HALK TV: HALKIN TELEVİZYONU MU, SİYASETİN MEDYA AYAĞI MI?
Türkiye günlerdir Halk TV'yi, Cafer Mahiroğlu'nu, kayyum kararını ve yürütülen soruşturmayı tartışıyor.
Halk TV cephesi ise meseleyi oldukça net bir çerçeveye oturtuyor:
“Bağımsız medya susturulmak isteniyor.”
Peki bu tartışmada nerede olgu, nerede iddia, nerede yorum var?
Önce bunu birbirinden ayıralım.
Çünkü bir medya kuruluşuna kayyum atanması ve basın özgürlüğü tartışması ayrı bir konudur.
Cafer Mahiroğlu hakkında yürütülen soruşturma ayrı bir konudur.
Halk TV'nin siyasi ve ticari ilişkileri ise bambaşka bir konudur.
Birbirine karıştırmayalım.
Bir soruşturmanın varlığı suçluluk anlamına gelmez.
Bir tanık beyanı mahkeme kararı değildir.
Bir iddia kesinleşmiş gerçek değildir.
Ama aynı şekilde:
Bir iddianın soruşturma konusu olması da soru sorulmasını yasaklamaz.
Tam tersine, kamuoyunun daha fazla şeffaflık istemesine neden olur.
ÖNCE OLGULARI KONUŞALIM
Cafer Mahiroğlu, Halk TV'nin sahibidir.
Mahiroğlu hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından çeşitli suçlamalar kapsamında soruşturma yürütüldüğü kamuoyuna açıklanmıştır.
Mahiroğlu ise bu suçlamaları reddetmekte ve soruşturmanın siyasi saiklerle yürütüldüğünü savunmaktadır.
Burada hukuki sınır açıktır:
Mahkeme kararı kesinleşmeden Mahiroğlu suçlu ilan edilemez.
Ancak aynı nedenle Mahiroğlu'nun veya Halk TV'nin ticari ve siyasi ilişkileri de sorgulanamaz hale gelmez.
Tam tersine.
Bağımsızlık iddiası varsa, şeffaflık talebi de meşrudur.
CHP KURULTAYI: OLGU NEDİR, İDDİA NEDİR?
CHP'nin 2023 Kurultayı hakkında yürütülen soruşturma kapsamında Cafer Mahiroğlu'nun şüpheli sıfatıyla ifade verdiği kamuoyuna yansıdı.
Bu bir olgudur.
Soruşturma dosyasına yansıdığı bildirilen bazı tanık anlatımlarında ise Halk TV'nin kurultay sürecinde belirli bir siyasi sonucu etkilemeye yönelik hareket ettiği ve Mahiroğlu'nun Ekrem İmamoğlu ile bağlantısına ilişkin çeşitli iddialar gündeme geldi.
Bunlar ise:
İDDİADIR.
Mahiroğlu bu iddiaları reddetmektedir.
Dolayısıyla burada yapılması gereken, iddiayı gerçekmiş gibi ilan etmek değil;
iddianın dayanağını sormaktır.
Hangi belge var?
Hangi para hareketi var?
Hangi iletişim kaydı var?
Hangi ticari ilişki var?
Hangi yayın hangi gerekçeyle yapılmış?
Bunların cevabı ortaya konulmalıdır.
Çünkü kamuoyunun hakkı şudur:
İddia varsa, delilini bilmek.
ASIL TARTIŞMA: CHP İLE TİCARİ İLİŞKİ
Burada ise durum farklı.
CHP ile Halk TV arasında ticari anlaşmalar yapıldığı ve bu anlaşmaların kapsamına CHP'nin bazı siyasi faaliyetlerinin yayınlanmasının girdiği, bizzat Cafer Mahiroğlu'nun kamuoyuna yansıyan açıklamalarında anlatılmıştır.
Mahiroğlu'nun anlatımına göre bu kapsamda CHP grup toplantıları, parti açıklamaları ve siyasi etkinliklerin yayınları bulunmuş; CHP mitinglerinin canlı yayınları da ticari anlaşma kapsamında gerçekleştirilmiştir.
