Özgür Özel, Cemil Tugay’ın AKP’ye geçişi sonrası yaptığı açıklamalarla siyasi pişkinlikte zirve yapan bir genel başkan statüsüne yükselmiş oldu.
Cemil Tugay’ı İzmir Büyükşehir Belediye Başkan adayı yapan ve İzmir’in başına bela eden Özgür Özel, şimdi aynı Cemil Tugay’ı İzmir’e ihanet eden bir hain ve AKP’nin kuklası olarak nitelendirmiş.
Peki Özgür Özel, Cemil Tugay’ı aday gösteren kişi olarak kendi siyasi sorumluluğuna ilişkin bir özeleştiri yapıyor mu?
Tabii ki yapmıyor.
İşte beyefendinin siyasi pişkinliği de tam bu noktada başlıyor.
Aslında Özgür Özel’in bu rahatlığının nereden geldiğini anlamak için çok da geriye gitmeye gerek yok.
İzmir halkının AKP karşıtlığını kendisi açısından siyasi bir avantaja dönüştüren Özgür Özel, 2 Nisan 2026’da İzmir’de düzenlenen bir törende kürsüye çıkarak şöyle demişti:
“İzmir; CHP’ye desteğin yüksek olduğu, seçmenin kusurumuz olsa günahımız olsa bile görmeden, cezalandırmadan arkamızda durduğu bir şehirdir.”
Şaka gibi değil mi?
Özgür Özel’e, İzmir’de partisine oy veren seçmeni küçümseyen bir konuşma yap deseniz, herhalde bundan daha ağırını söylemekte zorlanırdı.
Bence Özgür Özel o konuşmasında aslında şunu ima ediyordu:
İzmir seçmeni ne yaparsak yapalım bize oy verir. Hatalarımızı sorgulamaz, yanlışlarımızı görmezden gelir. Belediyelerdeki çarpık ilişkileri, kamu kaynaklarının nasıl kullanıldığını, aday belirlerken yaptığımız yanlışları önemsemez. Ne olursa olsun arkamızda durur.
Şimdi de Cemil Tugay’ın AKP’ye geçişi üzerine yaptığı açıklamalara bakınca, aynı rahatlığın devam ettiğini görüyorum.
Sanki Cemil Tugay’ı İzmir Büyükşehir Belediye Başkan adayı yapan kendisi değilmiş gibi konuşuyor.
Sanki İzmir seçmeninin karşısına o adayı çıkaran siyasi iradenin başında kendisi yokmuş gibi davranıyor.
Kendisine, “Nedir bu özgüvenin sebebi, neden bu kadar rahat konuşuyorsun?” diye sorulsa muhtemelen yine “Ben İzmir seçmeninin partisine olan sadakatini anlatmak istedim.” diyecektir.
Ama mesele seçmenin partisine olan sadakati değil ki!
Mesele, seçmenin bu sadakatini kendi siyasi hatalarının üzerini örtecek bir güvence olarak görme anlayışıdır.
Hiçbir siyasi parti, seçmeninin kendisine duyduğu güveni sınırsız bir kredi olarak görmemelidir. Hele ki o güvene dayanarak yaptığı yanlışların hesabını vermekten de kaçınmamalıdır.
Peki bu durumda asıl sorumluluk kime ait?
İzmir seçmenine mi?
Cemil Tugay’ı aday gösteren Özgür Özel’e mi?
Ben kendi cevabımı vereyim.
Birinci derecede siyasi sorumluluk, partiyi temsil ettiğini zanneden ama kurduğu cümlelerle kendi seçmeninin iradesini dahi hafife alan Özgür Özel’e aittir.
Ancak burada İzmir seçmenine de söyleyecek sözüm var.
Bir siyasi partiye bağlı olmak, o partiyi yönetenlerin her kararını sorgusuz sualsiz kabul etmek anlamına gelmez. Seçmenin iradesine sahip çıkması, gerektiğinde kendi partisinin yöneticilerine de hesap sorması gerekir.
Çünkü seçmenin sadakati, siyasetçinin yanlış yapma özgürlüğü değildir.
Özgür Özel’in şimdi şu soruya açık ve net bir cevap vermesi gerekir:
Cemil Tugay, senin söylediğin gibi İzmir’e ihanet eden bir hain ve AKP’nin kuklasıysa, onu İzmir halkının karşısına büyükşehir belediye başkan adayı olarak çıkaran, üstelik “Sütte leke olur, Cemil Tugay’da leke olmaz.” diyerek arkasında duran senin bu işte hiç mi siyasi sorumluluğun yok?





