İZVERİ

Köşe yazısı

HALKIN UMUDU KILIÇDAROĞLU MU?

“Temizleneceğiz.” “Arınacağız.” “Hesap soracağız.” Peki bugün soruyoruz: NEYDEN ARINDIK?

Yayınlandı: 15 Eylül 2026 20:44

Güncellendi: 7 Ekim 2026 13:13

Paylaş

KILIÇDAROĞLU HALKIN UMUDU MU?

ARINMA DEDİNİZ… NEYDEN ARINDIK?

Butlan sonrası kurulan MYK, yapılan görevlendirmeler, değişen siyasi dil ve dün “hançer” denilen isimlerle bugün yeniden konuşulan ittifak ihtimali… Peki ya size inananlar?

Siyasette bazı kelimeler vardır.

Çok söylendiğinde anlamını kaybeder.

Değişim…

Yenilenme…

Arınma…

Ama bazen bir kelimenin gerçek anlamını anlayabilmek için o kelimeyi söyleyenin ne yaptığına bakmak gerekir.

Bugün CHP’de tam da bunu yapmak zorundayız.

Çünkü bize “arınacağız” denildi.

Peki soruyoruz:

Neyden arındık?

Neyi değiştirdiniz?

Hangi anlayışı terk ettiniz?

Hangi siyasi alışkanlığı geride bıraktınız?

Hangi kadro düzenini değiştirdiniz?

Liyakat konusunda ne değişti?

Örgütün iradesi hangi noktada güçlendi?

Yoksa yalnızca isimler ve koltuklar mı değişti?

Çünkü gerçek arınma, birkaç ismi değiştirmek değildir.

Gerçek arınma, siyasi anlayışı değiştirmektir.

Ve bugün tartışmamız gereken yalnızca Kılıçdaroğlu'nun şahsı değildir.

Asıl tartışılması gereken; butlan sonrasında ortaya koyduğu yönetim anlayışı, çevresindeki kadrolar, kurduğu MYK, yaptığı görevlendirmeler ve verdiği siyasi mesajlardır.

Çünkü kadro tercihi sadece kadro tercihi değildir.

Kadro tercihi siyasi tercihtir.


PEKİ İNSANLAR KILIÇDAROĞLU'NA NEDEN İNANDI?

Bunu da unutmamak gerekiyor.

Kılıçdaroğlu'na destek veren insanların önemli bir bölümü bir makam beklentisiyle yola çıkmadı.

Birçoğu onu sadece genel başkan olduğu için desteklemedi.

Söylediği sözlere inandığı için destekledi.

“Arınacağız” dediğinde inandı.

“Yeni bir Türkiye” dediğinde inandı.

“Hak, hukuk, adalet” dediğinde inandı.

“Hiçbir çocuk yatağa aç girmeyecek” dediğinde inandı.

Adalet yürüyüşlerinde yanında yürüdü.

Sandık başında bekledi.

Sokakta mücadele etti.

Parti içerisinde bedel ödedi.

Eleştiri aldı.

Kimi zaman dışlandı.

Ama yine de vazgeçmedi.

Çünkü insanların beklentisi bir makam değildi.

Temiz siyasetti.

Adaletti.

Liyakatli bir düzen kurulmasıydı.

Kimsenin kimliğine, makamına, parasına bakılmadan adaletin işlemesiydi.

İşte bugün sorulan sorular bu nedenle sıradan bir siyasi eleştiri değildir.

Bu insanlar, soru sormaya hakkı olan insanlardır.

Ve onların sorusu aslında tek bir cümlede düğümleniyor:

“BİZ SİZE NEDEN İNANDIK?”


“ARINACAĞIZ” DEDİNİZ…

30 Mayıs 2026'da Genel Merkez önünde yapılan konuşmada Kılıçdaroğlu, CHP'nin arınacağını açıkça söyledi; “rüşvetçilerden ve hırsızlardan arınacağız” diyerek bu süreci hukuk ve ahlak üzerinden tarif etti.

