ABD eski güvenlik danışmanı ve önemli stratejisti tarafından 1997 yılında yazılan ‘Büyük Satranç Tahtası’ adlı kitap, günümüzün dış siyasette yaşanan olaylar ve olguları ile önemi artmaktadır. Çünkü; Türkiye'nin içinde bulunduğu, Avrupa ile Asya'yı bağlayan köprü görevi yapan Türkiye'nin varlığı, Avrasya kıtasını ve üzerindeki ABD çıkarlarını anlamak için yazılmış en önemli eserlerden biridir. Özellikle "Soğuk Savaş" sonrası dönemde ABD dış politikasına yön veren isimlerden biri olan Brzezinski, enerji kaynakları bakımından zengin ve potansiyel olarak küresel güç olabilecek Avrasya devletlerini ve bu devletler üzerindeki ABD politikalarını jeopolitik ve jeostratejik terimleriyle anlatmış ve günümüze gelen süreçte doğruluğu ortaya çıkmıştır.
Uluslararası ilişkiler, politika ve güvenlik konularında uzman olan Brzezinski, küresel güç mücadelesini bütün boyutlarıyla ele almış, ABD açısından risk teşkil eden faktörleri ve politikalarının nasıl olması gerektiğini analiz ederken, bugün var olan güç mücadelesini anlamak ve olası senaryoların gerçekleşip ne yönde etki ettiğini görmek açısından önemli olduğunu şimdiki zamanda yoğun çatışmaların ve savaşların başlamış olmasıyla anlamış oluyoruz.
Kitabın birinci bölümüne, hegemonya kavramının tarihsel açıdan insanlığın varoluşuyla aynı olduğu düşüncesiyle başlamış, ABD’nin küresel üstünlüğe hızla endüstrileşmiş olmasına bağlamış ve Birinci Dünya Savaşı sonrası Wilson İlkeleri ile Amerikan idealizmi Avrupa’ya entegre olmuş olduğunu ve İkinci Dünya Savaşı sonrasında Nazi Almanyası’nın zaferi mümkün olmayınca, Avrupa’nın üstünlüğü, yerini ABD-Sovyet çekişmesine bıraktığını ve Sovyetlerin dağılmasıyla ABD’nin nasıl küresel hegemonya haline geldiğini değerlendirmiştir.
İkinci bölümde; Brzezinski, "üstünde küresel etkinlik mücadelesinin sürdürülebileceği satranç tahtasıdır" dediği Avrasya kıtasını ele almıştır.
Avrasya dünya GSMH’sının yarısından fazlasına ve enerji kaynaklarının dörtte üçüne sahip olduğunu ve ABD çıkarlarının bu bölgede olmaması düşünülemez olarak belirtmiş. Bölgede jeostratejik gücü olan katalizör devletleri birçok açıdan bağımlı hale getirmek, ABD için en önemli politikadır söylemi ile beşinci bölümde bahis ettiği Türkiye'nin önemini belirtmiştir.
Küresel anlamda en önlemli jeostratejik oyuncular; Fransa, Almanya, Rusya, Çin ve Hindistan olarak sayılmış ve bu ülkeler değerlendirilirken NATO üyeside olan asıl oyuncu Türkiye'yi belirtmemiştir. Türkiye ve İran eksenli bölgenin Orta Asya devletlerinin uluslararası topluluğa asimile edilmesini zorlaştırdığını söylerkende kadronun eksik oyuncularını deşifre etmiştir. Bölgedeki ABD hakimiyeti güvenliğini de tehlikeye atacak bir Çin-Sovyet bloğu benzeri, Çin-Rusya-İran ittifak oluşumunu önlemesi gerektiğini belirtmiştir.
Üçüncü bölümde; Avrupa’nın ABD için olan öneminden bahsedilirken, güvenlik açısından ABD’ye göbekten bağlı olduğu anlatılmıştır.
Dördüncü bölümde; yazar Rusya’nın jeopolitik olarak seçimini değerlendirmiş, Avrupa mı Avrasya mı tercih edilmeli sorusuna cevap vermeye çalışmıştır. Rusya jeopolitik soyutlanmadan kurtulmak istiyorsa yönünü AB ve NATO’ya dönmeli ve ABD de küçük bir ihtimal da olsa, olası bir Rusya-Çin ya da Rusya-İran yakınlaşmasını göz önünde bulundurarak politikalarına yön vermelidir. Rusya için batıya yönelmek doğuya göre hem daha avantajlı hem de eski Sovyet ülkelerini etkilemesi açısından önemlidir. Azerbaycan, Özbekistan, Ukrayna’nın ekonomik ve siyasi oluşumlarını tamamlayabilmesi için bağımlı olmaktan kurtulup Avrupa’ya yönelmeleri Rusya’nın Avrasya kimliğinden kurtulması bağlamında büyük role sahiptir. Kaldı ki burada en önemli ülke Ukrayna’dır. Rusya güdümsüz bir Ukrayna’ya izin vermeli ve Avrupa’da Ukraynasız bir varlığının olmasını düşünmemelidir.
