İZVERİ

Köşe yazısı

MYK’YA AÇIK ÇAĞRI: CHP’Yİ KADROLAŞMA DEĞİL, LİYAKAT YÖNETSİN!

CHP’DE “BİZİM ÇOCUKLAR” DÖNEMİNE SON! LİYAKAT YOKSA DEĞİŞİM DE YOK, İKTİDAR DA YOK!

Yayınlandı: 15 Eylül 2026 16:29

Güncellendi: 6 Ekim 2026 03:23

Paylaş

MYK’YA AÇIK ÇAĞRI: CHP’Yİ KADROLAŞMA DEĞİL, LİYAKAT YÖNETSİN!

CHP’DE “BİZİM ÇOCUKLAR” DÖNEMİNE SON!

LİYAKAT YOKSA DEĞİŞİM DE YOK, İKTİDAR DA YOK!

Cumhuriyet Halk Partisi’nin temel amacı yalnızca AKP iktidarını eleştirmek değildir. CHP’nin temel görevi; iktidarın politikalarını denetlemek, toplumun farklı kesimlerinin taleplerini parlamentoya ve kamuoyuna taşımak, halkın gerçek sorunlarına çözüm üretmek, partiyi kitleselleştirmek ve ülkeyi yönetmeye aday alternatif bir program ortaya koymaktır.

Partinin iktidar yürüyüşünde kitle siyaseti elzemdir. Kitle siyasetini belirleyen temel unsur ise izlenen program, ortaya konulan siyasi perspektif ve bu perspektifi hayata geçirecek kadro çizgisidir.

Bugün CHP’nin en önemli sorunlarından biri tam da burada ortaya çıkmaktadır.

Mevcut MYK’nın yaklaşık üç aylık görev süresi içerisinde iktidara karşı somut siyaset üretme, halkın genel taleplerini ve ihtiyaçlarını dile getirme, kitlelerin ihtiyaçlarını esas alan çözüm siyaseti geliştirme, partinin programatik perspektifini sahaya taşıma ve CHP’yi toplumun geniş kesimleriyle buluşturma konusunda yeterli karşılığı oluşturamadığını düşünüyoruz.

Sonuç ortadadır:

CHP, hak ettiği toplumsal etkiyi oluşturamamaktadır.

Bunun nedenlerinden biri de örgüt ve kadro siyasetinin liyakat, nitelik, mücadele kapasitesi ve siyasi birikim yerine zaman zaman dost-ahbap-çavuş ilişkileri üzerinden şekillendiği yönündeki ciddi rahatsızlıktır.

Nepotizm üzerinden örgüt kurulmaz.

Dostluk ilişkileri üzerinden liyakat inşa edilmez.

Sadakat üzerinden siyasal kadro yetiştirilmez.

Parti yönetimlerinde esas alınması gereken ölçü son derece açıktır:

Kim daha nitelikli?

Kim daha çalışkan?

Kim daha mücadeleci?

Kim halkla daha güçlü bağ kurabiliyor?

Kim CHP’nin programını savunabiliyor?

Kim sahada CHP’yi büyütebiliyor?

Kim örgütün güvenini kazanmış?

Kim yıllardır bu parti için emek vermiş?

Eğer bunların yerine “Bana yakın mı?”, “Benim ekibimden mi?”, “Bana sadık mı?”, “Kimin referansıyla geldi?” soruları soruluyorsa orada siyaset değil, kişisel iktidar düzeni kuruluyor demektir.

CHP’nin geçmişten bugüne taşıdığı kurumsal rahatsızlıklardan ders çıkarmadan, aynı yöntemlerle farklı sonuçlar beklemek siyasi akıl değildir.

Aynı suda iki kere yıkanıp farklı sonuç beklenmez!

Aynı kadrolarla, aynı anlayışla, aynı ilişkiler ağıyla ve aynı örgütlenme biçimiyle farklı bir CHP yaratamazsınız.

