İZVERİ

Köşe yazısı

KÜBA'DAN YÜKSELEN ÇIĞLIK!

Bir devrimin, bir halkın ve bitmeyen kuşatmanın hikâyesi

Yayınlandı: 4 Ekim 2026 00:23

Güncellendi: 8 Ekim 2026 22:27

Paylaş

KÜBA'DAN YÜKSELEN ÇIĞLIK!

Bir devrimin, bir halkın ve bitmeyen kuşatmanın hikâyesi

Küba bugün yalnızca elektrik kesintileriyle, yakıt kuyruklarıyla, gıda ve ilaç sıkıntısıyla gündeme gelmiyor.

Asıl mesele çok daha derinde.

67 yıl önce başlayan bir devrimin bugün hangi noktaya geldiği ve bu noktaya nasıl gelindiği sorusudur.

Küba'nın bugünkü tablosunu yalnızca Washington'un politikalarıyla açıklamak da mümkün değil, Havana'nın kendi ekonomik ve siyasal tercihlerini görmezden gelerek açıklamak da.

Fakat bir gerçek var ki göz ardı edilemez:

Büyük güçlerin politikalarının bedelini hiçbir zaman büyük güçlerin yöneticileri ödemez. Bedeli halk öder.

Bugün Küba'da o bedeli milyonlarca insan ödüyor.

Elektriği kesilen evlerde yaşayanlar, yakıt bulmak için kuyruklarda bekleyenler, ilaç arayan hastalar, çocuklarının ihtiyaçlarını karşılamaya çalışan aileler ve hastanelerde giderek ağırlaşan koşullar altında görev yapan doktorlar...

Küba'nın gerçek hikâyesi tam da burada başlıyor.


1959'DA BAŞLAYAN HAYAL

1959 Devrimi, Batista diktatörlüğünü devirdiğinde Küba'nın yalnızca siyasi yönetimi değişmedi.

Toplumsal düzen de değişmeye başladı.

Toprak reformu gerçekleştirildi. Büyük işletmeler kamulaştırıldı. Eğitim ve sağlık alanında köklü dönüşümler yapıldı. Okuryazarlık seferberliği gerçekleştirildi.

Devrimin temel iddiası açıktı:

İnsanın geleceği, cebindeki paraya göre belirlenmemeliydi.

Sağlık bir ayrıcalık değil, hak olmalıydı.

Eğitim bir ticari ürün değil, toplumsal bir hak olmalıydı.

Küba'nın sosyalist deneyiminin dünyada en çok dikkat çeken yönlerinden biri de bu oldu.

Ancak devrim, kısa sürede yalnızca içerideki sınıfsal ve ekonomik düzenle değil, dış dünyayla da büyük bir hesaplaşmanın içine girdi.

ABD ile ilişkiler hızla bozuldu.

Kamulaştırmalar, ekonomik yaptırımlar ve siyasi çatışma birbirini izledi.

Küba giderek Washington'dan uzaklaştı ve Moskova'ya yaklaştı.


BİR BAĞIMLILIKTAN DİĞERİNE

Sovyetler Birliği Küba'nın ekonomik olarak ayakta kalmasında önemli rol oynadı.

Küba şekerini Sovyet pazarına satıyor, karşılığında petrol, makine ve çeşitli sanayi girdileri alıyordu.

Bu ilişki Küba'ya nefes aldırdı.

Fakat aynı zamanda başka bir kırılganlık yarattı.

Küba, ABD'nin ekonomik etkisinden çıkarken Sovyet ekonomik sistemine bağımlı hale geldi.

Bu bağımlılığın gerçek boyutu 1991'de ortaya çıktı.

Sovyetler Birliği dağıldı.

Küba'nın ekonomik düzeninin önemli bir bölümü de sarsıldı.

Petrol azaldı.

İthalat daraldı.

Üretim düştü.

Ulaşım sistemi zorlandı.

Gıda ve temel ihtiyaçlara erişim güçleşti.

Küba'nın “Özel Dönem” olarak adlandırdığı yıllar, yalnızca bir ekonomik kriz değildi.

Aynı zamanda sosyalist modelin kendi içindeki ekonomik kırılganlıklarla yüzleşmesiydi.

Küba devrimden vazgeçmedi.

Ama hayatta kalabilmek için değişmek zorunda kaldı.

Turizm büyütüldü.

