MİLLET ARTIK “ÖZGÜR ÖZEL NE DEDİ?” DİYE SORMUYOR!
“DÜN NE DEMİŞTİ?” DİYE SORUYOR!
Siyasette fikir değiştirmek mümkündür.
Hatta bazen gereklidir.
İnsan yanılabilir. Şartlar değişebilir. Yeni bilgiler ortaya çıkabilir. Bir siyasetçi dün savunduğu bir görüşün yanlış olduğunu fark edip bugün başka bir çizgiye gelebilir.
Bunun adı tutarsızlık değildir.
Eğer bunu açıkça söylüyorsa, bunun adı siyasi olgunluktur.
“Dün yanılmışım.”
“Bugün farklı düşünüyorum.”
“Şartlar değişti, politikamızı değiştirdik.”
Bunların hepsi meşru açıklamalardır.
Fakat başka bir şey daha vardır:
Dün söylediğini bugün hiç söylememiş gibi anlatmak.
İşte asıl mesele budur.
Çünkü siyasetçinin hafızası kadar toplumun da hafızası vardır.
Arşiv vardır.
Gazete vardır.
Video vardır.
Tutanak vardır.
Ve en önemlisi, milletin hafızası vardır.
Bu nedenle bugün Özgür Özel'in her açıklamasını yalnızca bugünkü cümleleri üzerinden değerlendirmek yetmiyor.
Bir cümlenin önüne tarihini koymak gerekiyor.
Bir açıklamanın yanına daha önceki açıklamasını koymak gerekiyor.
Çünkü artık mesele sadece:
“Özgür Özel ne dedi?”
değil.
Asıl mesele:
“ÖZGÜR ÖZEL DÜN NE DEMİŞTİ?”
BİR GÜN RAKI KADEHİ, BİR CUMA CAMİ…
Bir gün rakı kadehiyle fotoğraf…
Bir cuma günü camide…
Bir gün Ayşe teyze ile hasbıhal…
Bir gün Chatham House kapısında…
Bir gün Atatürk…
Başka bir gün başka bir toplumsal kesime başka bir mesaj…
Burada meseleyi yanlış yere çekmeyelim.
Kimin rakı içtiği bizi ilgilendirmez.
Kimin camiye gittiği de.
Kim Ayşe teyze ile sohbet eder, kim Londra'da hangi toplantıya katılır; bunlar tek başına siyasi eleştiri konusu değildir.
İnsan farklı insanlarla görüşebilir.
Farklı çevrelere ulaşabilir.
Farklı seçmen gruplarına seslenebilir.
Demokratik siyaset zaten bunu gerektirir.
Bizim itirazımız başka:
SİYASETTE OMURGA NEREDE?
Atatürkçüyseniz Atatürkçü olun.
Muhafazakâr seçmene ulaşmak istiyorsanız ulaşın.
Kürt seçmenin sorunlarını savunuyorsanız savunun.
Laiklik diyorsanız laikliği savunun.
Demokrasi diyorsanız demokrasiyi savunun.
Ama her kitleye göre başka bir siyasi kimlik üretirseniz, vatandaşın da:
“Sizin temel siyasi çizginiz nedir?”
diye sorma hakkı vardır.
Çünkü siyaset her kapıya başka anahtar götürmek değildir.
SİYASETİN BİR OMURGASI OLMAK ZORUNDADIR.
2023 ADAYLIĞI: BUGÜNÜN HİKÂYESİ, DÜNÜN KAYITLARIYLA SINANIYOR
Bugün Özgür Özel, 2023 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde kafasındaki adayların Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş olduğunu söylüyor.
Pekâlâ.
Bu, bugünkü anlatımıdır.
Fakat 2022'deki açıklamalarına baktığımızda farklı bir tablo görüyoruz.
Özel, o dönemde Kılıçdaroğlu'nun adaylığı konusunda CHP içinde güçlü bir mutabakat bulunduğunu ifade etmişti.
Kılıçdaroğlu'nun kazanabilecek bir aday olması halinde adaylığını savunan açıklamaları da vardı.
Şimdi burada Özgür Özel'e düşmanlık etmiyoruz.
Çok basit bir siyasi soru soruyoruz:
O GÜN NE DÜŞÜNÜYORDUNUZ?
Eğer gerçekten İmamoğlu veya Yavaş'ı daha doğru aday olarak görüyorsanız, bunu o gün neden bugünkü açıklıkla ortaya koymadınız?
Eğer o gün Kılıçdaroğlu'nun adaylığını destekliyorduysanız, bugün neden 2023'ü farklı bir siyasi çerçeveden anlatıyorsunuz?