CHP’nin bugün ihtiyacı koltuklarını korumaya çalışan statükocu kadrolar değil; genç, dinamik, mücadeleci, cesur, nitelikli ve sahada karşılığı olan kadrolardır.

Partinin ihtiyacı kariyer planlaması yapan siyasetçiler değil, mücadele planı yapan siyasetçilerdir.

CHP fikirlerin ve düşüncelerin yarıştığı bir parti haline gelmelidir.

CHP; yüz çiçeğin, yüz düşüncenin yarıştığı, farklı fikirlerin özgürce tartışıldığı, siyasi çizgilerin demokratik biçimde mücadele ettiği bir parti olmalıdır.

Eleştiren susturulmamalıdır.

Farklı düşünen dışlanmamalıdır.

Soru soran düşmanlaştırılmamalıdır.

Partinin geleceği için öneri getiren üyeye kapı gösterilmemelidir.

Çünkü güçlü örgüt, herkesin aynı düşündüğü örgüt değildir.

Güçlü örgüt, farklı düşünen insanların ortak hedef etrafında mücadele edebildiği örgüttür.

CHP’nin derdi yalnızca kurumsallaşmak ve mevcut yapıyı korumak olmamalıdır.

CHP’nin derdi halk olmalıdır.

Halkın geçim sıkıntısı olmalıdır.

İşçinin, emeklinin, çiftçinin, esnafın, gençlerin, kadınların, öğrencilerin sorunları olmalıdır.

CHP’nin siyasetinin merkezinde halkın gerçek ihtiyaçları bulunmalıdır.

Elitist üstenciliği eleştirmek zorundayız.

Burjuva siyaset anlayışını eleştirmek zorundayız.

Statükocu yapıyı eleştirmek zorundayız.

Kariyerist siyasetçiliği eleştirmek zorundayız.

Nepotizmi eleştirmek zorundayız.

Siyaseti kişisel kariyer basamağına dönüştüren anlayışa itiraz etmek zorundayız.

Çünkü CHP’nin geleceği birkaç yöneticinin kişisel tercihleriyle değil, milyonlarca insanın beklentileriyle şekillenmelidir.

Yıllardır CHP’nin kapısında emek veren insanlar var.

Seçimden seçime değil, her gün çalışan insanlar…

Sandıkta görev alanlar…

Mahalle mahalle dolaşanlar…

Partinin zor zamanlarında yanında duranlar…

İktidar baskısı altında geri adım atmayanlar…

Kendi cebinden harcayıp kendi zamanından fedakârlık edenler…

Bugün bu insanların sormaya hakkı var:

Biz nerede duruyoruz?

Çünkü CHP’de yıllarca emek vermiş, bedel ödemiş, örgüt içerisinde mücadele etmiş insanların karşısına bir anda başka isimler çıkarılıyorsa ve bu isimler liyakatten çok kişisel ilişkileri nedeniyle öne geçiriliyorsa, burada ciddi bir örgütsel problem var demektir.

Daha da önemlisi, parti aidiyeti tartışmalı olanların, geçmişte CHP yöneticilerine veya CHP’nin önceki genel başkanına ağır hakaretlerde bulunanların bugün önemli görevlere getirilmesi iddiası CHP yönetiminin açıklaması gereken ciddi bir meseledir.

Burada kişisel intikam istemiyoruz.

Siyasi tutarlılık istiyoruz.

Dün CHP’nin genel başkanına hakaret eden bir anlayışla bugün aynı parti içerisinde hangi ortak siyasi zeminde buluşuluyor?

Dün CHP yönetimine saldıran, dün parti politikalarını küçümseyen, dün CHP yöneticilerine hakaret eden insanlar bugün hangi liyakat kriteriyle CHP içerisinde önemli görevlere getiriliyor?

Eğer gerçekten liyakat varsa, ölçütlerini açıklayın.

Yoksa CHP örgütüne şu mesaj verilmiş olur:

“Dün ne söylediğiniz önemli değil. Bugün kiminle yakın olduğunuz önemli.”

