KILIÇDAROĞLU’NUN İHRAÇ KARARININ SİYASİ ARKA PLANI
Sosyal Demokrasi Derneği’nin (SDD) Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nu dernek üyeliğinden ihraç ettiğinin kamuoyuna yansımasının ardından, derneğin son dönemdeki tutumuna ve yönetim yapısına ilişkin açık kaynaklar üzerinden yaptığım araştırmada iki husus özellikle dikkatimi çekti.
Birincisi, bu derneğin yönetiminde Yeni Parti ile bağlantılı isimlerin bulunmasıdır.
İkincisi ve bana göre daha dikkat çekici olan ise dernek yönetiminin, 38. Olağan Kurultay’a ilişkin hukuki süreçte 21 Mayıs 2026 tarihinde verilen mutlak butlan kararının hemen ertesi günü, 22 Mayıs 2026’da Özgür Özel’i ziyaret ederek destek mesajı vermesidir.
Bu iki husus, Kılıçdaroğlu hakkında verilen ihraç kararının yalnızca dernek içi ve bağımsız bir disiplin tasarrufu olup olmadığı sorusunu doğal olarak gündeme getiriyor.
Bana göre bu ihraç kararıyla ortaya çıkan tablo, Sosyal Demokrasi Derneği ile Yeni Parti arasındaki siyasi yakınlaşmanın yeni bir aşaması olarak değerlendirilmelidir.
Peki Kılıçdaroğlu hangi ilkeye aykırı davrandı?
Sosyal Demokrasi Derneği’nin kamuoyuna duyurduğu ihraç kararında gerekçe olarak Kılıçdaroğlu’nun “dernek tüzüğünde yer alan program ve ilkelerin aksi yönündeki söylem ve eylemleri” gösteriliyor.
Ancak açıklamada önemli bir eksiklik var:
Kemal Kılıçdaroğlu’nun hangi söyleminin, hangi eyleminin ve derneğin hangi ilkesinin ihlali olarak değerlendirildiği somut biçimde ortaya konulmuyor.
Oysa Kılıçdaroğlu’nun son dönemde kamuoyuna yansıyan söylemlerinin ana eksenine bakıldığında; CHP’de ve devlet kurumlarında arınmanın gerekliliğinden, yolsuzluk yapan siyasetçinin kim olursa olsun hesap vermesinden, siyasete giren herkesin her zaman hesap vermeye hazır olması gerektiğinden ve bir siyasi ahlak yasasının zorunluluğundan söz ettiği görülüyor.
İşte tam da bu noktada ihraç kararının gerekçesi daha fazla sorgulanmayı hak ediyor.
Sosyal Demokrasi Derneği kendisini temiz toplum, temiz siyaset, sosyal hukuk devleti ve demokrasi gibi değerlerle tanımlayan bir dernek. Sadece bu tanımlama bile, Kemal Kılıçdaroğlu’nun yolsuzluğa karşı çıkmasının, siyasi ahlak yasasını savunmasının, kamunun malının, halkın parasının ve kamusal kaynakların korunması gerektiğine yönelik söylemlerinin derneğin hangi değer ve ilkelerine aykırı olduğunun açıklanmasını gerekli kılıyor.
Eğer ihraç kararına gerekçe yapılan başka söylem veya eylemler varsa bunların açıkça ortaya konulması gerekir. Aksi hâlde, son dönemde yolsuzlukla mücadele, hesap verebilirlik, arınma ve siyasi ahlak üzerinden konuşan bir siyasetçinin “derneğin ilkelerine aykırı davrandığı” şeklindeki soyut bir gerekçeyle ihraç edilmesi, kararın siyasi saiklerle alındığı yönündeki tartışmaları kaçınılmaz hâle getirir.
Bir günlük zamanlama tesadüf mü?
Başta da söylediğim gibi, SDD yönetiminin siyasi tutumunu değerlendirirken 22 Mayıs 2026 tarihindeki Özgür Özel ziyaretini ayrıca dikkate almak gerekiyor.
38.Olağan Kurultay’a ilişkin hukuki süreçte 21 Mayıs’ta verilen kararın hemen ertesi günü gerçekleştirilen bu ziyaret ve verilen destek mesajı, SDD yönetiminin CHP içindeki parti içi tartışmada nerede durduğunu gösteren önemli bir siyasi işarettir.
Aradan birkaç ay geçtikten sonra Kılıçdaroğlu hakkında verilen ihraç kararı da bu geçmişten tamamen bağımsız değerlendirilemez.
Bu nedenle benim açımdan mesele yalnızca bir dernek üyeliğinden ihraç meselesi değildir. Asıl mesele, sosyal demokrasi iddiasındaki bir kurumun kendi ilan ettiği değerlerle aldığı karar arasındaki tutarlılık meselesidir.
Bir dernek elbette kendi tüzüğü çerçevesinde üyeleri hakkında karar verebilir. Ancak kamuoyunda siyasi sonuç doğuracak böylesine ağır bir karar alınıyorsa, gerekçesinin de aynı ölçüde açık, somut ve ikna edici olması gerekir.
Aksi hâlde “ilkelere aykırılık” gibi genel bir ifadeye sığınmak, kararın üzerindeki siyasi gölgeyi ortadan kaldırmaz; tam tersine daha da büyütür.
Bugün SDD yönetiminin cevaplaması gereken temel soru şudur:
Yolsuzlukla mücadele etmek, siyasi ahlak yasasını savunmak, hesap verebilir siyaset istemek ve kamusal kaynakların korunmasını talep etmek sosyal demokrasinin hangi ilkesiyle bağdaşmamaktadır?
Bu sorunun makul bir cevabı ortaya konulamadığı sürece, Kılıçdaroğlu hakkında verilen ihraç kararının tarafsız ve bağımsız bir iradenin ürünü olduğu yönündeki iddia da tartışılmaya devam edecektir.
Çünkü sosyal demokrasinin temel iddialarından biri, kamunun hakkını ve toplumun ortak kaynaklarını savunmaktır.
Sosyal demokrasi, yolsuzluk karşısında susmak değil; kamunun hakkını, halkın parasını ve siyasi ahlakı savunmaktır.
Bir kurumun itibarı da isminde taşıdığı “sosyal demokrasi” kavramından değil, kararlarında bu ilkelere ne ölçüde sadık kaldığından anlaşılır.