Aynı konuşmada geçmişte yanında bulunan bazı kişileri fark edemediği için özür diledi ve çok ağır ifadeler kullandı.

İşte tam da burada mesele başlıyor.

Çünkü o gün verilen mesaj açıktı:

“Temizleneceğiz.”

“Arınacağız.”

“Hesap soracağız.”

Peki bugün soruyoruz:

NEYDEN ARINDIK?

Çünkü arınma yalnızca başkalarını suçlamak değildir.

Arınma, kendi çevrene de bakabilmektir.

Kendi kadronu sorgulayabilmektir.

Kendi görevlendirmelerini denetleyebilmektir.

Kendi yakınlarına da gerektiğinde:

“Hayır.”

diyebilmektir.

Gerçek arınmanın sınavı tam da burada başlar.


BUTLAN SONRASI İLK SINAV: MYK

2 Haziran'da 19 kişilik yeni MYK açıklandı.

Ekonomi, dış politika, hukuk ve seçim işleri gibi kritik alanların doğrudan genel başkana bağlı çalışacağı açıklandı.

Burada mesele listedeki insanların şahsı değildir.

Asıl mesele şudur:

Bu kadro hangi ölçüye göre oluşturuldu?

Liyakat mi?

Deneyim mi?

Örgüt başarısı mı?

Seçim performansı mı?

Toplumla iletişim kapasitesi mi?

Yoksa siyasi yakınlık mı?

Çünkü “arınma” diyorsanız, ölçünüzü de açıklamak zorundasınız.

Bir insanı neden görevlendirdiğinizi açıklayamıyorsanız, “liyakat” kelimesi yalnızca güzel bir slogan olarak kalır.


SONRA ÖRGÜTLERDE DEĞİŞİKLİKLER BAŞLADI

Kılıçdaroğlu başkanlığındaki MYK'nın daha sonra il örgütleri konusunda aldığı kararlar da tartışma yarattı.

16 Temmuz'da 8 il yönetiminin feshedildiği, 7 il başkanlığına yeni atamalar yapıldığı ve iki il başkanının kesin ihraç talebiyle disipline sevk edildiği bildirildi.

Elbette bir genel merkezin gerekli gördüğünde örgüt yönetimlerine müdahale etmesi ayrı bir tartışmadır.

Ama asıl soru şudur:

Neden?

Hangi objektif kriterle?

Hangi başarı veya başarısızlık ölçüsüyle?

Ve yerine getirilen isimler hangi kriterle seçildi?

İşte burada “arınma” kelimesi yeniden karşımıza çıkıyor.

Çünkü eski kadroyu değiştirmek arınma değildir.

Yeni kadroyu hangi ölçüyle seçtiğinizi açıklamak arınmadır.


ÇÜNKÜ ARINMA, “BİZDEN OLMAYANI GÖNDERMEK” DEĞİLDİR

Eğer sistem şöyle çalışıyorsa:

“Bizden olmayan gitsin, bizim tercih ettiğimiz gelsin.”

Bunun adına arınma diyemezsiniz.

Bu sadece kadro değişikliğidir.

Gerçek arınma şudur:

Bizden olan da yanlış yapıyorsa görevden alınır.

Bizim arkadaşımız da liyakatsizse göreve getirilmez.

Bize yakın olmak yeterli değildir.

Eleştiren insan düşmanlaştırılmaz.

Örgütün iradesi birkaç kişinin kararına teslim edilmez.

“Bizim adamımız” anlayışı sona erer.

İşte o zaman gerçekten arınmadan söz edebilirsiniz.

Çünkü temiz siyaset, sadece karşı tarafı temizlemek değildir.

Önce kendi kapınızın önüne bakmaktır.


VE GELELİM 30 MAYIS'A…

Asıl siyasi çelişkinin başladığı yer burası.

30 Mayıs'ta Kılıçdaroğlu, geçmişte yanında bulunan ve kendisine ihanet ettiğini düşündüğü kişilere ilişkin çok sert ifadeler kullandı.