Fikriniz değişmiş olabilir.
O halde söyleyin:
“Yanılmışım.”
Bitti.
Kimse bundan dolayı sizi suçlayamaz.
Ama geçmişi bugünün ihtiyaçlarına göre yeniden düzenlemeye kalkarsanız, arşiv karşınıza çıkar.
Çünkü:
TARİH, SİYASETÇİNİN BUGÜNKÜ İHTİYACINA GÖRE YENİDEN YAZILAMAZ.
KILIÇDAROĞLU'NA GELİNCE BİR ANDA DEĞİŞEN DİL
Asıl dikkat çekici meselelerden biri de burada.
Bugün Özgür Özel, Kemal Kılıçdaroğlu'yla tokalaşmasını anlatırken onun yaşına vurgu yaparak:
“80 yaşında adam gelmiş, elini uzatmış. Bir selamı almamak benim tabiatımda değil.”
diyor.
Ardından Kılıçdaroğlu için:
“Gönül dünyamda toplu iğnenin başı kadar yeri yok.”
diyor.
Dahası, Kılıçdaroğlu'nu partiyi bölmekle ve partinin “canına okumakla” suçlayan çok ağır ifadeler kullanıyor.
Şimdi burada çok açık olalım:
Kılıçdaroğlu'nun elini sıkması yanlış değildir.
Tam tersine, el sıkmak medeni bir davranıştır.
Siyasetçilerin birbirlerinin elini havada bırakmaması demokrasinin nezaketidir.
Yaşlı bir insanın uzattığı eli geri çevirmemek de insanlık gereğidir.
Biz el sıkışmaya itiraz etmiyoruz.
Biz şu soruyu soruyoruz:
EL SIKIŞMAK NEZAKETSE, SİYASİ DİL NEDEN BU KADAR ACIMASIZ?
Çünkü aynı siyasi aktöre karşı kullanılan dil, dün ile bugün arasında uçurum oluşturuyorsa bunun siyasi açıklaması gerekir.
Dün yol arkadaşınız olan insan bugün rakibiniz olabilir.
Dün desteklediğiniz politikayı bugün eleştirebilirsiniz.
Dün güvendiğiniz insana bugün güvenmeyebilirsiniz.
Bunların hepsi siyasetin içinde vardır.
Ama geçmişi tamamen silip bugünkü öfkeye göre yeniden yazamazsınız.
ERDOĞAN'A NORMALLEŞME, BAHÇELİ'YE NEZAKET, ARINÇ'A GÖRÜŞME; KILIÇDAROĞLU'NA NEDEN BU KADAR AĞIR SÖZ?
Özgür Özel'in Erdoğan'la görüşmesi ve normalleşme politikasını savunması biliniyor.
Özel, Erdoğan'la görüşmeler konusunda:
“El sıkışmaya, selamlaşmaya, müzakereye de devam; mücadeleye de devam.”
çizgisini savundu.
Daha sonra da normalleşmenin bitmediğini ve diyaloğu koparmayacağını söyledi.
Bu, Özel'in siyasi tercihidir.
Eleştirilebilir.
Savunulabilir.
Ama meşrudur.
Devlet meselelerinde siyasi aktörlerin görüşmesi demokrasinin gereğidir.
Aynı şekilde Devlet Bahçeli'yle karşılaştığında gösterilen nezaket de başlı başına yanlış değildir.
Bahçeli'yi aracına kadar uğurlamak da.
Siyasi rakiplerle tokalaşmak da.
Bülent Arınç'la görüşmek de.
Bunların hiçbirini sorun etmiyoruz.
Hatta tam tersine:
SİYASETTE DİYALOG OLMALIDIR.
Fakat o zaman şu sorunun da sorulması gerekir:
Erdoğan'la görüşmek mümkünse,
Bahçeli'ye nezaket göstermek mümkünse,
Arınç'la görüşmek mümkünse,
Kılıçdaroğlu'na gelince neden dil bir anda “80 yaşında adam” ve “toplu iğnenin başı kadar yer” seviyesine düşüyor?
Bu farkın siyasi gerekçesi nedir?
Soruyoruz.
Çünkü mesele el sıkışmak değil.
ÖLÇÜ MESELESİDİR.
ARINÇ GÖRÜŞMESİ: OLGU BAŞKA, İDDİA BAŞKA
Özgür Özel'in Bülent Arınç'ı ziyaret ettiği biliniyor.
Bu bir olgudur.
Fakat bu görüşmede CHP'nin iç meselelerinin konuşulduğu yönünde çeşitli iddialar da ortaya atıldı.
Burada da çizgiyi korumak gerekiyor:
Arınç'la görüşme: OLGU.
