İZVERİ

Köşe yazısı

ÖZGÜR ÖZEL’İN SİYASİ TUTARLILIK SINAVI

Demirtaş’ın tahliyesini savunmanız, Öcalan’a sağlanan veya sağlanması planlanan koşulları sorgulamanıza neden engel olsun?

Yayınlandı: 22 Eylül 2026 15:35

Güncellendi: 8 Ekim 2026 22:28

Paylaş

DEMİRTAŞ’A ÖZGÜRLÜK TALEBİ, ÖCALAN’A SESSİZLİK:

ÖZGÜR ÖZEL’İN SİYASİ TUTARLILIK SINAVI

Siyasette söz kadar tutarlılık da önemlidir.

Dün söylediğiniz söz, bugün karşınıza çıkar. Dün savunduğunuz ilke, yarın vereceğiniz kararın ölçüsü olur. Hele konu Türkiye’nin güvenliği, hukuk düzeni, terörün sona erdirilmesi ve devletin geleceği ise, siyasi hafıza bir tercih değil, zorunluluktur.

Tam da bu nedenle Özgür Özel’e soruyorum:

Demirtaş’ın tahliyesini savunmanız, Öcalan’a sağlanan veya sağlanması planlanan koşulları sorgulamanıza neden engel olsun?

Bir insanın hukuki durumunu savunabilirsiniz.

Ama aynı anda devletin yürüttüğü süreci de sorgulayabilirsiniz.

Hatta muhalefetin görevi tam olarak budur.

Demirtaş konusunda hukuk diyorsanız, Öcalan konusunda da hukuk diyeceksiniz.

Demirtaş konusunda özgürlük talep ediyorsanız, Öcalan için hangi hukuki ve siyasi çerçevenin hazırlandığını da soracaksınız.

Barış diyorsanız, barışın hangi şartlarla ve hangi hukuki sonuçlarla kurulacağını sorgulayacaksınız.

Bunların birbirine engel olan tarafı yok.

Tam tersine, demokratik siyasetin asıl sınavı burada başlıyor.


ÖCALAN İÇİN NASIL BİR YAPI HAZIRLANIYOR?

Türkiye kamuoyunun cevap beklediği soru budur.

Öcalan için nasıl bir yapı hazırlanıyor?

Ne statü verilecek?

Hangi hukuki düzenlemeler yapılacak?

Silah bırakma ve örgütün feshi sonrasında hangi hukuki sonuçlar doğacak?

Kimler hangi düzenlemelerden yararlanacak?

Devletin bu süreçte verdiği veya vermeyi planladığı güvenceler neler?

Bunları sormak sürece karşı çıkmak değildir.

Tam tersine, muhalefet olmanın gereğidir.

Çünkü muhalefetin görevi iktidarın yerine konuşmak değil, iktidarı konuşturmaktır.

İktidar “çözüm” diyorsa, muhalefet:

“Çözümün hukuki karşılığı nedir?”

diye sorar.

İktidar “silah bırakma” diyorsa:

“Karşılığında hangi düzenlemeler yapılacak?”

diye sorar.

İktidar “yeni dönem” diyorsa:

“Bu yeni dönemin devlet ve hukuk düzenindeki karşılığı nedir?”

diye sorar.

İşte demokratik denetim budur.


ÖZGÜR ÖZEL’İN SİYASİ HAFIZA SINAVI

Özgür Özel’in bugün bulunduğu noktayı anlamak için dünü hatırlamak gerekiyor.

Özel, CHP Genel Başkanı olduğu dönemde sürecin Meclis zemininde yürütülmesini savundu ve CHP komisyona üye verdi.

Yani CHP sürecin dışında kalmadı.

Özel de Meclis zeminini işaret etti.

Sonra siyasi tablo değişti.

Özgür Özel artık yeni partisinin genel başkanı.

Çerçeve yasa gündeme geldiğinde ise farklı bir yöntem ortaya çıktı.

Komisyon aşamasında destek verildi; ancak Genel Kurul aşamasında bağlayıcı bir grup kararı alınmadı.

Özgür Özel ve parti yöneticilerinin “evet” diyeceği açıklanırken milletvekillerinin serbest bırakılması tercih edildi.

İşte burada siyasi sorumluluk meselesi ortaya çıkıyor.

Soruyorum:

CHP Genel Başkanıyken komisyona üye verilmesini ve Meclis zemininde sürece dahil olunmasını savunan Özgür Özel, bugün neden aynı konuda açık ve bağlayıcı bir grup iradesi ortaya koymuyor?

Neden?

Bir siyasi parti böylesine kritik bir konuda neden:

“Genel Başkan evet diyecek, parti yöneticileri evet diyecek, milletvekilleri ise serbest.”

noktasına gelir?