İşte buna itiraz ediyoruz.

Elbette insanlar değişebilir.

Elbette siyasi düşünceler değişebilir.

Elbette insanlar geçmişte yaptıkları hataları kabul edip yeni bir çizgiye gelebilir.

Ama bunun adı liyakat değildir.

Geçmişteki siyasi tutumların hiçbir açıklaması yapılmadan, yalnızca kişisel ilişkiler üzerinden görevlendirme yapılması CHP örgütünün aklıyla alay etmektir.

Şimdi CHP yönetimine çok daha açık bir soru soruyoruz:

“Kılıçdaroğlu’na oy vermedim. Adaylıktan çekilmesine rağmen oyumu Muharrem İnce’ye verdim” diyen bir ilçe başkanı, CHP adına örgütsel sorumluluk taşıyan bir makamda nasıl konumlandırılıyor?

Elbette herkesin sandıkta tercih hakkı vardır.

Muharrem İnce’ye oy vermek suç değildir.

Kılıçdaroğlu’na oy vermemek de suç değildir.

Mesele sandıkta kimin tercih edildiği değildir.

Mesele, bugün CHP adına hangi siyasi sorumluluğun üstlenildiğidir.

Aynı şekilde;

“Kılıçdaroğlu görevini bırakmalı, onursal genel başkan olmalı” diyen bir ilçe başkanının, Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlığını yaptığı dönemin örgütsel mirasını bugün hangi siyasi anlayışla temsil ettiği elbette sorulmalıdır.

Bir kişinin geçmişte farklı düşünmesi başka şeydir.

O düşünceyi siyasi bir pozisyon olarak savunması ve ardından aynı parti adına yönetici olarak görev yapması başka şeydir.

Burada aradığımız şey intikam değil, siyasi tutarlılıktır.

Bir başka mesele daha var.

“Tanju Özcan benim dostumdur” diyerek siyasi ilişkisini kişisel dostluk üzerinden tarif eden bir il başkanı varsa, şu soru da sorulmalıdır:

Siz CHP’nin il başkanı mısınız, yoksa kişisel ilişkilerinizin temsilcisi misiniz?

Dostluk başka şeydir.

Siyasi sorumluluk başka.

Kişisel ilişki başka.

Parti adına temsil görevi başka.

CHP’de il başkanlığı ve ilçe başkanlığı makamları kişisel dostlukların, arkadaşlıkların veya özel ilişkilerin makamı değildir.

Bu makamlar CHP örgütünün makamlarıdır.

Dolayısıyla herkes şu soruya cevap vermelidir:

“Ben kimi temsil ediyorum?”

Kişisel çevremi mi?

Kendi siyasi grubumu mu?

Beni görevlendirenleri mi?

Yoksa Cumhuriyet Halk Partisi örgütünü mü?

Burada asıl sorumluluk CHP MYK’sındadır.

Çünkü mesele yalnızca bir atamanın yapılıp yapılmaması değildir.

Mesele, CHP’nin nasıl bir örgüt modeli kurmak istediğidir.

MYK liyakatı mı savunuyor?

Örgütsel emeği mi savunuyor?

Parti aidiyetini mi savunuyor?

Demokratik örgüt anlayışını mı savunuyor?

Yoksa yeni bir eş-dost ve sadakat zinciri mi oluşturuluyor?

Eğer ikincisi yapılıyorsa, bunun adı değişim değildir.

Eski düzenin yeni isimlerle devam ettirilmesidir.

CHP Genel Merkezi’nin artık ezberlediğimiz bir savunma repertuvarı var:

“Şimdi zamanı değil.”

“Konuşanlar zaten CHP’li değil.”

“Arkadaşlarımızdır, karışmayın.”

“Yakında kurultay var, hepsi düzelecek.”

Sonra kurultay geliyor.

Anahtar liste geliyor.

Ve bize yine aynı masal anlatılıyor:

“Biraz daha sabredin…”

Peki sonra?