CHP'nin iç sorunlarının görüşüldüğü iddiası: İDDİA.
Nitekim görüşmenin içeriğine ilişkin farklı açıklamalar da yapıldı.
O halde siyasi polemiğin doğru yöntemi şudur:
İddiayı gerçekmiş gibi sunmak değil, açıklama istemek.
Ve soru yine ortadadır:
HERKESLE DİYALOG KURABİLİYORSANIZ, NEDEN YILLARCA AYNI ÇATI ALTINDA SİYASET YAPTIĞINIZ İNSANLARA GELİNCE DİLİNİZ BU KADAR SERTLEŞİYOR?
39 MİLLETVEKİLİ: RAKAM BELLİ, SORUMLULUK TARTIŞMALI
Gelelim 2023 seçimlerindeki 39 milletvekili meselesine.
CHP ile ittifak ortakları arasında yapılan işbirliği sonucunda 39 milletvekili farklı partilerden seçildi.
Bu bir olgudur.
Özgür Özel ise daha sonraki açıklamalarında, kararın kendisine seçim sabahı bildirildiğini söyledi.
Bu da Özel'in kendi beyanıdır.
Fakat gazeteci Barış Yarkadaş farklı bir iddia ortaya attı.
Yarkadaş, Özel'in MYK toplantısında:
“Gerekirse 60 milletvekili verelim.”
dediğini ve bunun MYK tutanaklarında bulunduğunu ileri sürdü.
Şimdi dikkat:
Biz burada:
“Özgür Özel kesin olarak 60 milletvekili dedi.”
demiyoruz.
Bu, üçüncü kişinin ortaya attığı bir iddiadır.
Peki çözüm ne?
Son derece basit:
MYK TUTANAKLARINI AÇIN!
Kim ne söyledi?
Kim ne önerdi?
Kim kaç milletvekili verilmesini savundu?
Kim hangi siyasi hesabı yaptı?
Belge konuşsun.
Çünkü siyasetçinin hafızası tartışılabilir.
TUTANAK TARTIŞILMAZ.
MANAVGAT: 32 SAATLİK GÖRÜNTÜ NEREDE?
Burada ise çok daha somut bir durum var.
Çünkü söz, Özgür Özel'in kendi ağzından çıktı.
Manavgat'taki olayla ilgili:
“Elimizde 32 saatlik görüntü var.”
dedi.
Üstelik yalnızca görüntülerin bulunduğunu söylemedi.
Bu görüntülerin olayın nasıl planlandığını dakika dakika gösterdiğini savundu.
Ve görüntüleri iddianameyle birlikte yayınlayacağını açıkladı.
O halde soru sormak hakkımız:
32 SAATLİK GÖRÜNTÜ NEREDE?
Burada peşinen:
“Yalan söylediniz.”
hükmünü kurmuyoruz.
Çünkü bir görüntünün gerçekten var olup olmadığını biz değil, görüntünün kendisi ve ilgili süreç ortaya koyar.
Ama siz:
“32 saatlik görüntü var.”
dediyseniz,
“Dakika dakika gösteriyor.”
dediyseniz,
“Yayınlayacağım.”
dediyseniz,
kamuoyunun:
“Nerede?”
diye sorması kadar doğal bir şey yoktur.
Varsa gösterin.
Millet izlesin.
Millet değerlendirsin.
Çünkü demokratik siyasette:
“Ben gördüm, bana inanın.”
yeterli değildir.
Demokrasinin dili:
“İŞTE BELGE; BAKIN VE KARAR VERİN.”
dilidir.
MUTLAK BUTLAN VE “BİLEKLERİMİ KESERİM” SÖZÜ
Burada da aynı titizliği sürdürelim.
“Mutlak butlan kararı çıkarsa bileklerimi keserim” sözü, Özgür Özel'in kamuya açık bir konuşmasının doğrulanmış kaydı olarak değil, Barış Yarkadaş'ın kapalı toplantıya ilişkin aktarımı olarak gündeme geldi.
Dolayısıyla bunu kesinleşmiş bir olgu gibi sunmak doğru değildir.
Ama siyasi soru sormak mümkündür.
Eğer gerçekten bu söz söylendiyse:
BU KADAR KESİN KONUŞMANIZIN DAYANAĞI NEYDİ?
Kimden bilgi aldınız?
Hangi hukuki değerlendirmeye güvendiniz?
Neden siyasi ve hukuki bir süreç hakkında bu kadar kesin hüküm verdiniz?
Eğer söylemediyseniz:
AÇIKÇA YALANLAYIN.
Mesele bu kadar basit.
