İZVERİ

Köşe yazısı

KERÂMETİ KENDİNDEN BİLME HASTALIĞI!

İttifaksız kazanamazsın, monşer! Yeni seçim sisteminde ittifak kurmadan kazanmak mümkün değil! Bu gerçeği gören Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, MHP Genel Başkanı Sayın…

Yayınlandı: 24 Ekim 2026 10:23

Paylaş

İttifaksız kazanamazsın, monşer!

Yeni seçim sisteminde ittifak kurmadan kazanmak mümkün değil!

Bu gerçeği gören Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli ile Cumhur İttifakı’nı kurdu.

Buna karşılık Sayın Kemal Kılıçdaroğlu da Sayın Meral Akşener ile Millet İttifakı’nı hayata geçirdi.

Bu, son derece yerinde ve doğru bir hamleydi.

Cumhur İttifakı kurulurken bazı çatlak sesler yükselse de Erdoğan ve Bahçeli’nin güçlü liderlikleri bu sesleri bastırdı. Nitekim söz konusu ittifak, zaman içerisinde genişleyerek varlığını sürdürdü.

Ne var ki Millet İttifakı’nda daha ilk günden çatlak sesler yükselmeye başladı.

Özellikle CHP kamuoyunda âdeta kronik bir hastalık hâline gelen üstenci dil, üstenci bir siyaset anlayışı ve tek başına dünyayı kurtarabilecekmiş gibi davranan ego, ittifak ruhunun önüne geçti.

İYİ Parti içerisinde de benzer sesler yükselse de bir şekilde bu süreç aşıldı. 2019 yerel seçimlerinde ve 2023 genel seçimleriyle Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde önemli sonuçlar alındı.

Cumhurbaşkanlığı seçimi kaybedilmiş olabilir; ancak Millet İttifakı’nın aldığı yüzde 48 oy, küçümsenecek bir başarı değildi.

CHP’nin kendi oy potansiyelinin yaklaşık yüzde 25 olduğu düşünüldüğünde, ittifakın ulaştığı yüzde 48’in anlamı daha iyi anlaşılır.

Aradaki yaklaşık 23 puanlık fark, CHP’nin kendi seçmen tabanının dışından gelen desteğin büyüklüğünü gösteriyordu.

Peki, bu destek nasıl sağlanmıştı?

İşte asıl mesele burada başlıyor!

Cumhur İttifakı, kazanılan seçimlerin ardından ortaklarına teşekkür ederken CHP kamuoyunda başarıyı yalnızca kendi hanesine yazma eğilimi öne çıktı.

Oysa Sayın Kılıçdaroğlu’nun ortaya koyduğu Halil İbrahim Sofrası ve helalleşme hamleleri son derece isabetliydi.

Fakat bu hamlelerin merkez sağda, milliyetçi çevrelerde ve muhafazakâr seçmen nezdinde karşılık bulmasında ittifak ortaklarının ve farklı toplumsal kesimlerin katkısı da göz ardı edilemezdi.

Düne kadar sırf çarşaf giydikleri için bizzat bazı CHP’lilerin eleştirilerine maruz kalan Saadet Partili kadınların, Sayın Temel Karamollaoğlu öncülüğünde Kılıçdaroğlu için gösterdikleri samimi gayretler ne çabuk unutuldu!

Bu kesimlerin katkısı olmasaydı 2023 seçimlerinde yüzde 48’e ulaşmak mümkün olur muydu? Daha da önemlisi, 2019 yerel seçimlerinde elde edilen başarı aynı ölçüde gerçekleşebilir miydi?

Kimse bu soruları gerektiği gibi sorgulamadı!

Aynı şekilde İYİ Parti tabanından Kılıçdaroğlu’na ve ortak adaylara yönelen desteğin yoğunluğu da gözden kaçmıyordu.

Buna rağmen sol zeminde bu katkılar yeterince kıymetli görülmedi. En küçük anlaşmazlıkta, geçmişte verilen emekler yok sayılarak sergilenen dışlayıcı ve vefasız tutumlar, ittifakın geleceğine darbe vurdu.

Sanki ittifak dağılsın diye özel bir gayret gösteriliyordu!

Sonunda hem soldaki hem de İYİ Parti çevresindeki ayrılıkçı anlayışların ekmeğine yağ sürüldü. 2024 yerel seçimlerine gelindiğinde Millet İttifakı çoktan dağılmıştı.

Peki, sonrasında ne oldu?

İYİ Parti’nin yüzde 10 civarındaki oyunun yaklaşık dört puanı parti bünyesinde kalırken altı puanlık bölüm nereye gitti?

Saadet Partisi’nin yaklaşık bir puanlık oyu nereye gitti?

İttifakın resmî bir üyesi olmasa da Millet İttifakı’nın seçim başarısında önemli rol oynayan DEM seçmeninin yaklaşık 12 puanlık desteğinin yarısı kendi partilerinde kalırken diğer yarısı nereye gitti?

Bu oyların hangi siyasi adreslere yöneldiği, yerel seçim sonuçları üzerinden elbette tartışılabilir.