Kurultay geliyor.

İsimler değişiyor.

Ama yöntem değişmiyor.

Sonra yeniden aynı sözler:

“Biraz daha sabredin.”

Hayır!

Artık sabır değil, hesap verme zamanı.

Çünkü CHP örgütü çocuk değildir.

Üyeler neyin ne olduğunu görüyor.

Parti emekçileri kimin yıllardır çalıştığını biliyor.

Kimlerin seçimden seçime ortaya çıktığını da biliyor.

Kimlerin dün CHP’ye saldırıp bugün makam beklediğini de biliyor.

Şimdi çok basit bir soru daha soruyoruz:

Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu eleştirildiğinde kullanılan savunma cümleleri neydi?

“Şimdi zamanı değil…”

“Arkadaşlarımızdır…”

“Kurultaydan sonra düzelecek…”

“Partiyi bölmeyelim…”

Peki bugün aynı cümleleri siz söylüyorsanız:

Sizin onlardan farkınız nedir?

İsimler değişti diye anlayış mı değişti?

Yoksa yalnızca koltukların sahipleri mi değişti?

CHP gerçekten değişecekse önce bu zihniyet değişmelidir.

Bizler dört yıldır bu anlayışla mücadele ediyoruz.

Bu mücadelede ailemiz üzerinden saldırılar gördük.

Mezhebimiz üzerinden hakaretler duyduk.

Küfürler işittik.

Yaftalandık.

Dışlanmaya çalışıldık.

Ama geri adım atmadık.

Çünkü bizim meselemiz kişisel makam değildi.

Bir anlayışın değişmesi gerektiğini savunduk.

Bugün aynı anlayışın farklı isimler altında yeniden kurulmasına da sessiz kalmayacağız.

Bunu özellikle söylüyoruz:

Bizim mücadelemiz kişilere göre değişmez.

Dün yanlış yapanı eleştirdik.

Bugün aynı yanlışı kim yapıyorsa onu eleştiririz.

Yarın başka biri yaparsa yine eleştiririz.

Çünkü bizim ölçümüz makam değil,

ilkedir.

CHP’nin yıllardır taşıdığı en büyük hastalıklardan biri de “bizim adamımız” anlayışıdır.

“Bizim ekipten.”

“Bizim arkadaş.”

“Bize yakın.”

“Bize sadık.”

Bunların hiçbiri liyakat kriteri değildir.

CHP’nin ihtiyacı “bizim adamımız” siyaseti değil, “CHP’nin kadrosu” siyasetidir.

“Bizim adamımız” kişiye sadakat gösterir.

CHP’nin kadrosu ise partiye, programa, örgüte ve halka sadakat gösterir.

Aradaki fark işte budur.

Bu nedenle CHP MYK’sı artık bu sorulara cevap vermek zorundadır:

Atama kriterleri nelerdir?

Liyakat kriterleri nelerdir?

Parti aidiyeti nasıl ölçülmektedir?

Örgütsel emek dikkate alınmakta mıdır?

Geçmişte CHP yöneticilerine veya genel başkanına ağır hakaretlerde bulunmuş kişilerin hangi kriterlerle görevlendirildiği açıklanacak mıdır?

Yıllardır CHP için çalışan parti emekçilerinin neden dışarıda bırakıldığı açıklanacak mıdır?

Eş-dost ilişkilerinin atamalarda etkili olup olmadığı kamuoyuna açıklanacak mıdır?

Ve eğer yapılan atamalar parti örgütünde ciddi rahatsızlık yaratıyorsa;

“Biz yaptık oldu” anlayışından derhal vazgeçilmelidir.

Bu örgütlenmeyi yapanların, bu atamaları hazırlayanların, bu atamaları onaylayanların siyasi sorumluluk üstlenmesi gerekir.

Eğer ortada ciddi bir örgütsel yanlış varsa, bunun hesabını yalnızca sahadaki parti emekçileri vermemelidir.