Yabancı yatırımlara belirli alanlarda izin verildi.

Özel ekonomik faaliyetler sınırlı biçimde genişletildi.

Yani Küba, sosyalist sistemini korumaya çalışırken ekonomik modelini de değiştirmeye başladı.


CHÁVEZ'LE GELEN NEFES

Sonra Latin Amerika'da yeni bir dönem başladı.

Venezuela'da Hugo Chávez iktidara geldi.

Chávez ile Fidel Castro arasında gelişen siyasi yakınlık kısa sürede ekonomik dayanışmaya dönüştü.

Venezuela Küba'ya petrol sağladı.

Kübalı doktorlar ve sağlık çalışanları Venezuela'da görev yaptı.

Küba yeniden ekonomik bir nefes aldı.

Fakat bu kez de tarih başka bir sınav hazırlıyordu.

Chávez'in ölümünden sonra Venezuela'nın ekonomik sorunları ağırlaştı.

Petrol gelirlerindeki düşüş, ekonomik yönetim sorunları ve ABD yaptırımları Venezuela'nın kapasitesini zorladı.

Venezuela'nın zayıflaması Küba'yı da etkiledi.

Sovyetler Birliği'nin ardından Venezuela da Küba'nın dış ekonomik dengesi açısından kritik bir dayanak olmaktan uzaklaşmaya başladı.

Küba yeniden kendi kaynaklarıyla ayakta kalmak zorunda kaldı.


WASHINGTON'UN DEĞİŞEN YÜZÜ

Tam bu dönemde ABD ile Küba arasında yeni bir kapı açıldı.

Obama döneminde diplomatik ilişkiler yeniden kuruldu.

Seyahat ve ekonomik ilişkiler konusunda bazı kısıtlamalar gevşetildi.

On yıllardır birbirine sırtını dönen iki ülke arasında normalleşme ihtimali ortaya çıktı.

Ancak bu süreç kalıcı olmadı.

Trump'ın ilk başkanlık döneminde Küba politikası yeniden sertleşti.

Obama döneminde başlayan normalleşmenin önemli bir bölümü geri çevrildi.

Ekonomik ve seyahat kısıtlamaları yeniden sıkılaştırıldı.

Biden döneminde bazı düzenlemeler yapılsa da yaptırım sisteminin temel yapısı korunmaya devam etti.

Trump'ın ikinci başkanlık döneminde ise Washington'un Küba ve Venezuela politikasında yeniden sertleşen bir çizgi ortaya çıktı.

Böylece Küba'nın ekonomik sıkıntıları, yalnızca içerideki yapısal sorunlarla değil, dış ekonomik baskıyla da birlikte ilerleyen yeni bir döneme girdi.


PEKİ BUGÜN KÜBA'DA NE OLUYOR?

Bugün Küba'da yaşananları yalnızca rakamlarla anlatmak mümkün değil.

Çünkü ekonomik kriz dediğimiz şey, insanların günlük hayatına dokunduğu anda başka bir anlam kazanıyor.

Elektrik kesintisi yalnızca bir enerji sorunu değildir.

Karanlıkta kalan bir evdir.

Yakıt sıkıntısı yalnızca bir petrol sorunu değildir.

Hastaneye ulaşmakta zorlanan bir hastadır.

İlaç eksikliği yalnızca dış ticaret istatistiği değildir.

İlacını bekleyen yaşlı bir insandır.

Gıda sıkıntısı yalnızca ekonomik büyüme verisi değildir.

Akşam sofrasında ne olacağını düşünen bir ailedir.

İşte Küba'nın bugün yaşadığı krizin asıl insani boyutu burada ortaya çıkıyor.


YAŞLILARIN İLACA, ÇOCUKLARIN HAYATA İHTİYACI VAR

Küba'daki ekonomik sıkıntıların sağlık sistemi üzerindeki etkileri özellikle ağır sonuçlar doğuruyor.

İlaç, tıbbi malzeme, yedek parça ve enerjiye erişimde yaşanan sorunlar sağlık hizmetlerini de zorlaştırıyor.

Kalp hastaları, diyabet hastaları, tansiyon hastaları ve yaşlılar için düzenli ilaç erişimi hayati önem taşıyor.

Burada şu ayrımı yapmak gerekiyor:

Küba'daki her ilaç eksikliğini doğrudan ABD yaptırımlarına bağlamak bilimsel olarak doğru değildir.

