İZVERİ

Köşe yazısı

HAZIR ELMALAR AHKÂM KESİYOR!

Vefadan nasibi olmayan ARINAMAZ! Sayın Kılıçdaroğlu namına tek bir paylaşımı dahi olmayanlar, mutlak butlan kararı sonrasında âdeta piyangodan çıkar gibi genel başkan yardımcısı,…

Yayınlandı: 23 Ekim 2026 08:34

Paylaş

Vefadan nasibi olmayan ARINAMAZ!

Sayın Kılıçdaroğlu namına tek bir paylaşımı dahi olmayanlar, mutlak butlan kararı sonrasında âdeta piyangodan çıkar gibi genel başkan yardımcısı, Parti Meclisi üyesi oldu. Kimi il başkanı, kimi ilçe başkanı yapıldı; kimilerine de çeşitli görevler verildi.

Bütün bunlar yaşanırken, bu mücadelede bilfiil yer alanlar sabırla bekledi. Bir kısmı, kıt kanâat imkân ve yasal mecburiyet diyerek safiyane duygularla yaşananlara inanarak teselli buldu. Emeklerinin bir gün görüleceğini, vefanın bütünüyle unutulmayacağını düşündü.

Gelgelelim, ardı arkası kesilmeyen atamalar ve özellikle de Sayın Genel Başkan'a yönelik galiz ifadeler kullanmış isimlerin, bugün bu atamaları destekleyen konumlarda bulunması ciddi soru işaretleri doğuruyor.

Eş, dost, ahbap-çavuş ilişkilerinin alıp başını gittiği iddiaları artık parti kulislerinin dışına taşmış durumda. Liyakat nerede, emek nerede, vefa nerede?

İşin en tuhaf ve şaşırtıcı tarafı ise arınma tezini dilinden düşürmeyen Sayın Kılıçdaroğlu'nun bütün bunları seyretmesi ve müdahale etmemesi!

Sayın Genel Başkan, kendi söylemiyle çelişen uygulamalar yüzünden elindeki siyasi krediyi tükettiğinin farkında değil mi?

Parti barajın altında kalma riskiyle karşı karşıya; sahada karşılığı yok denecek kadar zayıf. Buna rağmen herkes kurultayda kendi hesabının peşinde. Hançerler bilenmiş, herkes sırasını bekliyor!

Daha önceki yazılarımızda, “Hançere Doyamayanlar” adlı bir filmi izlediğimizi söylemiş; ne yazık ki bu filmin jönünün de Sayın Genel Başkan olduğunu ifade etmiştik.

Ancak jön gibi görünürken figüran muamelesine maruz kalmak da varmış!

Sahada izahı güç durumlar yaşanıyor. Teşkilatlar, vatandaşın karşısına çıkmıyor, çıkanlar da mahcubiyet duyuyor.

Özellikle Kılıçdaroğlu'nu destekleyen seçmenler, yaşananlardan rahatsız. Genel merkezdeki vurdumduymazlığa anlam veremiyorlar.

Vatandaş soruyor:

“Başkan uyuyor mu? Niçin müdahale etmiyor?”

Peki, teşkilat ne cevap versin?

Hem arınma diyeceksiniz hem de atamalarda liyakat ve adalet tartışmalarının önünü alamayacaksınız.

Hem temiz siyaset iddiasında bulunacaksınız hem de PM'den genel merkeze, Meclis'e kadar uzanan eş-dost atamalarıyla ilgili eleştirileri görmezden geleceksiniz.

Sonra da sahaya çıkıp vatandaştan güven isteyeceksiniz!

Olacak iş mi bu?

Bir seccade krizi, bir seçim ve alınmayan dersler!

2023 seçim sürecindeki seccade krizini hatırlayalım.

O fotoğrafın, özellikle muhafazakâr ve kararsız seçmen nezdinde bir algı sorununa dönüştüğü açık değil miydi?

Sayın Kılıçdaroğlu'nun merkez sağdan ve kararsız seçmenden destek alabilmesi için yeni imkânlar doğurmak yerine, tartışmaların büyümesine neden olan bir kriz yaşanmadı mı?

Elbette seçimin kaybedilmesini tek bir fotoğrafa bağlamak doğru olmaz. Ancak o krizin seçim kampanyasına etkisini ve seçmen algısında açtığı yarayı da yok sayamayız.

Peki, aradan geçen zamana rağmen bu olaydan gerekli dersler çıkarıldı mı?

Kamuoyunda söz konusu krizle ilişkilendirilen bir ismin ilçe başkanlığına atanması, ister istemez yeni sorular doğurmuyor mu?

Şimdi, “Seccadeye bile isteye bastı” diyenlere ne cevap vereceğiz?

Böyle bir niyetin varlığını kanıtlamadan kimseyi suçlayamayız. Fakat geçmişte bu kadar tartışmaya neden olmuş bir meselenin ardından, kamuoyunun hassasiyetlerini gözetmek de siyasi sorumluluğun gereği değil midir?

