriye gidersek olay ve olguları daha iyi anlayacağız.
General Electric Almanya, yönetici Walter Rathenau 1909 yılında; "Hepsi birbirini tanıyan üç yüz adam, Avrupa'nın ekonomik kaderine karar veriyor ve kendilerinden sonra gelecekleride aralarından seçiyorlar." (Gizli Dünya Imparatorluğu, Jim Marrs, s.21-Clarendon Press, 1977, s. 143)
New York Valisi John F. Hylan 1922 yılında; "Cumhuriyet için asıl tehlike, bir ahtapot gibi zehirli kollarını şehrimize, eyaletimize ve ulusumuza her yandan uzatan ve saran kanımızı emen görünmez bir hükümetin varlığıdır. Bu ahtapotun başında, Rockefeller-Standard Oil, Morgan ailesi ve uluslararası bankerler olarak anılan ama asıl amaçları kendi çıkarları için Birleşik Devletler hükümetini kullanmaktır." (Petrol Fırtınası, Emre Yayınları, Raif Karadağ, s.113)
İşte bu oluşumu o zamanın Valisi "bir ahtapot" şeklinde anlatmaktadır.
M.Kemal Atatürk, 1919 yılı Erzurum Kongresi'nde; "Şurada acıklı bir geçek olmak üzere bildireyim ki, ülkemizde pek çok yabancı parası ve bir çok progabandalar dönüyor. Bundaki amaç pek açıktır ki; ulasal eylemi başarısız bırakmak, ulusal isteklere inme indirmek, yurdun kimi önemli kesimlerini işgal amaçlarını kolaylaştırmaktır. Bununla birlikte her dönemde, her ülkede ve her zaman ortaya çıktığı gibi bizde de kalp ve sinirleri donmuş, anlayışsız insanlarla birlikte vatansız ve aynı zamanda kişisel emel ve çıkarını, yurt ve ulusun zararında arayan alçaklar vardır" söylevini hatırlayalım ve günümüze doğru yakın bir tarihten devam edelim.
24 Ocak Kararları
24 Ocak 1980’de yeni bir “ekonomik istikrar” programı kamuoyuna duyuruldu. Başbakan Süleyman Demirel ile Müsteşar Turgut Özal, IMF ve Dünya Bankası desteğini alarak Hür Teşebbüs Bayramı adı altında 24 Ocak Kararları yürürlüğe kondu. Bu program Türkiye ekonomisi açısından önemli dönüşümleri hedefleyen hayata geçirilmesi planlanan yeni bir ekonomi politik girişimiydi. İlk uygulaması 1 Dolar 17,50-TL kurundan 75.00-TL kuruna devüle ediliyordu (güncelleniyordu).
İhracata dayalı ekonomi modeli olarak adlandırılan yeni ekonomi modeli, yerli üretimin sınırlandırılarak ithalata ve sıcak paraya bağımlılığın gelişmesine, kamunun özelleştirmelerle üretimden çekilmesine, özel tüketimin arttırılmasına ve özel sektörün kamu kaynaklarıyla desteklenmesine dayanıyordu. Küresel çeteye çalışan TÜSİAD’ın başını çektiği sermaye grubunun çıkarları gözetilen program, ücretlerin düşürülmesi yoluyla yurtiçi talebin daraltılması ve yurtdışı pazarlara ihraç edilecek artı değerin yaratılmasına dayanıyordu.
Kararların içeriğinde;
Dolar kurunun yüzde 32,7’lik devalüasyonu,
Devletin ekonomideki payının küçültülmesi,
KİT’lerin özelleştirilmesi ve tarımdaki destek alımlarının, sübvansiyonların; fiyat denetiminin kaldırılması,
Dış ticaretin ve yabancı yatırımların serbestleştirilmesi; İhracatın vergi iadesi, gümrük muafiyeti, düşük faizli kredi gibi yöntemlerle teşvik edilmesi şeklindeydi.
Bu programın uygulanabilmesi için sermaye ve iktidarı tarafından emek hareketinin ezilmesi bir önkoşul olarak görülüyordu. İşte 12 Eylül 1980 askeri darbe sermayenin yardımına koştu. Emekliye ayrılan paşalar sermayedarların şirketlerine birer birer atanarak yardımın karşılığını alıyorlardı.
1980 darbesinde dönemin TİSK başkanı Halit Narin’in; 1980 öncesinde işçi sınıfının sendikal ve siyasal alanda yürüttüğü sınıf mücadelesine referansla söylediği; “Bugüne kadar hep işçiler güldü, şimdi gülme sırası bizde.” sözleri ile vahşi kapitalizmin hizmetkarı olduğunu gösterimişti. Bugünden geriye doğru baktığımızda, bu sözün, küresel çete uygulaması olduğunu anlarız.
Kenan Evren’in öncülüğünde 12 Eylül 1980’de gerçekleştirilen askeri darbe 24 Ocak kararları ile ağırlıklı olarak parasal tedbirleri içeren politikalar uygulanmıştır. Bu çerçeve içerisinde, döviz kuru büyük ölçüde devalüe edilmiş, kamu fiyatları artırılmış ve faizler yükseltilmiştir...
Sadete gelecek olursak
Yukarıda anlattığımız olgular ve olaylarla ahtapot tarifi ile başlayan küresel çete, devletin ekonomideki payının küçültülmesiyle eline geçirdiği Türk ekonomisini; yatırım bankaları, fon şirketleri, menkul değerler, destek finans faktoring şirketleri ile istediği gibi piyasada at oynatıyor ve piyasa dolandırıcılığı yaparak ekonomiye verdiği zarar ile devletin gücünü kırmayı M.Kemal Atatürk, 1919 yılı Erzurum Kongresi'nde; "Şurada acıklı bir geçek olmak üzere bildireyim ki, ülkemizde pek çok yabancı parası ve bir çok progabandalar dönüyor. Bundaki amaç pek açıktır ki; ulasal eylemi başarısız bırakmak," sözü ile yaşanan Fon krizi ile yurtdışına kaçırılan paranın izini sürersek New York Valisi John F. Hylan 1922 yılında; "Cumhuriyet için asıl tehlike, bir ahtapot gibi zehirli kollarını şehrimize, eyaletimize ve ulusumuza her yandan uzatan ve saran kanımızı emen görünmez bir hükümetin varlığıdır. Bu ahtapotun başında, Rockefeller-Standard Oil, Morgan ailesi ve uluslararası bankerler olarak anılan ama asıl amaçları kendi çıkarları için..." her türlü oyunu oynayacakları aşikar olmakta.
O halde; Fon krizinde çıkan para ahtapotun bir kolu olan Rothschild'in bankasına yatırılıyorsa krizden faydalananın küresel çete olduğu nettir.
Kalın sağlıcakla...





