İZVERİ

Köşe yazısı

KELİMELERİMİZ AZALDIKÇA DEMOKRASİMİZ DE Mİ KÜÇÜLÜYOR?

Dil Bayramı’nda Türkçeyi konuşalım: Siyasetin dili sertleşirken kelimelerimiz azalıyor. Dil yoksullaşırsa düşünce ve demokrasi de yoksullaşır mı?

Yayınlandı: 25 Eylül 2026 12:57

Güncellendi: 7 Ekim 2026 15:56

Paylaş

KELİMELERİMİZ AZALDIKÇA DEMOKRASİMİZ DE Mİ KÜÇÜLÜYOR?

Bugün Dil Bayramı.

Muhtemelen yine güzel cümleler kuracağız.

“Türkçemizi koruyalım.”

“Dilimize sahip çıkalım.”

“Yabancı kelimelerden arındıralım.”

Hepsi güzel.

Ama Türkçenin bugün daha büyük bir sorunu olabilir:

Kelimelerimizi değil, düşünme biçimimizi kaybediyoruz.

Çünkü dil yalnız konuştuğumuz şey değildir.

Düşündüğümüz şeydir.

İnsan dünyayı bildiği kavramlarla anlamlandırır.

Kavramlarımız azalırsa düşüncemiz daralır.

Düşüncemiz daralırsa siyasetimiz de daralır.

Ve sonunda koca bir ülkenin bütün meseleleri birkaç kelimeye sıkışır.

SİYASETİN KELİME HAZİNESİ

Bugün siyasi tartışmalara bakın.

Hain.

Terörist.

Darbeci.

Faşist.

Yandaş.

Satılmış.

Kukla.

Operasyon.

Zafer.

İhanet.

Bir insanı anlamak yerine etiketliyoruz.

Çünkü etiketlemek düşünmekten kolaydır.

Karşınızdaki insanın neden öyle düşündüğünü anlamaya çalışmak emek ister.

“Hain” dersiniz.

Mesele biter.

İşte dilin yoksullaşması tam olarak budur.

Kelime azalır, öfke çoğalır.

İKTİDARIN DİLİ

AKP’nin uzun iktidarı boyunca Türkiye’nin siyasi sözlüğünde bazı kelimeler olağanüstü büyüdü:

“Yerli.”

“Milli.”

“Terör.”

“Beka.”

“Dış güçler.”

Bu kelimelerin her biri elbette meşru kavramlardır.

Sorun kullanılmaları değil.

Her siyasi tartışmayı açıklayan anahtara dönüştürülmeleridir.

Ekonomiyi eleştiriyorsunuz.

Başka bir kategori.

Dış politikayı eleştiriyorsunuz.

Başka bir kategori.

Hükümeti eleştiriyorsunuz.

Bazen tartışılan artık söylediğiniz şey olmuyor; hangi tarafta olduğunuz oluyor.

Oysa demokrasinin dili bunun tersidir.

Soru sorar.

Kanıt ister.

İtiraz eder.

Tartışır.

Ve gerektiğinde iktidara:

“Hayır.”

der.

AMA MUHALEFET DE MASUM DEĞİL

Sorunu yalnız AKP’ye yüklersek kolaycılık yapmış oluruz.

Muhalefet de giderek aynı dilin esiri oluyor.

Sosyal medyada farklı düşünen biri hemen:

“Satılmış.”

“Yandaş.”

“Hain.”

“AKP’li.”

ilan edilebiliyor.

CHP içinde bile fikir tartışmasının yerini zaman zaman kişi tartışmaları alıyor.

Kimden?

Kimin adamı?

Hangi ekipten?

Kimin yanında?

Peki ne düşünüyor?

Ekonomi hakkında ne söylüyor?

Laiklikten ne anlıyor?

Sosyal demokrasiye nasıl bakıyor?

Bunlar ikinci plana düşüyor.

İktidarın dilini eleştirirken aynı yöntemi kullanıyorsanız karşı çıktığınız siyaseti yeniden üretiyorsunuz demektir.