“Temiz niyetimi… sırtımdan hançerlenmek için kullananları göremedim” diyerek özür diledi.

Aynı konuşmada:

“Yanımda mısınız?”

diye örgüte seslendi.

İşte o gün kendisine inanan insanlar bu sözleri bir hesaplaşmanın başlangıcı olarak gördü.

“Artık gerçekten arınacağız” dediler.

“Artık gerçekten temiz siyaset gelecek” dediler.

“Artık liyakat olacak” dediler.

Şimdi aynı insanlara soruyorum:

Bugün gördüğünüz tablo, o gün size vaat edilen arınma mı?


DÜN “HANÇER”, BUGÜN ADAYLIK

Şimdi işin daha da dikkat çekici tarafına gelelim.

Kılıçdaroğlu'nun eylül ayında yayımlanan bir röportajında Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş'ın belirli koşullarda ortak aday olarak önerilebileceğini söylediği haberleştirildi.

İmamoğlu veya Yavaş'ın adaylığına karşı çıkmak için bunu söylemiyorum.

Mesele adaylık değil.

Mesele siyasi hafıza.

Çünkü dün “hançer” denilen siyasi ilişkiler, bugün yeniden ortak adaylık ve ittifak ihtimali olarak karşımıza çıkıyorsa doğal olarak şu soru sorulur:

30 MAYIS'TA GENEL MERKEZ KAPISINDA BUNLAR İÇİN DİLEDİĞİNİZ ÖZRÜ, “SIRTIMA SAPLANDI” DEDİĞİNİZ HANÇERLERİ KURACAĞINIZ İTTİFAKIN NERESİNE KOYACAKSINIZ SAYIN KILIÇDAROĞLU?

Hançer nereye gitti?

Kırgınlık bitti mi?

Siyasi hesap kapandı mı?

Yoksa şartlar değişti ve dün söylenenler bugün yeniden mi yorumlanıyor?

Elbette siyaset değişebilir.

İttifaklar değişebilir.

İnsanlar fikir değiştirebilir.

Bunda tek başına bir sorun yoktur.

Ama neden değiştiğini açıklamak gerekir.

Çünkü siyasi tutarlılık hiç fikir değiştirmemek değildir.

Siyasi tutarlılık, fikir değiştirdiğinizde bunun gerekçesini halkınıza anlatabilmektir.


BİR DE VEFA VAR

Ama bütün bunların ötesinde bir başka mesele daha var:

Vefa.

Kılıçdaroğlu'na destek veren insanlar sadece bir siyasi projeye oy vermedi.

Bir umuda destek verdi.

Arınma sözüne destek verdi.

Yeni Türkiye umuduna destek verdi.

Hak, hukuk, adalet söylemine destek verdi.

“Hiçbir çocuk yatağa aç girmeyecek” sözünün arkasındaki sosyal adalet anlayışına destek verdi.

Ve en önemlisi, kendilerinden hiçbir makam istemeden mücadele eden insanlar vardı.

Kimileri yıllarca yanında yürüdü.

Kimileri kendi çevresinden tepki gördü.

Kimileri parti içerisinde bedel ödedi.

Kimileri sadece:

“Doğru olan bu.”

diyerek destek verdi.

İşte onların da bir sorusu var:

“BİZ NEDEN YOLA ÇIKTIK?”

Eğer yola temiz siyaset için çıktıysak…

Eğer yola adalet için çıktıysak…

Eğer yola liyakat için çıktıysak…

Eğer yola arınma için çıktıysak…

Bugün ortaya çıkan kadro ve görevlendirmeler bu beklentiyi karşılıyor mu?


ÇÜNKÜ BAZI BORÇLAR MAKAMLA ÖDENMEZ

Siyasette herkes hesabını sandıkla yapar.

Ama siyaset sadece sandıktan ibaret değildir.

Bir de insanın yanında duranlar vardır.

Zor gününde terk etmeyenler vardır.

Makam yokken yanında olanlar vardır.

Hiçbir çıkar beklemeden mücadele edenler vardır.