Kararı alan da sorumluluğu taşımalıdır.

Çünkü CHP bir kişinin, bir MYK’nın, bir genel başkanın veya bir grubun özel mülkü değildir.

CHP milyonların partisidir.

Biz kimsenin tasfiye edilmesini istemiyoruz.

Liyakat istiyoruz.

Biz kimsenin makamını hedef almıyoruz.

Makamların hak edenlere verilmesini istiyoruz.

Biz insanların geçmişteki hatalarını sonsuza kadar yüzlerine vurmayı savunmuyoruz.

Ama siyasi geçmişin, parti emeğinin ve verilen mücadelenin de hiçbir değeri yokmuş gibi davranılmasına karşı çıkıyoruz.

CHP eş-dost ilişkileriyle büyümez.

CHP nepotizmle iktidara yürümez.

CHP liyakatsiz kadrolarla halka güven veremez.

CHP parti emekçisini dışlayarak kitleselleşemez.

Ve CHP, dün kendisine hakaret edenleri bugün makamla ödüllendirerek örgüte güven veremez.

Artık yeter!

CHP MYK’sı aynaya bakmalıdır.

Çünkü sorun yalnızca atananlarda değildir.

Sorun, o atamayı yapan siyasi iradededir.

Yanlış atamanın siyasi sorumlusu vardır.

Liyakatsiz kadro seçiminin siyasi sorumlusu vardır.

Örgütün iradesinin yok sayılmasının siyasi sorumlusu vardır.

Nepotizmin siyasi sorumlusu vardır.

Ve bu sorumluluğun adresi bellidir:

CHP MYK’Sı!

CHP’nin artık “bizim çocuklar” siyasetine değil,

“hak edenler” siyasetine ihtiyacı vardır.

Çünkü iktidar;

eş-dostla değil, liyakatle, emekle, örgütle ve halkla kazanılır.

Ve biz açıkça söylüyoruz:

Dün kimlerle mücadele ettiysek, bugün aynı anlayışı kim yeniden üretirse üretsin, aynı kararlılıkla mücadele etmeye devam edeceğiz.

Çünkü bizim davamız kişilere değil,

CHP’nin gerçek anlamda demokratik, liyakatli, örgütlü ve halkçı bir parti olması mücadelesidir.

CHP’nin ihtiyacı yeni bahaneler değil, yeni bir siyasi ve örgütsel anlayıştır.

Partinin ihtiyacı yeni bir isim listesi değil, yeni bir kadro anlayışıdır.

Partinin ihtiyacı sessiz ve itaatkâr yöneticiler değil, halkın içinde çalışan, örgütün sesini dinleyen, eleştiriden korkmayan, gerektiğinde kendi genel merkezine dahi yanlışını söyleyebilen cesur kadrolardır.

Çünkü CHP iktidar olmak istiyorsa önce kendi örgütüne güven vermelidir.

Örgütüne güven vermek istiyorsa önce liyakatı ve emeği esas almalıdır.

Ve CHP gerçekten halkın umudu olmak istiyorsa, birkaç kişinin çevresinde şekillenen bir yapı olmaktan çıkıp yeniden halkın, üyelerinin ve emekçilerinin partisi olduğunu göstermek zorundadır.

Artık söz değil, uygulama zamanıdır.

Artık bahane değil, sorumluluk zamanıdır.

Artık eş-dost değil, liyakat zamanıdır.

Ve artık CHP’de kimsenin kimseye “Şimdi zamanı değil” deme lüksü yoktur.

Çünkü CHP’nin zamanı, halkın beklediği değişimin zamanıdır.

Ve o değişim, önce CHP’nin kendi içinde başlamalıdır.

Yorumunuzu Yazın

Yorumlar(0)

Henüz yorum yok.

Yorumlar kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan İZVERİ sorumlu değildir. Hukuka aykırı, nefret içeren veya hakaret barındıran yorumlar kaldırılabilir.

9 dk