SOSYAL MEDYA BİZİ KONUŞTURDU AMA DÜŞÜNDÜRDÜ MÜ?

Sonra X geldi.

Instagram geldi.

TikTok geldi.

Herkes konuşmaya başladı.

Bu demokratik açıdan muazzam bir imkândı.

Ama başka bir şey oldu.

Cümleler kısaldı.

Sabır azaldı.

Bağlam kayboldu.

Başlık metnin önüne geçti.

Öfke düşüncenin önüne geçti.

Çünkü algoritmanın sevdiği şey çoğu zaman fikir değil, reaksiyondur.

En sakin cümle değil;

en öfkeli cümle dolaşıma giriyor.

En iyi argüman değil;

en sert hakaret etkileşim alıyor.

Ve farkında olmadan algoritmanın istediği insanlara dönüşüyoruz:

Çabuk öfkelenen, hızlı hüküm veren, az düşünen insanlar.

TELEVİZYON DA AYNI

Akşam televizyonu açın.

Beş kişi aynı anda konuşuyor.

Kimse kimseyi dinlemiyor.

Ses yükseliyor.

Altyazı geçiyor:

“ŞOK SÖZLER!”

“ORTALIK KARIŞTI!”

“ÇOK SERT TEPKİ!”

Sanki Türkiye düşünmüyor.

Sürekli kavga ediyor.

Çünkü düşüncenin reytingi düşük.

Kavganın yüksek.

Sonra toplum neden kutuplaştı diye şaşırıyoruz.

Belki de yıllardır insanlara tartışmayı değil, bağırmayı izletiyoruz.

DİL YOKSULLAŞIRSA DEMOKRASİ DE YOKSULLAŞIR

Demokrasi yalnız sandık değildir.

Demokrasi konuşabilme rejimidir.

Ama daha önemlisi:

Birbirimizi anlayabilecek kadar zengin bir dile sahip olma rejimidir.

Çünkü kelimeler azalınca nüanslar kaybolur.

Nüanslar kaybolunca insanlar ikiye ayrılır:

Biz ve onlar.

Dost ve düşman.

Vatansever ve hain.

İyi ve kötü.

Oysa hayat böyle değildir.

Siyaset hiç değildir.

Demokrasi tam da gri alanlarda yaşar.

BELKİ TÜRKÇEYİ BÖYLE KORUMALIYIZ

Türkçeyi korumak yalnız tabelalardaki yabancı kelimeleri değiştirmek değildir.

Düşünceyi korumaktır.

Kitabı korumaktır.

Gazeteciliği korumaktır.

Edebiyatı korumaktır.

Üniversiteyi korumaktır.

Eleştiriyi korumaktır.

Mizahı korumaktır.

İtirazı korumaktır.

Ve en önemlisi:

Kelimenin iktidardan korkmadığı bir ülkeyi korumaktır.

Çünkü bazen bir ülkenin özgürlük seviyesini anlamak için hapishanelerine bakmanıza gerek yoktur.

İnsanların hangi kelimeleri rahatça söyleyebildiğine bakmanız yeterlidir.

Bugün Dil Bayramı.

Türkçeyi elbette koruyalım.

Ama yalnız yabancı kelimelerden değil.

Nefretten de koruyalım.

Cehaletten de.

Propagandadan da.

Korkudan da.

Çünkü kelimelerimizi kaybedersek düşüncemizi kaybederiz.

Düşüncemizi kaybedersek itirazımızı kaybederiz.

İtirazımızı kaybedersek demokrasiyi kaybederiz.

Ve belki bir toplumu susturmanın en kolay yolu insanların konuşmasını yasaklamak bile değildir.

Onlara birbirlerini anlayamayacak kadar az kelime bırakmaktır.

Hakan URUN

25 Eylül 2026

Yorumunuzu Yazın

Yorumlar(0)

Henüz yorum yok.

Yorumlar kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan İZVERİ sorumlu değildir. Hukuka aykırı, nefret içeren veya hakaret barındıran yorumlar kaldırılabilir.

3 dk