Bu nedenle burada sorumuz bir iddia üzerine kurulu değildir.
Ortada tarafların açıkladığı bir ticari ilişki bulunmaktadır.
Ve işte asıl tartışma burada başlıyor.
BİR MEDYA KURULUŞU SİYASİ PARTİNİN FAALİYETİNİ ÜCRET KARŞILIĞI YAYINLIYORSA...
Şimdi çok basit bir ayrım yapalım.
Bir siyasi partinin grup toplantısını haber amacıyla yayınlamak başka şeydir.
Bir siyasi partinin grup toplantısını ticari sözleşme kapsamında yayınlamak başka şeydir.
Bir mitingi haberleştirmek başka şeydir.
Bir siyasi partinin mitingini ticari anlaşma kapsamında canlı yayınlamak başka şeydir.
Bir siyasetçinin açıklamasını haber yapmak başka şeydir.
Bir siyasi partinin siyasi faaliyetlerini sözleşme kapsamında yayınlamak başka şeydir.
Bunun suç olduğunu söylemiyoruz.
Ama bunun bağımsız medya açısından tartışılması gerektiğini söylüyoruz.
Çünkü mesele burada hukuki olmaktan önce etik ve editoryal bağımsızlık meselesidir.
Ve kamuoyunun şu soruyu sorması son derece meşrudur:
Bir siyasi partiden yayın hizmeti geliri elde eden medya kuruluşunun o siyasi partiden editoryal olarak tamamen bağımsız olduğu nasıl gösterilecektir?
“SÖZLEŞME YASALDI” BAŞKA, “BAĞIMSIZDIK” BAŞKA
Bir sözleşmenin yasal olması, o sözleşmenin medya bağımsızlığı açısından tartışılmaz olduğu anlamına gelmez.
Bir ticari ilişkinin muhasebe açısından doğru olması başka şeydir.
Editoryal bağımsızlık başka şeydir.
Mali denetim başka şeydir.
Gazetecilik etiği başka şeydir.
Dolayısıyla:
“Sözleşme vardı ve yasaldı.”
cevabı, şu soruyu ortadan kaldırmaz:
“Bu ticari ilişki yayın politikasını etkiledi mi?”
İşte bağımsızlık sınavı tam burada başlar.
HALK TV'NİN SİYASİ YAYIN ÇİZGİSİ
Halk TV'nin özellikle CHP içindeki siyasi mücadelelerde hangi isimlere daha fazla alan açtığı, hangi isimleri daha sert eleştirdiği yıllardır tartışılmaktadır.
Burada önemli bir ayrım yapalım:
Bir medya kuruluşunun bir siyasetçiyi desteklemesi tek başına suç değildir.
Bir siyasetçiyi eleştirmesi de değildir.
Ancak medya kuruluşu aynı zamanda kendisini “bağımsız medya” olarak tanımlıyorsa, yayın çizgisinin neden böyle olduğunu açıklaması beklenir.
Bu nedenle sorular meşrudur:
İmamoğlu ne kadar eleştirildi?
Özgür Özel ne kadar eleştirildi?
Kılıçdaroğlu ne kadar eleştirildi?
CHP yönetiminin hataları ne kadar gündeme getirildi?
Karşıt görüşlere ne kadar yer verildi?
Bunlar suçlama değil;
editoryal bağımsızlığın ölçülmesine ilişkin sorulardır.
İMAMOĞLU KONUSUNDA: İDDİA BAŞKA, YAYIN ARŞİVİ BAŞKA
Mahiroğlu ile Ekrem İmamoğlu arasında siyasi veya ticari ilişki bulunduğuna yönelik çeşitli iddialar kamuoyuna yansımıştır.
Bu iddiaların doğruluğu ayrıca kanıtlanmalıdır.
Ancak bunun için iddiayı gerçek kabul etmeye gerek yok.
Çünkü çok daha basit bir yöntem var:
Halk TV'nin yayın arşivine bakmak.