Bu çoğulculuk mudur?

Yoksa siyasi sorumluluğu dağıtmanın daha konforlu bir yolu mu?


“VİCDANIM RAHAT” DEMEK YETERLİ Mİ?

Elbette milletvekilleri vicdanlarına göre oy kullanabilir.

Elbette farklı görüşler parti içinde tartışılabilir.

Fakat burada mesele sıradan bir yasa değildir.

Türkiye’nin terörle mücadele politikasından, silah bırakma sürecinden, örgütün geleceğinden ve buna eşlik edecek hukuki düzenlemelerden söz ediyoruz.

Böyle bir konuda siyasi parti olmak, yalnızca milletvekillerinin bireysel tercihlerini açıklamak değildir.

Siyasi parti olmak, kurumsal bir irade ortaya koymak ve o iradenin siyasi sorumluluğunu taşımaktır.

Bir parti:

“Evet.”

diyorsa, neden evet dediğini anlatmalıdır.

“Hayır.”

diyorsa, neden hayır dediğini anlatmalıdır.

“Milletvekillerimiz serbest.”

diyorsa, neden kurumsal bir tutum almadığını açıklamalıdır.

Çünkü demokraside sorumluluk, görünmez hale getirilmesi gereken bir yük değil; üstlenilmesi gereken bir görevdir.


VE UÇUM’UN O SÖZÜ…

Şimdi gelelim meselenin siyasi açıdan en fazla tartışılması gereken noktasına.

Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum, Özgür Özel için:

“Ben isterim ki bu sürece sonuna kadar destek versin.”

dedi.

Bu cümleden hareketle “gizli anlaşma var” demek için ortada yeterli kanıt yoktur.

Fakat bu sözün siyasi anlamını sorgulamak da herkesin hakkıdır.

Bir Cumhurbaşkanı Başdanışmanı neden bir muhalefet liderinin bu sürece “sonuna kadar destek vermesini” ister?

Ve Özgür Özel’e soruyorum:

Hangi sürece sonuna kadar destek vereceksiniz?

“Sonuna kadar” dediğiniz yer neresi?

Kırmızı çizginiz nedir?

Öcalan konusunda sınırınız nedir?

Çerçeve yasada hangi düzenlemeye evet, hangisine hayır diyeceksiniz?

İşte mesele tam burada.

Çünkü sonunun nerede olduğunu açıklamadan bir sürece “sonuna kadar destek” vermek, siyaseten açık bir pozisyon değildir.

Milletin bilmek istediği şey tam da budur.


EKREM İMAMOĞLU’NA DA SORUYORUM

Sayın İmamoğlu…

Siz bu tablonun neresindesiniz?

Özgür Özel’in izlediği siyasi çizgiyi destekliyor musunuz?

CHP Genel Başkanı olduğu dönemde komisyona verilen desteği nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bugün yeni partinin çerçeve yasa konusunda bağlayıcı grup kararı almamasını doğru buluyor musunuz?

Daha önemlisi:

Öcalan konusunda sizin kırmızı çizginiz nedir?

Hangi hukuki düzenlemeye “evet” dersiniz?

Hangisine “hayır” dersiniz?

Millet bunu bilmek istiyor.

Çünkü Türkiye’nin geleceğini ilgilendiren böylesine kritik bir konuda liderlerin birbirlerinin arkasına saklanması değil, kendi siyasi pozisyonlarını açıkça ortaya koyması gerekir.


DEMİRTAŞ’A HUKUK, ÖCALAN’A NEDEN SESSİZLİK?

Asıl çelişki burada.

Demirtaş’ın tahliyesini savunmak bir siyasi tercihtir.

Buna katılabilirsiniz veya katılmayabilirsiniz.

Fakat aynı siyasi cesaretle Öcalan konusunda da soru sormak mümkündür.

Hatta gereklidir.

Demirtaş’ın hukukunu savunurken Öcalan için hazırlanan hukuki çerçeveyi sorgulayabilirsiniz.

Barışı savunurken barışın şartlarını sorabilirsiniz.

Silahların bırakılmasını desteklerken bunun hukuki karşılığını isteyebilirsiniz.

Bunların hiçbiri birbirinin düşmanı değildir.

Tam tersine, bunlar demokratik siyasetin birbirini tamamlayan unsurlarıdır.

O halde soruyorum:

Neden Demirtaş konusunda bu kadar açık ve ısrarcı bir siyasi tutum varken, Öcalan konusunda aynı açıklık görülmüyor?

Neden?

Cevabı verilmesi gereken soru budur.