Küba'nın kendi ekonomik yönetim sorunları, ithalat kapasitesindeki düşüş ve tedarik problemleri de tabloyu etkiliyor.

Fakat ABD yaptırımlarının finansman, ticaret, bankacılık, teknoloji ve tıbbi malzemelere erişim üzerinde yarattığı baskının da tartışmanın dışında bırakılması mümkün değildir.

Sonuçta bütün bu mekanizmaların ortasında kalan yine insandır.


KÜVÖZDEKİ ÇOCUĞUN SİYASETİ OLMAZ

Bir ülkenin jeopolitik tartışmasını yaparken en kolay unutulanlar çocuklardır.

Çünkü çocukların dış politikadan haberi yoktur.

Bir yenidoğan bebeğin hangi ülkenin siyasi sisteminde doğduğunun hiçbir önemi yoktur.

Onun ihtiyacı olan şey oksijendir.

Elektriktir.

İlaçtır.

Doktor ve hemşiredir.

Küba'nın enerji sıkıntısının hastanelere ve özellikle yenidoğan bakımına etkileri konusunda çok ağır iddialar ortaya atılıyor.

Bu iddiaların her birinin bağımsız olarak doğrulanması gerekir.

Ancak ortada tartışmasız bir gerçek var:

Enerji krizi yaşayan bir ülkenin sağlık sistemi de bundan kaçınılmaz olarak etkilenir.

Ve bir hastanenin elektriği kesildiğinde mesele artık ideoloji değildir.

Mesele insan hayatıdır.


AÇLIK BİR İSTATİSTİK DEĞİLDİR

Gıda meselesi de aynı şekilde ele alınmalı.

Küba'nın gıda tedarikinde ciddi sorunlar yaşadığı biliniyor.

Fakat bunun nedenleri konusunda farklı açıklamalar bulunuyor.

ABD yaptırımları ve uluslararası finans sistemine erişimde yaşanan sorunlar bir tarafta duruyor.

Küba'nın düşük üretim kapasitesi, tarımsal verimlilik sorunları, ithalata bağımlılık ve ekonomik yönetim problemleri diğer tarafta.

Dolayısıyla “Küba'daki bütün açlığın tek nedeni Washington'dur” demek ne kadar eksikse, “ambargonun hiçbir etkisi yoktur” demek de o kadar eksiktir.

Küba'nın gerçeği iki cümlenin arasındaki karmaşık alandadır.


KÜBA'NIN DOKTORLARI

Küba'nın sağlık sistemi, bütün sorunlarına rağmen ülkenin en önemli sosyal kazanımlarından biri olarak kabul ediliyor.

Küba'nın sağlık çalışanları yıllar boyunca farklı ülkelerde görev yaptı.

COVID-19 döneminde de Küba'nın geliştirdiği aşılar ve sağlık ekipleri uluslararası alanda dikkat çekti.

Ancak bugün aynı sağlık sisteminin ilaç, ekipman, sarf malzemesi ve enerji sorunlarıyla mücadele etmek zorunda kalması büyük bir çelişki oluşturuyor.

Bir ülkenin yetişmiş doktorları olabilir.

Bilim insanları olabilir.

Üniversiteleri olabilir.

Ama sağlık sisteminin çalışabilmesi için ilaç, teknoloji, enerji, ekipman ve yedek parça gerekir.

İdeoloji bunların yerini tutamaz.

Ambargo da bunların yokluğunun bütün sorumluluğunu tek başına açıklayamaz.

Gerçek çözüm, her iki gerçeği de kabul etmekten geçer.


ASIL MESELE KÜBA HALKININ SESİ

Küba hakkında konuşurken Washington çok konuşuyor.

Havana da çok konuşuyor.

Trump konuşuyor.

Maduro konuşuyor.

Siyasetçiler konuşuyor.

Uzmanlar konuşuyor.

Gazeteciler konuşuyor.

Fakat bütün bu tartışmaların merkezindeki insanları ne kadar dinliyoruz?

Küba halkını.

Devrimin kazanımlarını savunan Kübalıları...

Daha fazla ekonomik özgürlük isteyenleri...

Daha fazla siyasal katılım talep edenleri...

Mevcut sistemi eleştirenleri...

Değişimden korkanları...

Değişim isteyenleri...

Ve bütün bunların ötesinde sadece normal bir hayat sürmek isteyen milyonlarca insanı.