İşte bunların hakkı vefa ile ödenir.

Çünkü bazı insanlar iktidar ihtimali olduğu için değil, inandıkları için yanınızda durur.

Onları hatırlamak siyasi nezaket değildir.

Siyasi sorumluluktur.


PEKİ KILIÇDAROĞLU HALKIN UMUDU MU?

İşte şimdi baştaki soruya geri dönelim.

Bu sorunun cevabını Kılıçdaroğlu'nun şahsında aramıyorum.

Asıl soru şu:

Kılıçdaroğlu'nun çevresinde oluşan siyasi yapı, kendisine inanan insanların umudunu taşıyabiliyor mu?

“Arınma” denildi.

Peki neyden arındık?

MYK kuruldu.

Peki kriter neydi?

Görevlendirmeler yapıldı.

Peki liyakat ölçüsü neydi?

Örgütlerde değişiklikler yapıldı.

Peki örgütün iradesi ne kadar dikkate alındı?

Dün “hançer” denilen siyasi aktörlerle bugün yeniden ittifak ihtimali konuşuluyor.

Peki dün ile bugün arasındaki fark nedir?

Ve bütün bunların yanında, yıllarca yanında duran insanlara ne oldu?

Onların emeği, sadakati ve vefası nereye konuldu?


SON SÖZ

Kimse Kılıçdaroğlu'nun şahsını hedef almak zorunda değil.

Ama kendisine güvenen insanların sorularını da görmezden gelemez.

Çünkü bu insanlar;

“Arınacağız” dediği için destek verdi.

“Yeni bir Türkiye” dediği için destek verdi.

“Hak, hukuk, adalet” dediği için destek verdi.

“Hiçbir çocuk yatağa aç girmeyecek” dediği için destek verdi.

Ve 30 Mayıs'ta:

“Yanımda mısınız?”

diye seslendiğinde, birçoğu yine yanında durdu.

Şimdi onların sormaya hakkı var:

“SİZ ARINMA DEDİNİZ… BİZ DE İNANDIK. NEYDEN ARINDIK?”

Bugün asıl mesele budur.

Ne yeni bir slogan…

Ne yeni bir MYK…

Ne yeni bir ittifak…

Ne de yeni bir makam.

Asıl mesele:

GÜVEN.

TUTARLILIK.

LİYAKAT.

ÖRGÜT İRADESİ.

Ve…

VEFA.

Çünkü dün sizin sözünüze inanarak yola çıkan insanlara bugün sırtınızı dönerseniz, siyasetin en değerli sermayesini kaybedersiniz:

GÜVENİ.


KILIÇDAROĞLU, KENDİSİNE İNANANLARIN UMUDUNA NE KADAR SAHİP ÇIKTI?

  1. Kurultay'dan bugüne değişen siyasi dengeler, verilen sözler ve sessizce bekleyen bir borç var:

Kendisini koşulsuz destekleyen, temiz siyaset isteyen ve hiçbir makam beklentisi olmadan mücadele eden insanlara karşı vefa borcu.

Siyasette bazı insanlar vardır.

Bir makam için gelmezler.

Bir koltuk için mücadele etmezler.

Bir gün milletvekili, ertesi gün belediye başkanı, başka bir gün parti yöneticisi olma hesabı yapmazlar.

Onların siyasetteki tek beklentisi vardır:

Temiz siyaset.

Adalet.

Liyakat.

Örgüt iradesi.

Cumhuriyet değerleri.

Ve ülkelerine duydukları sevgi.

İşte Kemal Kılıçdaroğlu'nun bugün en çok hatırlaması gerekenler tam olarak bu insanlardır.

Çünkü onlar şartlar değiştiğinde değişmeyenlerdir.

Rüzgâr nereye eserse oraya dönmeyenlerdir.

Güç kimdeyse onun yanında saf tutmayanlardır.

Koltukların peşinden koşmayanlardır.

Ve en önemlisi;

Kılıçdaroğlu'na sadece güçlü olduğu dönemlerde değil, zor zamanlarında da güvenenlerdir.

