MAHMUT TANAL’IN TAŞIYICILIĞINI YAPTIĞI MUHALEFET ANLAYIŞI VE SİYASİ AHLAK MESELESİ

Yeni Parti Milletvekili Mahmut Tanal, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, AKP iktidarının Halk TV’yi hedef aldığını, Kemal Kılıçdaroğlu’nun da Halk TV’ye yönelik eleştirileriyle Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la aynı çizgide buluştuğunu ileri sürmüş. Ardından diğer Yeni Parti milletvekilleri de benzer paylaşımlarla aynı algıyı oluşturmaya yönelik siyasi kampanyaya katılmışlar.
Tanal’ın bu değerlendirmesi, üzerinde durulması gereken bir siyasi anlayışı ortaya koyuyor.
Bu anlayışa göre AKP iktidarının karşı çıktığı bir kişi veya kurumu eleştirmek, iktidarla aynı safta yer almak anlamına geliyor. Dolayısıyla bir siyasi tutumun doğruluğu veya yanlışlığı, savunulan ilkelere göre değil, AKP’nin o konudaki pozisyonuna göre belirleniyor.
Oysa muhalefeti yalnızca AKP karşıtlığından ibaret görmek, siyasi duruşu ilkelere değil, karşıtlık duygusuna dayandırmak demektir.
Böylesine basit bir akıl yürütmeden sağlıklı bir siyasi değerlendirme çıkması da mümkün değildir.
Asıl mesele, Kemal Kılıçdaroğlu’nun Halk TV’yi neden eleştirdiği değil midir?
Bir eleştirinin haklılığını belirleyen şey, aynı eleştiriyi başka kimin yaptığı değil, dayandığı olgular ve gerekçelerdir.
Halk TV, Cafer Mahiroğlu ve siyaset-medya ilişkileri konusundaki tartışmaya da bu açıdan bakmak gerekiyor.

Benim değerlendirmeme göre Halk TV, toplumsal muhalefete zarar veren, gazetecilik ilkelerinden uzaklaşmış ve siyasi ilişkileri bakımından ciddi soru işaretleri barındıran bir yayın organına dönüşmüş durumda.
Üstelik mesele yalnızca yayın politikası da değil.
Halk TV’nin sahibi Cafer Mahiroğlu hakkında kamuoyuna yansıyan suç iddiaları ve adli süreçler de ayrıca tartışılması gereken konulardır.
Mahiroğlu hakkında uluslararası suç ve terör örgütleriyle bağlantılı olduğu yönünde iddialar ileri sürülüyor. Hakkında yakalama kararı bulunduğu da belirtiliyor. Elbette iddiaları kanıtlanmış suçlar gibi sunmak doğru değildir. Ancak bunların açıklığa kavuşturulmasını istemek de son derece meşrudur.
Asıl dikkat çekici olan ise Türkiye Cumhuriyeti’ni yönetmeye talip olan, benim siyasi meşruiyetini şüpheli ve tartışmalı gördüğüm Yeni Parti’ nin Özgür Özel öncülüğünde bu televizyon kanalıyla kurduğu siyasi yakınlıktır.
Burada sorgulanması gereken yalnızca bir medya patronunun kişisel durumu değil elbette. Olması gereken Siyaset , medya, kamu kaynakları ve yolsuzluk iddiaları etrafında oluşan ilişkiler ağının tartışılarak sorgulanmasıdır .
Bir tarafta kamu kaynaklarının usulsüz kullanılması, nitelikli dolandırıcılık ve ihaleye fesat karıştırma gibi ağır suçlamalarla yargılanan siyasetçiler, diğer tarafta haklarında ciddi iddialar bulunan medya çevreleri var.
Bu siyasi kadroların bir bölümünün tutuklu bulunması da tartışmanın bir başka boyutunu oluşturuyor. Tutukluluk elbette mahkûmiyet değildir. Ancak bu durum, iddiaların siyasi ve ahlaki bakımdan sorgulanmasına engel de değildir.
Böyle bir tablo karşısında siyasi ahlakı, şeffaflığı ve hesap verebilirliği savunmak yerine bütün eleştirileri AKP’ye hizmet etmekle açıklamaya çalışmak, benim açımdan muhalefet değil, siyasi körlüktür.
Kriminal yapılanma eleştirim de işte bu ilişkilerin bağımsız biçimde araştırılması ve kamuoyuna açıklanması gerektiği düşüncesinden kaynaklanıyor.
Öte yandan, hakkındaki yakalama kararı iddiası açıklığa kavuşturulması gereken Cafer Mahiroğlu’nun İngiltere’den Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik ağır ifadeler kullanması da ayrıca düşündürücüdür.
Cafer Mahiroğlu madem kendisine yöneltilen suçlamaların asılsız olduğunu savunuyor, o hâlde bunlara ilişkin hukuki süreçlerin açıklığa kavuşması için neden gerekli adımları atması gerekmiyor mu?
Hukuk karşısında herkes eşittir. Hiç kimse siyasi ilişkilerine, ekonomik gücüne veya medya sahipliğine dayanarak hesap verebilirlikten muaf tutulamaz.
Ancak burada asıl mesele, siyaset kurumunun bu tür iddialar karşısında nasıl bir tutum sergilediğidir.
Çünkü siyasi ahlakın gerçek ölçüsü, yalnızca siyasi rakiplerin yanlışlarını eleştirmek değil, aynı yanlışlar kendi siyasi çevresinde ortaya çıktığında da aynı ilkeli duruşu gösterebilmektir.
Mahmut Tanal’ın Halk TV üzerinden Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelttiği eleştiriyi de bu açıdan da değerlendirmek gerekiyor.
Muhalefet etmek, AKP’nin karşı çıktığı her şeyi savunmak değildir.
Muhalefet etmek; yolsuzluk iddialarını görmezden gelmek, siyasi ilişkiler uğruna hukukun üstünlüğünü ikinci plana atmak veya medya-siyaset ilişkilerini sorgulamaktan vazgeçmek de değildir.
Kemal Kılıçdaroğlu’nun ortaya koyduğu siyasi duruşun önemi, benim açımdan tam da buradadır.
Kimin hoşuna gidip gitmediğine, kiminle aynı noktada buluştuğuna bakmadan yanlış gördüğü şeyleri eleştirebilmektedir.
Çünkü siyasi ahlak, kimin karşısında durduğunuzla değil, hangi ilkelerden taviz vermediğinizle ölçülür.
Mahmut Tanal’ın paylaşımında ortaya çıkan muhalefet anlayışının temel açmazı da budur.
AKP karşıtlığını siyasi ahlakın yerine koyanlar, bir süre sonra karşı çıktıkları yanlışları kendi siyasi çevrelerinde savunur hâle gelirler.
İşte siyasette ilkesizliğin ve çifte standardın en açık göstergesi budur.
Muhalefet olmak bir siyasi tercih, ahlaklı olmak ise bir karakter meselesidir.
İkisini birbirine karıştıranların siyasi ahlaktan söz etmesi de başlı başına bir çelişkidir.
Av. Emin Vahap Şimşek