MÜCADELE Mİ, MÜZAKERE Mİ?
Özgür Özel döneminde CHP'nin iktidarla ilişkisine ilişkin söylemlerde de ciddi bir değişim çizgisi görüldü.
Bir dönem:
Mücadele.
Sonra:
Müzakere.
Ardından:
Normalleşme.
Sonra:
Yumuşama.
Ardından yeniden:
Mücadele.
Bunların hiçbirinin tek başına yanlış olduğunu söylemiyoruz.
Siyasette müzakere olabilir.
Devlet meselelerinde görüşme olabilir.
Normalleşme olabilir.
Hatta siyasi tansiyonun düşürülmesi ülke açısından zaman zaman gerekli olabilir.
Ama o zaman strateji açıkça anlatılmalıdır.
SİYASİ ÇİZGİNİZ NEDİR?
Mücadele mi?
Müzakere mi?
Normalleşme mi?
Yumuşama mı?
İktidar değişikliği mi?
Yoksa bütün bunların konjonktüre göre değişen bir kombinasyonu mu?
Geçtiğimiz günlerde iktidarı doğrudan hedef almaktan kaçınan yöndeki açıklamalar da bu tartışmayı yeniden gündeme getirdi.
Eğer bu stratejik bir tercihti:
Gerekçesini açıklayın.
Eğer yeni bir siyasi yöntemse:
Sınırlarını açıklayın.
Eğer normalleşme politikasının devamıysa:
Nereye kadar?
Çünkü muhalefetin temel siyasi iddiası iktidara alternatif olmaksa, vatandaşın şu soruyu sorması kaçınılmazdır:
“İKTİDARI DEĞİŞTİRMEK İSTİYORSANIZ, NEDEN İKTİDARI HEDEF ALMAKTAN KAÇINIYORSUNUZ?”
MUHALEFETİN DE HESAP VERME SORUMLULUĞU VARDIR
Muhalefet yalnızca iktidarı eleştirme makamı değildir.
Muhalefet aynı zamanda kendi sözlerinin hesabını verme makamıdır.
“İktidar olacağız” diyorsanız:
Nasıl?
“Müzakere edeceğiz” diyorsanız:
Neyi müzakere edeceksiniz?
“Normalleşeceğiz” diyorsanız:
Hangi sınırlar içerisinde?
“Yumuşayacağız” diyorsanız:
Neden?
“İktidarı hedef almayacağız” diyorsanız:
O ZAMAN MUHALEFETİN HEDEFİ NEDİR?
Bunlar hakaret değil.
Bunlar demokratik siyasetin en temel sorularıdır.
SİYASETTE EN ZOR ŞEY KENDİ DÜNÜNÜZLE YÜZLEŞMEKTİR
Özgür Özel'e düşman değiliz.
Ama Özgür Özel de eleştirilemez değildir.
Bir siyasi partinin genel başkanı hesap verebilir olmalıdır.
Sözleri sorgulanabilir olmalıdır.
Kararları tartışılabilir olmalıdır.
Dün söyledikleri bugün önüne konulabilmelidir.
Aksi halde demokrasi değil, siyasi dokunulmazlık kültürü ortaya çıkar.
Kimse bir genel başkanı eleştirilmez hale getirmemeli.
Çünkü:
SORGULANMAYAN SİYASET ÇÜRÜR.
ÖZGÜR ÖZEL'İN ASIL SINAVI
Özgür Özel'in önünde aslında çok zor olmayan bir tercih var.
Dün yanıldıysa:
“Yanıldım.”
Fikri değiştiyse:
“Fikrimi değiştirdim.”
Politikası değiştiyse:
“Yeni bir strateji belirledik.”
desin.
Bunların hiçbiri zayıflık değildir.
Tam tersine, siyasi dürüstlüktür.
Ama geçmişi bugünün ihtiyaçlarına göre yeniden yazmaya kalkarsa, karşısına rakipleri değil,
KENDİ ESKİ CÜMLELERİ ÇIKAR.
ARŞİVİN KARŞISINDA KÜRSÜNÜN GÜCÜ YOKTUR
Bugün kürsüde istediğiniz kadar sert konuşabilirsiniz.
Kalabalıklar sizi alkışlayabilir.
Sosyal medya mesajınızı milyonlara taşıyabilir.
Manşetler açıklamalarınızı büyütebilir.
Ama ertesi gün biri çıkar:
“2022'de böyle demiştiniz.”
der.
Başka biri:
“2023'te böyle demiştiniz.”
der.
Bir başkası:
“Geçen hafta bunun tersini söylediniz.”
der.