SİYASETTE FİKİR DEĞİŞTİRMEK DEĞİL, DEĞİŞİKLİĞİ GİZLEMEK SORUNDUR

Bir siyasetçi fikrini değiştirebilir.

Dün savunduğu bir yöntemin yanlış olduğunu düşünüp bugün başka bir yol izleyebilir.

Bu siyasetin doğasında vardır.

Ama siyasi pozisyon değişiyorsa bunun gerekçesi açıklanmalıdır.

Çünkü:

Dün CHP Genel Başkanı olarak komisyonu savunmak,

bugün yeni bir siyasi yapının başında farklı bir yöntem izlemek

elbette açıklama gerektirir.

Dün kurumsal siyasi iradeyi savunup bugün milletvekillerini serbest bırakmak da açıklama gerektirir.

Dün iktidara karşı sert muhalefet yürütüp bugün iktidarın önemli bir aktöründen:

“Sonuna kadar destek versin.”

mesajı almak da kamuoyunun dikkatini çeker.

Bunların hiçbiri tek başına bir anlaşmanın kanıtı değildir.

Ama hepsi birlikte siyasi açıklama gerektiren sorular doğurur.

Ve siyasetçinin görevi, bu sorular sorulduğunda kızmak değil, cevap vermektir.


MUHALEFETİN GÖREVİ İKTİDARA RAHATLIK SAĞLAMAK DEĞİL, HESAP SORMAKTIR

Muhalefet gerektiğinde bir yasayı destekleyebilir.

Bir sürecin doğru bulduğu taraflarına katkı verebilir.

Bir barış ihtimalinin önünü açabilir.

Bunların hiçbiri muhalefet olmanın inkârı değildir.

Fakat bunun yanında şunu da yapmak zorundadır:

İktidara sorulması gereken bütün soruları sormak.

Öcalan konusunda ne hazırlanıyor?

Hangi hukuki düzenlemeler yapılacak?

Kimler yararlanacak?

Sınır nerede?

Devlet hangi taahhütleri veriyor?

Meclis hangi yasaları çıkaracak?

Bütün bunların cevabını istemek, süreci sabote etmek değil; demokratik denetimi işletmektir.


SON SÖZ

Özgür Özel’e soruyorum:

Demirtaş’ın tahliyesini savunmanız, Öcalan konusunda hesap sormanıza neden engel olsun?

Öcalan için nasıl bir yapı hazırlanıyor?

Ne statü verilecek?

Hangi hukuki düzenlemeler yapılacak?

Çerçeve yasa konusunda neden bağlayıcı grup kararı alınmadı?

Siyasi sorumluluğu neden milletvekillerinin bireysel tercihine bıraktınız?

Ekrem İmamoğlu’na soruyorum:

Siz bu sürecin neresindesiniz?

Özgür Özel’in siyasi çizgisini destekliyor musunuz?

Sizin kırmızı çizginiz nedir?

Ve her ikisine birden soruyorum:

Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Uçum,

“Ben isterim ki bu sürece sonuna kadar destek versin.”

derken neyi kastetti?

Özgür Özel hangi sürece, hangi şartlarla ve nereye kadar destek veriyor?

Kimseye peşinen bir siyasi anlaşma isnat etmiyorum.

Ama soru işaretlerini de halının altına süpürmüyorum.

Çünkü demokrasi, rahatsız edici soruların sorulabildiği yerde vardır.

Siyaset, alkış almak kadar hesap vermeyi de bilmektir.

Ve siyasi tutarlılık, aynı cümleyi her gün tekrarlamak değildir.

Dün söylediğiniz söz ile bugün yaptığınız iş arasındaki mesafeyi millete açıklayabilmektir.

Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu…

Millet sizden slogan değil, açıklık istiyor.

“Barış” diyorsanız, barışın hukuki çerçevesini açıklayın.

“Çözüm” diyorsanız, çözümün sınırlarını açıklayın.

“Destek” diyorsanız, nereye kadar olduğunu açıklayın.

Ve Demirtaş için özgürlük talep ederken, Öcalan konusunda da Türkiye’nin bilmesi gerekenleri sorun.

Çünkü Türkiye’nin geleceği, siyasi muğlaklıkların içine bırakılacak kadar basit bir mesele değildir.

DEMİRTAŞ’A ÖZGÜRLÜK TALEBİ, ÖCALAN’A SESSİZLİK:
ÖZGÜR ÖZEL’İN SİYASİ TUTARLILIK SINAVI TAM DA BURADA BAŞLIYOR.

Yorumunuzu Yazın

Yorumlar(0)

Henüz yorum yok.

Yorumlar kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan İZVERİ sorumlu değildir. Hukuka aykırı, nefret içeren veya hakaret barındıran yorumlar kaldırılabilir.

6 dk