Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne, Anayasanın 167’nci maddesi açıkça piyasalarda oluşacak hukuka aykırı fiili beraberlik yahut anlaşma sonucu doğacak tekelleşmeyi ve kartelleşmeyi önleme görevi vermiştir. Devlet, 1982 Anayasası’nın kendisine verdiği bu görevi, 1994 yılında 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanunu kabul edilmesi ve 1997 yılında bu Kanunu uygulamakla yükümlü otorite olan Rekabet Kurumunun tesis edilmesiyle yerine getirmiştir.
Rekabet Kanunu’nun temel amacı; kartellerin ve teşebbüsler arası anlaşma, uyumlu eylem veya teşebbüs birliği karar ve eylemleri yoluyla ortaya çıkacak diğer rekabet kısıtlamalarının yasaklanması, herhangi bir piyasada hakim durumda olan bir teşebbüsün bu hakimiyetini kötüye kullanmasının engellenmesi ve bazı birleşme ve devralma işlemlerinin denetlenerek yeni tekeller yaratılmasının önüne geçilmesidir. Söz konusu Kanun’u uygulamakla görevli Rekabet Kurumunun amacı da, piyasalarda rekabetin sağlanması ve korunmasıdır. Söz konusu amaca ulaşmak için Rekabet Kurumu; 4054 Sayılı Kanun’un 20’nci maddesine göre mal ve hizmet piyasalarının serbest ve sağlıklı bir rekabet ortamı içinde teşekkülünün ve gelişmesinin temini ile bu Kanunun uygulanmasını gözetmek ve Kanunun kendisine verdiği görevleri yerine getirmek üzere kurulmuştur. Bu çerçevede Rekabet Kurumunun esas görevi Kanun’da kendisine verilen yetkileri kullanarak mal ve hizmet piyasalarındaki rekabetçi sürecin tehdit edilmesini engellemektedir. Rekabetçi sürecin korunması yoluyla kaynakların etkin dağılımının sağlanması, toplumsal refahın arttırılması, Rekabet Kurumunun misyonunun temel dayanağını oluşturmaktadır.
Bu görev ve yetki ile Rekabet Kurulu 11-13/243-78 sayılı kararıyla 02.11.2011 tarihinde re’sen başlattığı soruşturmada Türkiye de faaliyet gösteren, kamu bankalarında içinde olduğu 12 bankanın; 21.08.2007 - 22.09.2011 tarihleri arasında, mevduat, kredi ve kredi kartı hizmetlerine yönelik, uyumlu eylemlerle rekabeti sınırlayıcı uygulamalar yaptıkları, kartel oluşturdukları, rekabeti sınırlayıcı, uygulama içinde bulunarak mevduat ve kredi hizmetlerinde, kusurlu oldukları ve yasayı ihlal ettiklerini tespit ederek rapor hazırlamışlar. Bu yasa ihlaline karşı bankalar "Yürütmenin İptali" davalarını açmışlar, dava görülmüş ve açtıkları davayı kaybetmişler, davaları 13.01.2020 yılında kesinleşmiş, "Yasa ihlalleri" sabit olmuştur.
Diğer bir durum ise Rekabet Kurulu 08.03.2013 tarih ve 13-13/198-100 sayılı kararı ile 1.1 milyar idari para cezası verilmiş ve bankalar cezaları ödedikten sonra "Para Cezasının İptali" davalarını açmışlar ve "Para Cezasının İptali" davalarını kazanmışlardır.
Şöyle ki; "12 banka hakkında ihlale dahil oldukları her bir hizmet yönünden ayrı ayrı değerlendirme yapılması gerekirken, tek bir ihlal yaklaşımı ile hüküm tesisinde hukuka uygunluk bulunmadığı sonucuna varılmış olduğundan, para cezasının iptali" şeklinde idari para cezaları iptal olmuş, Danıştay 13. Dairesi 26.09.2023 tarihli 2023/616 E.2023/3745 K. sayılı kararı karar düzeltme istemi reddedilmiş olmasıyla kesinleşmiş ve ödedikleri 1.1 milyar üzerindeki parayı devletten faizi ile birlikte geri almışlardır.
Şimdi Oyun Burada Başlıyor!
Rekabetin Korunması Hakkında Kanunun Tazminat hakkı başlıklı 57. Maddesi’ne göre “Her kim bu Kanuna aykırı olan eylem, karar, sözleşme veya anlaşma ile rekabeti engeller, bozar ya da kısıtlarsa yahut belirli bir mal veya hizmet piyasasındaki hâkim durumunu kötüye kullanırsa, bundan zarar görenlerin her türlü zararını tazmine mecburdur. Zararın oluşması birden fazla kişinin davranışları sonucu ortaya çıkmış ise bunlar zarardan müteselsilen sorumludur.” amir hükmü net ve açıktır.
Kanunun bu hükmü uyarınca doğan zararlardan ilgili bankaların müştereken ve müteselsilen sorumluluğu ve tüketicilerin bu zararlarını tazmin edilmesi talebi gündeme gelebilece ve 21.08.2007 - 22.09.2011 tarihleri arasında, mevduat, kredi ve kredi kartı hizmetlerine yönelik mağdur edilen tüketiciler uğradığı zarında ilgili kanunun “Zararın Tazmini” başlıklı 58. Maddesi
“tarafların anlaşması ya da kararı veya ağır ihmalinin olduğu hallerden kaynaklanmaktaysa”, hâkimin, uğranılan maddi zararın ya da zarara neden olanların elde ettiği veya elde etmesi muhtemel olan kârların üç katı oranında tazminata da hükmedebileceğini düzenlemektedir.
Bu durumda 12 banka tarafından oluşturulan kartel nedeniyle, tüketicilerin gerek bankacılık hizmeti alırken gerekse de kredi kullanırken fazla ücret ve faiz yükünden doğan zararları yanında bu zararın 3 katı kadar tazminat talep etme hakları da bulunmaktadır.
İşte bu durum "Para cezalarının iptali" ile ortadan kalkmış olmaktadır. Halbuki; para cezalarının iptali davasında 12 banka hakkında tek bir ihlal yaklaşımı ile hüküm kurulduğundan her banka için ayrı ayrı hüküm kurulmasını hukuka uygun olacağını yani bankaların mevduat, kredi ve kredi kartı hizmetlerine yönelik yasa ihlallerinin bir olmadığı bazı bankaların hepsini içeren ihlalleri bazılarının sadece kredide yasayı ihlal ettiği, mevduat ve kredi kartında ihlal etmediği bahisle bütün hizmetleri ihlal ettiği doğru olamaz diyerek tekrar dava açılacağını belirten durumdur. Açıldığında milletin ve devletin mağduriyeti ortadan kalkacaktır.
O halde, otorite sahibi Rekabet Kurumu neyi beklemektedir?
Fon krizini bekleyen ve görmeyen kamu otoritelerinin, milletin devlete olan güvenini sarsmadığı düşünülebilir mi?
CMB Başkanı Fatih Karahan, 6 Ekim 2026'da yaptığı açıklamada, fon piyasasındaki gelişmeler sırasında banka mevduatlarının yaklaşık 800 milyar TL arttığını belirtmesiyle fonlardan çıkan paranın önemli bir bölümünün bankacılık sistemine yöneldiğine işaret ediyor. Buda kartel faiz cezasından kurtulan bankaların ekonomik olarak daha da güçlendiğini göstermekte olup tekelleşmeyi ve kartelleşmeyi önleyecek kamu otoritelerinin bu güç karşısında zaafa uğrayacakları veya uğratılacakları göz önünde bulundurmazsak, vay halimize!..
Kalın sağlıcakla...





