KAMBUR SİYASETİ VE SİYASAL AHLAK
Siyaset özünde toplumu yönetme sanatıdır. Peki bugün yaşadığımız siyaset, sorunlarımıza ortak akılla çözüm üreten sağlıklı bir düzen sunabiliyor mu? Yoksa dar çıkar gruplarının yönettiği, halkın refahı yerine algı operasyonlarının öne çıktığı kirlenmiş bir anlayışa mı teslim olduk?
Bugün siyasetçilerin önemli bir kısmı sorumluluk almaktan kaçıyor. Halkın refahı için politika üretmesi gerekenler; şeffaflıktan uzak, popülist ve algı odaklı yöntemlerle liyakati ve erdemi değersizleştiriyorlar. Cesareti kırılan toplum ise zamanla pasifleşiyor ve kendi iradesini sorgulayamaz hale geliyor.
Huzur ve adalet vaat eden politik söylemler, ne yazık ki sadece seçim dönemlerinde güven toplamak için kullanılan geçici vaazlara dönüştü. Siyasi ilkelere dayanmayan yozlaşmış sistemlerde amaç, bu vaatlerle kitlelerin güvenini istismar etmek ve statülerini korumaktır. İşin kötüsü, bu illüzyona kapılan insanlar bir süre sonra kendi çıkarlarını unutup destekledikleri yapıların hatalarını bile savunmaya başlıyor. Oysa gözümüzün önünde her geçen gün büyüyen bir yönetim (sistem) krizi var. Bu kriz, hem bu ilkesiz siyaseti sürdürenleri hem de toplumu zehirliyor.
Bu zehirli siyaset, toplumda çözülmeye ve ahlaki erozyona sebep olur. Ahlaktan uzaklaşan, vicdanını kaybeden bir toplum pasifleşir ve sonunda umutsuzluk sarmalına düşer. Böyle bir ortamda bireyler adalete olan inancını yitirir.
Gerçek devlet adamlığı, geçici tavizlerle günü kurtarmak değil; kalıcı adaleti ve toplumsal huzuru sağlamaktır. İlkeli duruşunu kaybeden siyasetçiler ise rekabet uğruna kendi meşruiyetlerini sorgulatır ve zamanla iradesini teslim etmiş birer figürana dönüşürler. Vizyonu olmayan, sorumluluk almayan bir siyaset anlayışının bu ülkeye katacağı hiçbir değer yoktur.
Gücü sınırlayan ve haklı kılan ahlaktır, vicdandır. Gücü ahlakla sınırlandırmayanlar yozlaşma batağında çürümeye mahkûmdur! İlkesiz siyasetin cenderesinde kalanlar sadece kendilerinin değil, aynı zamanda kendi kitlelerinin yenilgisini hazırlarlar. Çünkü erdem sahibi olmayan bir siyasetçi sorumluluk da alamaz, sorumluluk alamayan bir siyasetçi de lider olamaz.
İyi bir yönetim için önce siyasetin ilkeli, ahlaklı ve erdemli olması gerekir. Devlet adamlığı; gücünü ahlakla, aklını vicdanıyla harmanlamayı gerektirir.
Toplum olarak, irademizi kaybetmemek ve bu yozlaşmanın altında kalmamak için önce değerlerimize ve toplumsal hafızamıza sahip çıkmalıyız. Gücünün sınırını bilmeyen, hırslarına yenik düşen siyasetçilere amansız bir "Siyasal Ahlak Yasası" zorunluluğunu kabul ettirmeliyiz. Çünkü ilkesizliğin egemen olduğu yerde ahlak ve güven biter! Ruhsal çöküntüyle birlikte kurumsal ve toplumsal çöküş kaçınılmaz olur. Ahlaki sorumluluktan yoksun siyaset anlayışlarının söylemleriyle kendi vicdanımızı ayrıştırmadığımız sürece, bu adaletsiz düzenin sürmesine çanak tutmuş oluruz.
Maalesef gün, ilkesizliğin ve çıkar siyasetinin öne çıktığı bir dönemdir...
Siyasi gücü elinde tutanların, şekli adalet söylemleriyle hareket edenlerin ve halkın emeği üzerinden kamburunu büyütenlerin dönemidir. Ya da daha önce bir şekilde büyüttükleri kamburlarının altında kalmamak için siyaseti kalkan olarak kullananların dönemidir. Onlar ki; adaletten bahsederken eylemleriyle güveni zedeleyen, çıkar odakları karşısında boyun eğip ilkesizleşen, yani kamburlaşan anlayışın temsilcileridir.
Temiz ve gelişmiş bir toplumun temeli temiz siyasetten geçer. Siyasetin ahlaki bir zeminde yürütülmesi, toplumsal huzurumuzun ve demokratik geleceğimizin anahtarıdır. Ülkemiz çıkar odaklarının pazar yeri haline gelmeden, Siyasi Etik Yasası acilen çıkarılmalı, kamuda liyakat esas alınmalı ve yargı tam bağımsızlığa kavuşturulmalıdır. Siyasetin ve bürokrasinin sırtındaki bu kamburlar temizlenmeden gerçek adalet tesis edilemez.
Bu arınma sürecinde hem iktidara hem muhalefete büyük sorumluluk düşüyor: İlki, geçmişinde kamburu olan isimleri siyasi arenaya hiç sokmamak; ikincisi ise liyakati her şeyin üstünde tutmaktır. Dürüst ve adil bir iktidarın aynası, yapıcı bir muhalefettir. Muhalefetin amacı yalnızca eleştirmek değil; denetleyen, çözüm sunan ve ortak aklı zorlayan bir güç olmaktır. Temiz siyaset ve güçlü Türkiye ideali için; devletin bekası, halkımızın ekonomik refahı ve sosyal adalet uğruna gerektiğinde iktidar ve muhalefet yan yana durabilmelidir. Çünkü siyaset ayrıştırmak için değil, liyakat ve adaletle birlikte daha güçlü bir gelecek inşa etmek içindir.
Çünkü Cumhuriyet; ahlak ve erdemler ışığında arınmadır, hesaplaşmadır. Ve en önemlisi; kimsesizlerin hakkına sahip çıkmaktır! Yolumuz aydınlık, sorumluluğumuz büyük. Geçmişle yüzleşmeden geleceği inşa edemeyiz.
Yolumuz Bir, İrademiz Bir, Cumhuriyetimiz Bir.