Ancak asıl mesele, bu seçmenlerin tercihlerini ve katkılarını hesaba katmadan siyasi başarı hikâyesi yazılmasıdır.

2024 yerel seçimlerinde Sayın Özgür Özel başkanlığındaki CHP’nin aldığı yüzde 38 civarındaki oy, sanki bütünüyle CHP’nin öz oyuymuş gibi sunuldu.

Bir önceki seçimlerde ittifaklar sayesinde oluşan siyasi yakınlaşmalar, farklı partilerin seçmenlerinden gelen destek ve DEM tabanından yönelen oylar yeterince hesaba katılmadan başarı mutlak biçimde CHP’nin ve Sayın Özel’in hanesine yazıldı.

Oysa bir yıl içerisinde yüzde 25’lerden yüzde 38’lere ulaşan bir oy oranını yalnızca parti içi dinamiklerle açıklamak mümkün mü?

Hesap ortada, erenler!

  • CHP’nin kendi oy potansiyeli: yaklaşık 25 puan.

  • İYİ Parti tabanından geldiği varsayılan destek: yaklaşık 6 puan.

  • DEM tabanından geldiği varsayılan destek: yaklaşık 6 puan.

  • Saadet Partisi tabanından geldiği varsayılan destek: yaklaşık 1 puan.

Toplam: 38 puan.

Bu dağılım, kesinleşmiş bir seçmen geçişi tablosu olmasa da resmi sonuçlardan çıkarım!

İttifakların ve farklı seçmen tabanlarının katkısını anlatan yaklaşık bir siyasi okumadır.

Türkiye'nin sosyolojik yapısı ve realitesi ortadayken temel gerçek değişmiyor:

Seçim başarısını yalnızca kendi hanesine yazanlar, o başarıyı mümkün kılan toplumsal desteği gözden kaçırıyorlar bilerek isteyerek!

Nitekim İYİ Parti seçmeninin önemli bir kesimi, kendi liderliğinin tercihinden bağımsız olarak CHP’li adaylara oy verdi.

Ankara başta olmak üzere pek çok yerde elde edilen yüksek oy oranları da bu desteğin önemini gösterdi.

Ankara’da yüzde 60’a yaklaşan sonuçlar, tek başına bir partinin teşkilat gücüyle açıklanamayacak kadar geniş bir seçmen buluşmasına işaret ediyordu.

Peki, bu seçmen buluşmasının mimarlarına ne oldu?

İttifak dağıldı. Ortaklıklar unutuldu. Katkılar görünmez hâle getirildi. Başarı, kerâmet yalnızca kendinden menkulmüş gibi anlatıldı.

Sonrası malum!

Mutlak butlan tartışmalarıyla birlikte CHP’de yeni gerilimler yaşandı.

Sayın Mansur Yavaş etrafındaki tartışmalarda da CHP kamuoyunun sergilediği ikircikli tutum, parti içindeki güvensizlikleri daha da derinleştirdi.

İstifa ihtimalleri ve benzeri gelişmeler üzerinden yürüyen tartışmalar, siyasetin yalnızca seçim kazanmaktan ibaret olmadığını bir kez daha gösterdi.

Bugün ise Ankara’nın uzak ilçelerinde CHP’nin üye ve teşkilat yapılanmasıyla ilgili sıkıntılar gündeme geliyor.

Böyle devam edilirse yarın bazı mahallelerde sandık müşahidi bulmakta dahi güçlük çekilmesi ihtimal dâhilindedir.

Bu tehlikeyi daha önce bazı genel başkan yardımcılarına ilettik.

Peki, karşılığında ne gördük?

Yine bildik bir tavır: Üstten bakan bir dil, eleştiriye tahammülsüzlük ve kendinden emin bir ukalalık!

Sanki sahadaki gerçekleri anlatanlar değil, o gerçekleri duymak istemeyenler haklıymış gibi…

Oysa siyaset, yalnızca genel merkez koridorlarında kurulan cümlelerle yürütülmez. Teşkilatın nabzını tutmadan, seçmenin değişen eğilimlerini okumadan, geçmişte verilen emekleri yok sayarak geleceğe hazırlanılmaz.

İttifakları küçümseyenler, bir gün o ittifakların yokluğunda kendi güçlerinin sınırlarıyla yüzleşirler.

Seçmen desteğini kendi şahsi kerâmeti sananlar, başkalarının fedakârlıklarını unuttuklarında yalnızca vefasızlık etmez; kendi geleceklerini de tehlikeye atarlar.

Çünkü seçim kazanmak kadar, o zaferi mümkün kılan insanları anlamak ve onlarla yeniden yol yürüyebilmek de önemlidir.

Ne diyelim?

Madem eleştiriye kulak tıkayanların sığındığı meşhur bir tez var, biz de aynı noktaya gelelim:

Kendileri bilirler!

Ama bilmiyorlar…

Numan CENGİZ

İlahiyatçı Araştırmacı Yazar

Yorumunuzu Yazın

Yorumlar(0)

Henüz yorum yok.

Yorumlar kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan İZVERİ sorumlu değildir. Hukuka aykırı, nefret içeren veya hakaret barındıran yorumlar kaldırılabilir.

5 dk