Bugün artık sorulması gereken soru yalnızca:

“Kılıçdaroğlu halkın umudu mu?”

değildir.

Asıl soru şudur:

KILIÇDAROĞLU, KENDİSİNE İNANANLARIN UMUDUNA NE KADAR SAHİP ÇIKTI?


38. KURULTAY SADECE BİR KURULTAY DEĞİLDİ

  1. Kurultay, CHP açısından sıradan bir genel başkanlık yarışı değildi.

Bir siyasi dönemin hesabının görüldüğü, insanların safını belirlediği, dostlukların ve siyasi sadakatlerin sınandığı bir süreçti.

O günlerde bazı insanlar Kılıçdaroğlu'nun yanında durdu.

Hem de hiçbir karşılık beklemeden.

Kimileri açıkça destek verdi.

Kimileri sahada çalıştı.

Kimileri kendi çevresinde mücadele etti.

Kimileri yıllarca taşıdığı siyasi emeği ortaya koydu.

Kimileri ise yalnızca bir düşünceye sahip çıktı:

“Bu ülkede temiz ve ilkeli siyaset mümkün olmalı.”

Onların önemli bir bölümü hiçbir zaman Kılıçdaroğlu'ndan makam istemedi.

Bir görev istemedi.

Bir ihale istemedi.

Bir ayrıcalık istemedi.

Bir liste başı olmak istemedi.

Sadece şunu istedi:

“BİZİ MAHCUP ETMEYİN.”

İşte bugün asıl mesele budur.


BİR İNSANA GÜVENMEK DE SİYASİ BİR EMEKTİR

Siyasette en kolay şeylerden biri insan kazanmaktır.

Zor olan ise insanların güvenini korumaktır.

Çünkü oy istemek kolaydır.

Destek istemek kolaydır.

“Yanımda olun” demek kolaydır.

Asıl mesele, insanlar sizin yanınızda olduktan sonra onların güvenini boşa çıkarmamaktır.

  1. Kurultay sonrasında Kılıçdaroğlu'na güvenen insanlar yalnızca bir siyasetçiye destek vermedi.

Aslında bir siyasi anlayışa destek verdiler.

Daha temiz bir siyasete…

Daha dürüst bir CHP'ye…

Daha ilkeli bir yönetim anlayışına…

Kişisel hesaplardan uzak bir siyaset anlayışına…

Ve belki de en önemlisi:

“SİYASET HÂLÂ TEMİZ İNSANLAR TARAFINDAN YAPILABİLİR.”

umuduna…

Bugün o insanların kendilerine şu soruyu sormaya hakkı var:

“BİZ SİZİN YANINIZDA DURDUK. PEKİ SİZ BİZİM YANIMIZDA DURDUNUZ MU?”


SİYASETTE EN BÜYÜK BORÇ, MAKAM DEĞİL VİCDAN BORCUDUR

Bir siyasetçinin çok sayıda siyasi borcu olabilir.

Kime ne söz verdiği…

Kimle hangi ittifakı yaptığı…

Kimden hangi desteği aldığı…

Bunların hepsi zaman içerisinde değişebilir.

Ama bir borç vardır ki kolay kolay silinmez:

İNSANLARIN SİZE DUYDUĞU GÜVENİN BORCU.

Çünkü size güvenen insan size sadece oyunu vermez.

Adını verir.

İtibarını ortaya koyar.

Çevresine karşı sizi savunur.

Kendi siyasi ilişkilerini riske atar.

Bazen arkadaşlarıyla tartışır.

Bazen ailesine kendini anlatmak zorunda kalır.

Bazen yalnız kalır.

Ama yine de arkanızda durur.

İşte bunun karşılığı bir makam değildir.

Bunun karşılığı vefadır.


BEKLENTİSİZ SİYASET YAPANLARI UNUTMAYIN

Siyasette en kıymetli insanlar, siyasetçinin yanında en çok görünmeye çalışanlar değildir.