Hangi isim ne kadar ekranda?
Hangi siyasetçinin açıklaması hangi başlıkla veriliyor?
Hangi siyasetçi ne kadar eleştiriliyor?
Hangi siyasi aktörün krizleri nasıl işleniyor?
İşte bunlar somut olarak incelenebilir.
Dolayısıyla:
“Halk TV İmamoğlu'nun medya ayağıdır.”
demek bir yorumdur.
Ama:
“Halk TV'nin İmamoğlu'na ilişkin yayınları şunlardır.”
demek incelenebilir bir olgudur.
İkisini birbirine karıştırmamak gerekir.
ÖZGÜR ÖZEL VE KILIÇDAROĞLU MESELESİ
CHP'deki liderlik değişimi sonrasında Halk TV'nin yeni yönetime daha yakın olduğu yönündeki eleştiriler de kamuoyunda yer aldı.
Bu da bir siyasi değerlendirmedir.
Bunun kanıtı ise yayın arşivinde aranmalıdır.
Aynı şekilde Cafer Mahiroğlu ile Kemal Kılıçdaroğlu arasındaki sert polemik de kamuoyu tarafından bilinmektedir.
Mahiroğlu'nun Kılıçdaroğlu'na yönelik ağır ifadeleri bulunmaktadır.
Kılıçdaroğlu cephesinin de Halk TV ve Mahiroğlu'na yönelik eleştirileri bulunmaktadır.
Bunlar olgusal olarak incelenebilir açıklamalardır.
Fakat buradan:
“Halk TV'nin yayın politikası kesinlikle şu nedenle değişti.”
sonucuna otomatik olarak varılamaz.
O, ayrıca kanıtlanması gereken bir yorumdur.
İşte sağlıklı gazetecilik tam da bunu gerektirir:
Olayı ayrı tutmak, yorumu ayrı tutmak.
BİR DE BELEDİYELERLE TİCARİ İLİŞKİLER VAR
Şimdi gelelim başka önemli bir başlığa.
Halk TV'nin belediyelerle yaptığı reklam, sponsorluk, etkinlik ve yayın ilişkileri de kamuoyu açısından incelenebilir.
Burada da dikkatli olalım.
Bir belediyenin bir medya kuruluşuna reklam vermesi tek başına usulsüzlük değildir.
Bir belediyenin bir etkinlik için medya kuruluşundan hizmet satın alması da tek başına suç değildir.
Ancak belediye kamu kaynağı kullanıyorsa vatandaşın şu soruları sorması son derece doğaldır:
Hangi belediye?
Ne kadar ödeme?
Hangi sözleşme?
Hangi hizmet?
Hangi şirket?
Hangi tarihte?
Hangi ihale veya satın alma yöntemiyle?
Ödeme hangi bütçe kaleminden yapıldı?
Bunlar açıklanabiliyorsa mesele de açıklığa kavuşur.
“GÖRKEMLİ HATIRALAR” VE BELEDİYE ETKİNLİKLERİ
Serhan Asker'in sunduğu “Görkemli Hatıralar” programının çeşitli belediyelerin kültür-sanat ve etkinlik organizasyonlarında yer alması da kamuoyunda tartışılmaktadır.
Burada yapılması gereken programı peşinen suçlamak değildir.
Tam tersine:
Sözleşmeyi görmek.
Faturayı görmek.
Ödemeyi görmek.
Hizmetin karşılığını görmek.
Eğer ödeme yasal ve sözleşmeye uygun ise bunu açıkça ortaya koymak zaten en doğru yöntemdir.
Ancak “belediyelerden ödeme alındı” iddiası varsa, bunun da:
“Kesin olarak yolsuzluk vardır.”
şeklinde sunulması doğru değildir.
Önce belge.
Sonra inceleme.
Sonra değerlendirme.
İddia ile hüküm arasındaki fark tam olarak budur.
HALK TV'NİN KENDİSİ KAMU REKLAMLARINI SORGULUYORSA...
Burada çok temel bir gazetecilik ilkesi var.