Beşinci bölümde; Avrasya’daki devletlerin jeopolitik konumları Avrupa için önemli olan Balkanların jeopolitiğine benzetilerek ‘Avrasya Balkanları’ başlığı atmıştır. Bölge, ileride artacak olan enerji tüketimi göz önünde bulundurularak hem Avrupa hem de üç önemli komşu Türkiye, Rusya, İran ve ayrıca Çin için de çok büyük önem arz eder. Eski Sovyet ülkelerine Afganistan da eklenmiş, potansiyel olarak da Türkiye ve İran nüfuz ülkeleri olarak sayılırken, Kafkasya ve Orta Asya ülkeleri nüfus, etnik unsurlar, çatışmalar bağlamında değerlendirilmiştir. Bölgenin siyasi istikrarı açısından Türkiye ve İran’ın durumu önemlidir. İçinde var olan değişik etnik grupların kargaşaya sürüklenmesi ilk başta bu iki devleti daha sonra da bölgedeki durumu tehlikeye atacaktır. Brzezinski, Avrasya’daki Rusya-Türkiye-İran mücadelesinde Türkiye’nin önemini, SSCB’den bağımsızlık kazanan Türk halklarının hamiliğini yapması ve İslami İran’a seküler bir alternatif oluşturmasıyla ilişkilendirmiştir. Bölgedeki Çin, Türkiye ve İran çıkarları, enerji kaynaklarının kontrolü ve Rusya’nın tam bir nüfuz oluşturmasının engellenmesini belirtmiştir.
Altıncı bölümde ele alınan konu Uzakdoğu’da bölgesel güç olan Çin ve Japonya’dır. Asya devletlerinin sistemde daha çok yerini alması için Tayvan sorunu, Güney Çin Denizi sorunu, Senkaku Adaları sorunu ve Kore sorunu gibi belli başlı tarihsel geçmişi olan engellerin bulunduğu ifade edilmiştir. Çin ekonomisi ve üretimine göre tüketiminin fazlalığı, ülkenin ilerlemesinde olumsuz bir etken olarak gösterilmiş, 2020 yılına kadar olan süreçte küresel olmak yerine bölgesel bir güç olarak kalacağı dile getirilmiş, bölgenin diğer ülkeleriyle ilişkileri analiz edilmiştir. Çin, Japonya, ABD üçgeninde ABD’nin bölgede uygulayacağı stratejik hamlelerin öneminden bahis etmiştir. Avrupa ilişkilerinde olduğu gibi ABD’nin bölgedeki varlığı kaçınılmazdır, özellikle belli başlı bazı devletlerin gücünü kazanması mümkün olmayacaktır derken İngiltere ve Türkiye'yi kastettiği anlaşılmaktadır.
Yedinci ve son bölümde ise; ABD’nin küresel güç olduğu uluslararası sistemi nasıl sürdürmesi gerektiği ve yerine geçebilecek başka bir gücün oluşumunu nasıl engelleyeceği konusunda analizler yapmış ve "Avrasya’da ABD’nin etkin gücünü sınırlandıracak potansiyel devletler olduğu için, ABD bölgede çeşitli stratejik hamleler gerçekleştirmelidir". şeklinde anlatırken satranç tahtası dediği bölgede, satranç oyununda olduğu gibi olası karşı hamleleri önceden sezip, politikalarını bu çerçevede şekillendirmesi gerektiğini savunmuştur.
Anlatılmak istenen konu; Avrupa, NATO ve ABD ilişkisiyle örneklenmiş, NATO’yla genişleyen, Avrupa’ya ABD açısından nasıl bir yol izlenmesi gerektiği Çin-Rusya bağlamında değerlendirmiştir. ABD, Avrupa, Orta Asya ve Kafkasya arasındaki dengede, Türkiye’nin Avrupa’ya üyeliğini desteklemeli, ülkenin İslami kimliğinin kazanılması yerine Orta Asya konusunda stratejik ortaklık gerçekleştirilmelidir. Avrasya’daki istikrarı sağlamak için en az Avrupa kadar önem vermesi gerektiği bir başka müttefik de Çin diyerek, ABD'nin Avrasya çıkarı olmadan küresel güç olamayacağını, kim Avrasya'da hakimiyet kurursa küresel gücün o olacağını belirtmiştir.
Bu bağlamda; Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi (Türk Konseyi) yeni oluşumu ile Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) olan; Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan ve Türkiye'nin üye olduğu; Macaristan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Türkmenistan'ın gözlemci statüsünde yer aldığı, Türk devletlerinden oluşan bir uluslararası kuruluşun varlığı, Avrasya hakimiyetini ele alan Türkiye olduğunu ve bunu Pakistan, Suudi Arabistan ve Türkiye arasında güvenlik ve savunma paktı Mekke Antlaşmasıyla, Avrasya'nın oyun kurucusu olduğunu ve jeostratejik üstünlüğünü göstermiş olması 26 Mayıs 2017'de ölen Brzezinski görememiş ve ABD açısından üzücü olmuştur!
Kalın sağlıcakla...