Asıl kıymetli olanlar;

görünmeden çalışanlardır.

Afiş asan…

Toplantıya sandalye taşıyan…

Kendi cebinden yol parasını veren…

Seçim zamanı günlerce ailesinden uzak kalan…

Bir siyasi düşünce uğruna kendi çevresinden tepki gören…

Ama bütün bunları yaparken:

“BANA NE VERECEKSİNİZ?”

diye sormayan insanlardır.

Bu insanlar siyasetin görünmeyen emekçileridir.

Ve ne yazık ki siyaset, çoğu zaman en çok onların emeğini unutuyor.

Seçim zamanı hatırlanıyorlar.

Kongre zamanı hatırlanıyorlar.

Delege zamanı hatırlanıyorlar.

Oy gerektiğinde hatırlanıyorlar.

Sonra yine unutuluyorlar.

İşte buna itiraz etmek gerekiyor.


KILIÇDAROĞLU'NA DESTEK VERENLERİN BEKLENTİSİ KOLTUK DEĞİLDİ

Kılıçdaroğlu'nu destekleyen herkesin aynı düşüncede olduğunu iddia etmek elbette doğru olmaz.

Ama onun siyasi çizgisine güvenerek yanında duran insanların önemli bir bölümünün ortak bir beklentisi vardı:

Temiz siyaset.

Kişisel çıkar ilişkilerinin olmadığı bir parti.

Liyakatın öne çıktığı bir örgüt.

Siyasi emeğin değer gördüğü bir düzen.

Kimsenin kişisel yakınlığı nedeniyle öne çıkarılmadığı bir anlayış.

Ve parti içerisinde insanlara yalnızca ihtiyaç olduğunda değil, insan oldukları için değer verilmesi.

Bugün Kılıçdaroğlu'nun kendisine düşen görev tam da burada başlıyor.

Çünkü kendisine güvenen insanlara karşı siyasi sorumluluk yalnızca geçmişte verilen mücadeleyi hatırlamak değildir.

Onların neden size güvendiğini de unutmamaktır.


DÜN SİZİN YANINIZDA OLANLAR BUGÜN NEREDE?

İşte en can yakıcı soru burada.

  1. Kurultay sürecinde sizin yanınızda duranlar bugün nerede?

Sizin için mücadele edenler nerede?

Sizi savunanlar nerede?

Siyasi bedel ödemeyi göze alanlar nerede?

Hiçbir beklentisi olmadan yıllarca CHP içerisinde emek verenler nerede?

Ve bugün siyaset yeniden şekillenirken onların fikrini kim soruyor?

Onların emeğini kim hatırlıyor?

Onların güvenini kim taşıyor?

Çünkü siyasi başarı yalnızca yeni insanları yanınıza almak değildir.

Eski yol arkadaşlarınızı unutmamaktır.

Yeni insanlarla yürümek elbette siyasetin doğasında vardır.

Ama yeni yürüyüşler uğruna dün sizinle yürüyenleri değersizleştirmek başka bir şeydir.


SİYASETTE DEĞİŞMEK BAŞKA, UNUTMAK BAŞKA

İnsanların fikirleri değişebilir.

Siyasi şartlar değişebilir.

İttifaklar değişebilir.

Dün karşı olduğunuz bir insanla bugün aynı masaya oturabilirsiniz.

Bunda tek başına bir sorun yoktur.

Siyaset değişkendir.

Fakat bir şey değişmemelidir:

VEFA.

Çünkü siyasette değişim, geçmişi silmek anlamına gelmez.

Yeni bir sayfa açmak, eski sayfadaki insanları yok saymak değildir.

Hele hele size güvenerek yıllarca mücadele etmiş insanları yalnız bırakmak hiç değildir.

Siyasetçi gerektiğinde:

“Bu insan benimle birlikte yürüdü.”

diyebilmelidir.

Ve gerektiğinde:

“Bu insanın hakkını teslim etmeliyim.”

diyebilmelidir.