Kamu kurumlarının medya kuruluşlarına yaptığı reklam harcamalarını sorgulamak meşrudur.
Ama aynı ölçü herkes için uygulanmalıdır.
AK Parti belediyesinin reklamı sorgulanıyorsa CHP belediyesinin reklamı da sorgulanmalıdır.
İktidarın medya ilişkileri eleştiriliyorsa muhalefetin medya ilişkileri de eleştirilmelidir.
Kamu parası söz konusu olduğunda siyasi renk değişmemelidir.
Çünkü:
İktidar verirse “yandaşlık”,
muhalefet verirse “dayanışma”
demek çifte standart olur.
Doğru soru şudur:
Kamu kaynağı hangi kuruma, hangi gerekçeyle, hangi bedelle ve hangi hizmet karşılığında aktarıldı?
“HALKIN KANALI” DEMEK TEK BAŞINA YETMEZ
“Halk TV” ismi elbette bir marka adıdır.
Ama halkın televizyonu olmak yalnızca isimle gerçekleşmez.
Halkın televizyonu olduğunu iddia eden bir kuruluş;
iktidara da,
muhalefete de,
CHP'ye de,
AK Parti'ye de,
İmamoğlu'na da,
Özgür Özel'e de,
Kılıçdaroğlu'na da,
kendi patronuna da
soru sorabilmelidir.
Ve aynı zamanda:
Kendisine soru sorulmasını da kabul etmelidir.
BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ İLE HESAP VERMEK BİRBİRİNİN DÜŞMANI DEĞİLDİR
Burada özellikle altını çizmek gerekiyor:
Halk TV'ye kayyum atanmasını eleştirmek mümkündür.
Mahiroğlu hakkındaki suçlamaların hukuken kanıtlanmasını istemek mümkündür.
Basın özgürlüğünü savunmak mümkündür.
Ve aynı anda:
Halk TV'nin siyasi ve ticari ilişkilerini sorgulamak da mümkündür.
Bunlar birbirinin alternatifi değildir.
Bir medya kuruluşunun özgür olması, hesap vermemesini gerektirmez.
Tam tersine:
Özgür medya aynı zamanda şeffaf medyadır.
CAFER MAHİROĞLU'NA ÇAĞRI
Sayın Mahiroğlu…
Hakkınızdaki soruşturmanın sonucunu hukuk belirleyecektir.
Suçlu olup olmadığını mahkeme belirleyecektir.
Ancak Halk TV'nin sahibi olarak ticari ilişkileriniz konusunda kamuoyunu aydınlatabilirsiniz.
CHP ile yaptığınız ticari anlaşmaların kapsamını açıklayın.
CHP grup toplantıları ve siyasi faaliyet yayınlarının sözleşme koşullarını açıklayın.
Miting yayınlarının nasıl ücretlendirildiğini açıklayın.
Belediyelerle yapılan reklam ve sponsorluk anlaşmalarını açıklayın.
Varsa “Görkemli Hatıralar” ve benzeri programların belediyelerle yapılan sözleşmelerini açıklayın.
Ödeme tutarlarını açıklayın.
Hizmetin kapsamını açıklayın.
Siyasi aktörlerle ticari ilişkiniz varsa açıklayın.
Yoksa da:
“Yoktur.”
deyin ve belgelerini ortaya koyun.
Kurultay soruşturmasında hakkınızdaki iddiaları da belgeleriyle yanıtlayın.
Bunları yapmak suçluluk göstergesi değildir.
Tam tersine:
Şeffaflığın gereğidir.
SONUÇ: İDDİA AYRI, OLGU AYRI, YORUM AYRI
Bu tartışmada üç şeyi birbirine karıştırmayalım.
OLGU:
Halk TV'nin sahibi Cafer Mahiroğlu'dur.
Mahiroğlu hakkında soruşturma yürütülmektedir.
Mahiroğlu suçlamaları reddetmektedir.
CHP ile Halk TV arasında ticari ilişkiler bulunduğu Mahiroğlu'nun açıklamalarına da yansımıştır.
