Hemen Seçim Kime Ne Kazandırır?
“Beni maydanoz etmeyin…”
Siyasette bazı cümleler vardır; söylendiği anda geçip gitmez. Zamanı geldiğinde yeniden karşınıza çıkar.
Bugün de siyasetin en temel sorularından biri şu:
Hemen seçim kime yarar?
En iyi muhalefet, iktidar açısından etkisiz muhalefettir.
Peki iktidar açısından etkisiz bir muhalefetin bulunduğu ortamda yapılacak bir seçim kime kazandırır?
Bunu düşünmeden, sadece siyasi reflekslerle “hemen seçim” demenin kime hizmet ettiğini sorgulamak gerekiyor.
Çünkü yılların emeği, yılların mücadelesi ve çalışması sonucunda alınmış %48,5’lik oy, bugün mevcut siyasi oluşumların birçoğunun hayal bile edemeyeceği bir seviyedir.
Bu oy küçümsenecek bir oy değildir.
Tam tersine, doğru siyasetle büyütülebilecek çok ciddi bir toplumsal karşılıktır.
Ama siyaseti kişisel hesaplara, grup çıkarlarına ve günübirlik heyecanlara teslim ederseniz o toplumsal karşılığı da tüketirsiniz.
Bir de “vatan” ya da “yatan” söylemlerini siyasetin üzerine monte ettiğinizde, bir anda gündem değişir.
Fonlar konuşulmaz.
Fon yolsuzlukları konuşulmaz.
Geçim derdi konuşulmaz.
Enflasyon konuşulmaz.
İşsizlik konuşulmaz.
Çünkü seçim atmosferi bütün bunların üzerini örtebilir.
Tam da bu nedenle, körü körüne siyasetin yapıldığı bir ortamda erken seçim istemek, aslında seçimin zamanında yapılmasını istememek anlamına gelebilir.
Ve bu durum, doğrudan doğruya AKP ve Cumhur İttifakı’nın işine yarayabilir.
Hatta Erdoğan’ın bir dönem daha ülkeyi yönetmesinin önünü açabilecek bir zemine dönüşebilir.
Bunu görmek için siyaset bilimci olmaya gerek yok.
Bugün muhalefetin en büyük sorunu sadece iktidarın karşısında duramaması değil; kendi içinde de bir birleşme motivasyonu üretememesidir.
CHP içerisinde yeniden hareketlenen gruplar var.
“İşgalci güçler” dediğimiz anlayış yeniden canlanmaya çalışıyor.
Toplumsal muhalefet sahada yeterince görünür değil.
Seçmene umut verilmiyor.
Herkes kendi çevresini, kendi ekibini, kendi arkadaşını öne çıkarma derdinde.
Böyle bir ortamda sandık geldiğinde seçmenin önüne ne koyacağız?
Kendi iç kavgasını bitirememiş bir muhalefet mi?
Yoksa ülkeye yeni bir gelecek vadeden bir siyasi anlayış mı?
İYİ Parti ve DEM Parti gibi kendilerini muhalefetin önemli aktörleri olarak konumlandıran yapılar ise adeta suskunluğun çözüm getireceğini bekliyor.
CHP'yi işgal etmeye çalışanlar ise isimleri gibi “yeni” olmayan; fakat geçmişten bugüne taşıdıkları tartışmalar ve dosyalar nedeniyle kamuoyunda ciddi soru işaretleri bulunan isimlerden oluşuyor.
Onların en büyük derdi de bazen siyaseti değiştirmekten çok, kendi fezlekelerinin Meclis gündemine gelmemesi gibi görünüyor.
Peki 0,1'lik partiler nerede?
Onlar da başka bir hesabın peşinde.
Biri ıslık çalsa peşine takılacak seviyedeler.
İşte bütün bunların ortasında hâlâ “hemen seçim” diyoruz.
Neden?
Kime güvenerek?
Hangi toplumsal motivasyonla?
Hangi birleşmiş muhalefetle?
Hangi umutla?
Bence bugün istenmesi gereken şey hemen seçim değil, zamanında seçimdir.
Ve o zamana kadar yapılması gereken de bellidir:
CHP'nin gerçek anlamda arınması.
Atamayla, liyakatsiz kadrolarla, grup hesaplarıyla, belediye vesayetiyle ve kişisel çıkarlarla değil; gerçek anlamda bir siyasi temizlikle…
CHP kendi içinde yeniden güven üretmeden, topluma güven vermeden, seçmene umut olmadan yapılacak bir erken seçim; iktidarın ekmeğine yağ sürmekten başka bir sonuç doğurmaz.
Bir başka gariplik de geçmişte “maydanoz olmak istemeyenlerin” bugün yeniden siyasetin ortasına maydanoz olarak konulmasıdır.
Dün siyasetin dışında kalmayı tercih edenler, bugün yeniden sahnenin önüne çıkarılıyorsa burada da bir şeyleri sorgulamak gerekir.
Çünkü artık siyaseti sürekli denenmiş isimlerle, aynı kadrolarla, aynı hesaplarla ve aynı yöntemlerle sürdürmenin zamanı geçti.
Siyaseti denenmişlerle değil, denenmemişlerle domine etmenin zamanı geldi.
Yeni yüzler…
Yeni fikirler…
Yeni bir siyaset dili…
Ama her şeyden önce temiz bir siyaset.
Çünkü mesele sadece iktidarı değiştirmek değildir.
Mesele, iktidarı değiştirdikten sonra aynı siyaset anlayışını yeniden üretmemektir.
Bugün muhalefetin en büyük ihtiyacı seçim tarihi değil, seçimi kazanabilecek siyasi akıldır.
Sandık elbette gelecek.
Ama sandığa hazırlıksız gitmekle, sandığı istemek aynı şey değildir.
Ve unutmayalım:
Uyuyan yılanların uyanması en tehlikeli andır.
Siyasette de böyledir.
Bugün sessiz kalan, kenarda bekleyen, “nasıl olsa zamanı gelir” diyen herkes yarın ortaya çıktığında, karşısında çok daha farklı bir siyasi tablo bulabilir.
Bu yüzden mesele erken seçim değil.
Mesele, seçime kadar ne yapacağımızdır.
Önce arınma.
Sonra birleşme.
Sonra güven.
Sonra umut.
Ve en sonunda sandık…
Zamanında yapılacak bir seçimle, hazırlanmış bir muhalefetin karşısına çıkmak.
Gerisi, sadece siyasetin gürültüsüdür.