TEMİZ SİYASET ÖZLEMİ SADECE BİR SLOGAN DEĞİLDİR

Bugün Türkiye'nin en büyük sorunlarından biri siyasete duyulan güvensizliktir.

İnsanlar siyasetçilerin söyledikleriyle yaptıkları arasındaki mesafeye bakıyor.

Kim kimin yanında?

Kim kimin karşısında?

Kim dün ne söyledi?

Bugün ne söylüyor?

Kim hangi nedenle görevlendirildi?

Kim hangi nedenle dışarıda bırakıldı?

Kim hangi kritere göre yükseldi?

Kim hangi nedenle unutuldu?

İnsanlar artık bunları soruyor.

Çünkü insanlara sadece sandıkta ihtiyaç duyulan bir demokrasi anlayışı yetmiyor.

İnsanlar değer görmek istiyor.

Emeğinin hatırlanmasını istiyor.

Sadakatinin kullanılmasını değil, karşılığında vefa görmeyi istiyor.

Siyasetçinin yalnızca güçlü gününde değil, zor gününde de yanında olan insanları hatırlamasını istiyor.

Ve belki de en önemlisi, artık şunu bilmek istiyor:

SÖYLEDİĞİNİZ SÖZÜN ARKASINDA MISINIZ?


SON SÖZÜ HALK SÖYLEYECEK

Kılıçdaroğlu halkın umudu mu?

Bunun cevabını ne bir köşe yazarı verebilir ne de bir siyasetçi kendi adına ilan edebilir.

Bunun cevabını zaman verecek.

Bunun cevabını insanlar verecek.

Bunun cevabını sandık verecek.

Ama o güne kadar sorulması gereken sorular ortada duruyor:

Arınma dediniz… neyden arındık?

Liyakat dediniz… kriter neydi?

Örgüt iradesi dediniz… örgütün iradesi nerede?

Hesaplaşma dediniz… dün söylenenlerle bugün yapılanlar arasındaki fark nedir?

Hançer dediniz… hançer bugün ittifak masasının neresinde?

Ve bütün bunların ötesinde:

DÜN SİZE İNANANLAR BUGÜN NEREDE?

Çünkü siyaset sadece makam değildir.

Siyaset sadece koltuk değildir.

Siyaset sadece MYK değildir.

Siyaset sadece ittifak değildir.

Siyaset, insanın arkasında bıraktığı izdir.

Kimin elini tuttuğudur.

Kimin emeğini gördüğüdür.

Kimin hakkını teslim ettiğidir.

Ve en önemlisi…

Kimin yanında durduğudur.

Makamlar gelir, geçer.

Görevler gelir, biter.

İttifaklar kurulur, bozulur.

Siyasi dengeler değişir.

Ama geriye bir şey kalır:

GÜVEN.

Ve güven bir kez kırıldığında, onu yeniden kazanmak yıllar alır.

İşte bu nedenle bugün sorulması gereken soru belki de bütün yazının özüdür:

KILIÇDAROĞLU HALKIN UMUDU MU?

Yoksa önce kendisine güvenen, onu koşulsuz destekleyen, temiz siyaset için hiçbir makam beklentisi olmadan mücadele eden insanların umudunu yeniden hak etmek zorunda olan bir siyasetçi mi?

Bunun cevabını artık sözler değil;

MYK tercihleri,

görevlendirmeler,

siyasi tutarlılık

ve…

VEFA

verecek.

Çünkü siyasette makam geçicidir.

İttifaklar değişir.

Görevler gelir, görevler biter.

Ama geriye bir şey kalır:

İNSANIN KİMİN YANINDA DURDUĞU VE KİMİ YOLDA BIRAKTIĞI.

Ve bazı borçlar makamla değil…

VEFA İLE ÖDENİR.

 

Yorumunuzu Yazın

Yorumlar(0)

Henüz yorum yok.

Yorumlar kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan İZVERİ sorumlu değildir. Hukuka aykırı, nefret içeren veya hakaret barındıran yorumlar kaldırılabilir.

13 dk