Ve bütün siyasi gösteri tek bir soruya sıkışır:
“HANGİ ÖZGÜR ÖZEL'E İNANACAĞIZ?”
İşte siyasetin en ağır sınavı budur.
ŞİMDİ HESAP SORMA ZAMANI
Özgür Özel'e soruyoruz:
2022'de Kılıçdaroğlu'nun adaylığı konusunda ne düşünüyordunuz?
Bugün neden 2023 seçimlerini ağırlıklı olarak İmamoğlu-Yavaş ekseninden anlatıyorsunuz?
39 milletvekili kararının hangi aşamasında ne biliyordunuz?
“Gerekirse 60 milletvekili verelim” sözünü söylediniz mi?
Söylemediyseniz MYK tutanakları ne diyor?
Manavgat'ta:
“Elimizde 32 saatlik görüntü var.”
dediniz.
O görüntüler nerede?
Yayınlayacağınızı söylediniz.
Neden yayınlanmadı?
Size atfedilen:
“Mutlak butlan çıkarsa bileklerimi keserim.”
sözü doğru mu?
Doğruysa bu kesinliğin kaynağı neydi?
Yanlışsa neden açıkça reddetmediniz?
Erdoğan'la normalleşme doğruysa bunun sınırı nedir?
Bahçeli'ye gösterilen siyasi nezaket doğruysa neden Kılıçdaroğlu'na gelince dil bu kadar sertleşiyor?
Arınç'la görüşmek demokratik siyasetin gereğiyse, neden Kılıçdaroğlu'na yönelik siyasi dil neredeyse kişisel bir hesaplaşmaya dönüşüyor?
Ve son olarak:
MÜCADELE Mİ? MÜZAKERE Mİ? NORMALLEŞME Mİ? YUMUŞAMA MI?
Hangisi?
ÇÜNKÜ MESELE ÖZGÜR ÖZEL'İN KİŞİLİĞİ DEĞİL, SİYASİ TUTARLILIĞIDIR
Bir insanın fikri değişebilir.
Bir siyasetçinin pozisyonu değişebilir.
Bir parti yeni bir strateji belirleyebilir.
Bunların tamamı demokratik siyasetin doğal parçalarıdır.
Ama bunun da bir ahlakı vardır:
Değiştiyseniz söyleyin.
Yanıldıysanız kabul edin.
Geri adım attıysanız açıklayın.
Yeni bir yol seçtiyseniz gerekçesini anlatın.
Fakat dününüzü bugününüzle uyumlu hale getirmek için yeniden yazmaya kalkarsanız, millet de doğal olarak arşivi açar.
Çünkü siyasi tarih, bugünkü kürsünün ihtiyaçlarına göre düzenlenmez.
ARŞİV UNUTMAZ.
SON SÖZ
Özgür Özel'in bugün ne söylediğini herkes duyabilir.
Fakat demokratik siyasette asıl mesele bugünün sözünü dünden bağımsız değerlendirmemektir.
Çünkü siyasetçinin geçmişi bir reklam filmi değildir.
Hesap verme alanıdır.
Bugün söylediğiniz her söz yarının arşividir.
Yarın o arşiv açılır.
Eski görüntüler bulunur.
Eski konuşmalar dinlenir.
Tutanaklar açılır.
Ve bütün sözler yan yana getirilir.
İşte o zaman siyasetçinin karşısına en sert muhalifi değil,
KENDİ CÜMLELERİ ÇIKAR.
Ve bazen bir siyasetçiye sorulabilecek en ağır soru hakaret değildir.
Kendi eski sözünü önüne koyup:
“Bunu da siz söylemiştiniz. Şimdi neden başka türlü konuşuyorsunuz?”
demektir.
İşte bu nedenle:
MİLLET ARTIK “ÖZGÜR ÖZEL NE DEDİ?” DİYE SORMUYOR!
“ÖZGÜR ÖZEL DÜN NE DEMİŞTİ?” DİYE SORUYOR!
Çünkü bugün söylenenleri anlamanın en sağlam yolu,
dünün kayıtlarına bakmaktır.
Ve siyasi hafızanın en acımasız tarafı şudur:
Bugün istediğiniz kadar yeni bir hikâye anlatabilirsiniz.
Ama yarın arşiv açıldığında,
dünün cümleleri bugünün önüne konur.
O zaman ne slogan kalır,
ne alkış,
ne siyasi makyaj.
Geriye yalnızca tek bir soru kalır:
“DÜN BUNU SÖYLEYEN SİZ, BUGÜN NEDEN BUNU SÖYLÜYORSUNUZ?”
İşte buna cevap verin.
Gerisi siyasi gürültüdür.