İttifak hesabı yapanlar, seçmeni tanıyor mu?

Yeni parti girişimleri etrafında yaşanan gelişmeler, CHP destekli olduğu ileri sürülen sosyal medya trollerinin söylemleri ve genel merkezle kurulduğu iddia edilen sıcak temaslar da gözlerden kaçmıyor.

Siyasette temas kurmak elbette doğaldır. Ancak bu temasların hangi ilkeler çerçevesinde yürütüldüğü, kimin neyi hedeflediği ve seçmene ne vaat edildiği de önemlidir.

Sağ seçmen davranışında liderin tercihine göre pozisyon alma eğilimi belirgin olabilir. Sol seçmenin ise her koşulda aynı refleksi göstereceğini varsaymak büyük bir yanılgıdır.

Bunu, “Dededen CHP'liyim” diyenlerin bilmesi gerekmez mi?

Olası bir ittifakta her iki taraftaki sol seçmenin de kendiliğinden ortak adaya oy vereceğini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz muhteremler!

Vaktiyle “Tıpış tıpış oy verecekler” denildi. Peki, seçmenin iradesi gerçekten bu kadar kolay yönlendirilebildi mi? Sandığa gitmeyenler, protesto edenler ve tercihini değiştirenler olmadı mı?

Seçmeni çantada keklik gören anlayış, siyasetin en temel gerçeğini unutuyor:

Seçmen, kimsenin tapulu malı değildir!

Madem böyle bir ittifak niyetiniz var, hiç değilse medyadaki trol ağlarınızı ortak bir siyasi zeminin oluşturulmasına yönlendirin. Onu da beceremiyorsanız nasıl bir stratejiden söz ediyorsunuz?

Kaldı ki CHP'nin oy oranının yüzde 3-5 bandına gerilediği iddiası dahi başlı başına bir siyasi tartışma konusu.

Bu oranı doğrulanmış bir veri gibi sunmadan önce sağlam anketlerle desteklemek gerekir. Fakat asıl mesele, oran kaç olursa olsun, seçmen desteğinin hangi noktaya gerilediğini görmezden gelmektir.

Kurultayda vekillik hesabı yapanlara sesleniyorum:

Parti barajın altında kalma riskiyle karşı karşıyayken siz hâlâ kişisel koltuk hesabı yapıyorsunuz!

Sayın Genel Başkan'ı birtakım sözlerle ikna edebilirsiniz. Fakat halkı, yaşananları görmezden gelmeye ikna edemezsiniz.

Mücadele edenlere vefa borcunuz yok mu?

Başkanlık makamında değilken Sayın Kılıçdaroğlu adına mücadele verenlerin, mutlak butlan kararı sonrasında görmezden gelinmesi ahde vefasızlığın daniskası değil midir?

Elbette hiçbir görev, hiçbir makam yalnızca geçmişte destek vermiş olmanın karşılığı olarak dağıtılmamalıdır.

Liyakat esastır. Fakat liyakat ölçüsünün, dün nerede durduğuna bakılmaksızın herkese eşit uygulanması da gerekir.

Dün mücadele edenleri bugün unutmak, dün ağır sözler söyleyenleri bugün ödüllendirmek iddiası doğruysa, burada yalnızca bir atama meselesi yoktur. Burada siyasi hafıza, tutarlılık ve güven meselesi vardır.

İnsanlar, uğruna mücadele ettikleri değerlerin bir gün kendi aleyhlerine kullanılmasını hak etmiyor.

Sayın Kılıçdaroğlu!

Arınma yalnızca başkalarının hesap vermesini istemek değildir.

Arınma, önce kendi çevrenizdeki uygulamalara bakabilmek; çelişki varsa onu giderebilmek; yanlış varsa müdahale edebilmektir.

Buna gücünüz yetmiyorsa, kusura bakmayın ama o makamı boş yere meşgul etmeyin.

Bu şekilde ne liderlik olur ne de siyaset!

Ayıp olmuyor mu Sayın Kılıçdaroğlu?

Unutmayın: Siyasette insanı ayakta tutan yalnızca makamı, unvanı veya kurultay hesabı değildir. Verdiği sözün arkasında durması, zor günlerde yanında olanları unutmaması ve kendi ilkelerini herkese eşit uygulamasıdır.

Çünkü vefa, kişiye göre değişen bir ölçü değildir.

VEFADAN NASİBİ OLMAYAN ARINAMAZ!

Numan CENGİZ

Araştırmacı Yazar

Yorumunuzu Yazın

Yorumlar(0)

Henüz yorum yok.

Yorumlar kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan İZVERİ sorumlu değildir. Hukuka aykırı, nefret içeren veya hakaret barındıran yorumlar kaldırılabilir.

5 dk