CHP'nin bazı siyasi faaliyetlerinin bu ticari ilişkinin kapsamında yayınlandığı Mahiroğlu'nun anlatımlarında yer almaktadır.
İDDİA:
Kurultay sürecinde Halk TV'nin belirli bir siyasi sonucu etkilemek amacıyla hareket ettiği yönündeki iddialar.
Mahiroğlu'nun belirli siyasi aktörlerle finansal veya siyasi bağlantılarının bulunduğu yönündeki iddialar.
Belediye kaynaklarının Halk TV'ye siyasi amaçlarla aktarıldığı yönündeki iddialar.
Bunların hiçbiri mahkeme kararıyla kesinleşmiş gerçekler olarak sunulmamalıdır.
YORUM:
Bu ticari ilişkilerin Halk TV'nin editoryal bağımsızlığı üzerinde etkisi olup olmadığı.
CHP ile yapılan yayın sözleşmelerinin “bağımsız medya” iddiasıyla ne ölçüde bağdaştığı.
Belediye reklam ve sponsorluklarının medya bağımsızlığı açısından nasıl değerlendirilmesi gerektiği.
İşte bunlar kamuoyunun tartışma alanıdır.
Ve bu soruları sormak:
siyasi operasyon değildir.
iftira değildir.
basın özgürlüğüne saldırı değildir.
Eğer ortada şeffaf ve hukuka uygun ticari ilişkiler varsa, belgeler zaten bunu gösterecektir.
SON SÖZ
Bugün Halk TV:
“Bizi susturmak istiyorlar.”
diyor.
Bu iddianın hukuk önünde araştırılması gerekir.
Ama Halk TV'nin de kendi hesabını vermesi gerekir.
Devlet hesap vermeli.
Belediye hesap vermeli.
Siyasi parti hesap vermeli.
Medya patronu hesap vermeli.
Herkes hesap vermeli.
Çünkü demokrasi:
“Bizimkiler dokunulmazdır.”
demek değildir.
Demokrasi:
“Herkes hesap verebilir.”
demektir.
Ve bugün Halk TV'ye sorulabilecek en temel soru şudur:
Bir siyasi partinin siyasi faaliyetlerini ticari sözleşme kapsamında yayınlayan bir medya kuruluşu, bu siyasi partiden editoryal olarak tamamen bağımsız olduğunu kamuoyuna nasıl gösterebilir?
Cevap basit:
Sözleşmeyle.
Faturayla.
Bilanço ile.
Yayın arşiviyle.
Belgelerle.
Aynı şey belediyeler için de geçerlidir.
Aynı şey reklam verenler için de geçerlidir.
Aynı şey siyasi aktörlerle ilişkiler için de geçerlidir.
Ve aynı şey Cafer Mahiroğlu hakkında kamuoyuna yansıyan iddialar için de geçerlidir.
İddia varsa delil konuşmalı.
İlişki varsa sözleşme konuşmalı.
Ödeme varsa fatura konuşmalı.
Yolsuzluk iddiası varsa hukuk konuşmalı.
Gazetecilik iddiası varsa yayın arşivi konuşmalı.
İşte gerçek şeffaflık budur.
Çünkü bağımsız medya olmak:
“Bana kimse soru sormasın.”
demek değildir.
Tam tersine:
“Ben herkese soru sorarım; herkes de bana soru sorabilir.”
diyebilmektir.
Halk TV gerçekten bağımsızsa bundan korkmamalıdır.
Çünkü bağımsızlık sloganla değil,
şeffaflıkla ölçülür.
Ve bugün Halk TV'nin önündeki asıl sınav yalnızca kayyum meselesi değildir.
Kendi geçmişiyle, kendi ticari ilişkileriyle ve kendi yayın çizgisiyle yüzleşebilme sınavıdır.
Halk TV'nin adı “Halk” olabilir.
Ama halkın televizyonu olduğunu kanıtlayacak olan isim değil;
belgeler, şeffaflık ve herkese eşit mesafede gazeteciliktir.