Çünkü Küba halkını tek bir siyasi görüşe indirgemek de gerçeği çarpıtmaktır.

Bir halkın tamamı tek bir slogan değildir.


KÜBA'YA BAKARKEN SADECE WASHINGTON'A BAKMAYALIM

Küba'nın yaşadığı sorunların bir bölümünde ABD yaptırımlarının etkisi vardır.

Bunu görmezden gelmek tarihsel gerçekliği eksiltir.

Ama Küba yönetiminin kendi ekonomik tercihlerinden kaynaklanan sorunları da görmezden gelemeyiz.

Üretim neden yeterli değil?

Tarım neden ülkenin ihtiyacını karşılamakta zorlanıyor?

Ekonomik reformlar neden yavaş ilerliyor?

Özel girişimlerin önündeki engeller ne kadar azaltılmalı?

Devletin ekonomideki rolü nerede başlamalı, nerede sınırlandırılmalı?

Küba halkının siyasal katılımı nasıl güçlendirilmeli?

Bunlar da sorulması gereken sorular.

Çünkü bir ülkeyi sevmek, onun bütün yanlışlarını savunmak değildir.

Küba'nın bağımsızlığını savunmak da Havana'daki her politikayı sorgusuz kabul etmek anlamına gelmez.

Tam tersine:

Küba halkının daha iyi yaşama hakkını savunmak, hem dış baskıyı hem içerideki sorunları aynı anda konuşmayı gerektirir.


SON SÖZ: KÜBA HALKINA RAĞMEN KÜBA KONUŞULAMAZ

Bugün Küba'nın önünde kolay bir yol yok.

Bir yanda onlarca yıllık ABD yaptırımları ve dış ekonomik baskı.

Diğer yanda kendi ekonomik modelinin yapısal sorunları.

Bir tarafta devrimin eğitim ve sağlık alanındaki kazanımları.

Diğer tarafta ekonomik özgürlükler ve siyasal katılım tartışmaları.

Bir tarafta bağımsızlık iddiası.

Diğer tarafta tarih boyunca dış ekonomik desteğe duyulan ihtiyaç.

Bütün bunların arasında ise sıradan Kübalılar var.

Büyükanneler.

Çocuklar.

Doktorlar.

İşçiler.

Öğretmenler.

Çiftçiler.

Gençler.

Ve her sabah hayatına devam etmek zorunda olan milyonlarca insan.

Bu nedenle Küba'yı ne Washington'un propagandasına teslim ederek okuyalım ne Havana'nın resmi söylemiyle yetinelim.

Küba halkının hayatına bakalım.

Çünkü bir ülkenin gerçek hikâyesi hükümetlerin açıklamalarında değil, halkın gündelik yaşamında yazılır.

Küba'nın geleceği Washington'da belirlenmemeli.

Ama Havana'nın duvarları arasında da halkın sesinin kaybolmasına izin verilmemeli.

Küba'nın ihtiyacı ne dışarıdan dayatılan bir rejim değişikliği ne de içeride değişmezliğin kutsanmasıdır.

İhtiyacı olan şey;

bağımsızlığını koruyan, sosyal kazanımlarını yaşatan, ekonomisini üreten, halkının refahını yükselten ve yurttaşlarının daha fazla söz sahibi olduğu bir gelecek kurabilmektir.

Çünkü 1959'da başlayan tarih henüz bitmedi.

Ve bugün Küba'dan yükselen çığlığın asıl muhatabı ne Washington'daki siyasetçiler ne Havana'daki yöneticiler ne de dünyanın dört bir yanındaki yorumculardır.

Asıl muhatap, insanlığın vicdanıdır.

Bir çocuğun yaşam hakkının siyaseti olmaz.

Bir hastanın ilacının ideolojisi olmaz.

Bir annenin çocuğu için duyduğu korkunun sınırı olmaz.

Ve bir halkın geleceği, başka ülkelerin çıkar hesaplarına bırakılamaz.

Küba'nın geleceği Küba halkınındır.

Onların sesini duymadan Küba hakkında verilen hiçbir hüküm eksiksiz değildir.

Yorumunuzu Yazın

Yorumlar(0)

Henüz yorum yok.

Yorumlar kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan İZVERİ sorumlu değildir. Hukuka aykırı, nefret içeren veya hakaret barındıran yorumlar kaldırılabilir.

8 dk