İZVERİ

Köşe yazısı

SANDIKTA ALAMIYORSANIZ YARGI SÜREÇLERİNİN SONUCUNDA MI ALACAKSINIZ?

Adalar halkı sandıkta kararını verdi. Peki yargı süreçleri ve değişen meclis aritmetiği seçmenin iradesini değiştirebilir mi?

Yayınlandı: 23 Eylül 2026 11:10

Güncellendi: 7 Ekim 2026 23:10

Paylaş

SANDIKTA ALAMIYORSANIZ YARGI SÜREÇLERİNİN SONUCUNDA MI ALACAKSINIZ?

Adalar küçük bir ilçe..

Ama bugün orada yaşananlar Türkiye’nin demokrasi sorununu küçücük bir adaya sığdırıyor.

2024’te Adalar halkı sandığa gitti.

Oyunu kullandı.

Kararını verdi.

Belediyeyi CHP’ye teslim etti.

AKP kaybetti.

Normal bir demokraside hikâye burada biter.

Kaybeden sonucu kabul eder.

Kazanan yönetir.

Kaybeden çalışır, seçmeni ikna eder ve bir sonraki seçimde yeniden karşısına çıkar.

Ama Türkiye’de uzun zamandır başka bir tartışma yaşıyoruz:

Sandıkta oluşan siyasi irade, seçimden sonra yargı ve idari süreçlerin yarattığı sonuçlarla ne ölçüde değiştirilebilir?

Adalar bugün tam olarak bunu soruyor.

SANDIK VAR AMA SANDIĞIN GÜVENCESİ VAR MI?

Belediye Başkanı Ali Ercan Akpolat tutuklandı.

Görevden uzaklaştırıldı.

Belediye meclisindeki dengeler değişti.

Başkanvekilliği tartışması başladı.

Şimdi AKP’nin 2024’te sandıkta kazanamadığı belediyenin yönetimine ulaşabilme ihtimali tartışılıyor.

Burada artık mesele tek bir belediye değildir.

Mesele şudur:

Halkın sandıkta verdiği yetkiyi sandık dışında oluşan süreçler fiilen değiştirebilir mi?

Elbette savcı suç şüphesi varsa soruşturacak.

Mahkeme delile bakacak.

Suç işleyen kim olursa olsun yargılanacak.

Buna kimsenin itirazı olamaz.

Ama hukuk devleti yalnız soruşturma açabilmek değildir.

Masumiyet karinesidir.

Ölçülülüktür.

Bağımsız yargıdır.

Ve en önemlisi:

Yargının siyasi mücadelenin yerine geçmediğine toplumun inanabilmesidir.

Çünkü adalet yalnız adil olmak zorunda değildir.

Adil olduğuna dair güven de üretmek zorundadır.

YARGI DEMOKRASİNİN SOPASI OLAMAZ

Türkiye’nin bugün tartışması gereken asıl mesele budur.

Yargı, iktidarın siyasi rakipleri üzerinde sonuç üreten bir mekanizma görüntüsü verirse kaybeden yalnız muhalefet olmaz.

Hukuk kaybeder.

Çünkü bugün CHP’li belediye başkanına uygulanan yöntem yarın başka bir siyasi partinin belediye başkanına uygulanabilir.

Bugün alkışlayan yarın mağdur olabilir.

Hukuk tam da bunun için kişilere göre değişmemelidir.

Savcı siyasi sonuç düşünmez.

Hâkim seçim sonucu hesaplamaz.

Mahkeme belediye meclisinin aritmetiğine bakmaz.

Bakması gereken tek şey vardır:

Hukuk.

Yargı siyasi mücadelenin hakemine dönüştüğü anda demokrasi sakatlanır.

Yargı siyasi mücadelenin aracına dönüştüğü algısı oluştuğunda ise devlete güven sakatlanır.

“MİLLİ İRADE” SADECE AKP KAZANINCA MI VAR?

AKP yıllardır “milli irade” diyor.

Sandık diyor.

Millet diyor.

Seçmen diyor.

Güzel.

O halde Adalar halkının iradesi de milli iradedir.

İstanbul seçmeninin iradesi de.

Muhalefete oy veren milyonların iradesi de.

Demokrasi yalnız sizin kazandığınız seçimin sonucuna saygı göstermek değildir.

Asıl demokrasi kaybettiğiniz seçimin sonucuna tahammül edebilmektir.

AKP Adalar’ı kaybetti.

Bunun demokratik karşılığı son derece basit:

Muhalefette kalacaksınız.

Adalar halkını ikna edeceksiniz.

Bir sonraki seçimde yeniden aday olacaksınız.

Kazanırsanız yöneteceksiniz.

Ama sandıkta oluşmayan bir siyasi sonucun, sonradan gelişen tutuklama, görevden uzaklaştırma ve meclis aritmetiği üzerinden ortaya çıkması demokratik meşruiyet açısından elbette sorgulanacaktır.

MESELE BİR BELEDİYE DEĞİL

Bugün Adalar’da gördüğümüz tabloyu yalnız Adalar üzerinden okumak hata olur.

Türkiye son yıllarda seçilmiş belediye başkanlarının tutuklanmasını, görevden uzaklaştırılmasını ve bunların yerel yönetimler üzerindeki sonuçlarını tekrar tekrar tartışıyor.

Her dosyanın hukuki içeriği ayrıdır.

Her sanığın durumu ayrıdır.

Bunların hiçbirini mahkeme yerine biz karara bağlayamayız.

Ama hepsinin ortaya çıkardığı demokratik sonucu tartışabiliriz.

Ve tartışmalıyız.

Çünkü bir ülkede muhalefet seçim kazanabiliyor fakat kazandığı yönetimlerin geleceği sürekli yargı süreçleriyle tartışmalı hale geliyorsa, mesele artık yalnız ceza hukuku değildir.

Demokrasi meselesidir.

CHP’NİN İTİRAZI TAM DA BURADA ÖNEMLİ

CHP’nin uzun süredir kayyım uygulamalarına, seçilmiş belediye başkanlarının görevden alınmasına ve seçmen iradesinin idari kararlarla değiştirilmesine karşı çıkmasının önemi tam da burada ortaya çıkıyor.

Üstelik bu itiraz yalnız CHP’li belediyeler söz konusu olduğunda yapılmadı.

Farklı siyasi partilerden seçilmiş belediye başkanlarının görevden alınması ve yerlerine kayyım atanması tartışmalarında da CHP, sandık ve seçmen iradesi vurgusu yaptı.

Bu önemli.

Çünkü demokrasi kendi belediye başkanınızı savunmak değildir.

Rakibinizin seçilmiş belediye başkanının hukukunu da savunabilmektir.

Bugün savunulması gereken ilke partiye göre değişemez:

Halkın iradesi, siyasi iktidarın işine geldiğinde kutsal; işine gelmediğinde aşılması gereken bir engel değildir.

CHP’nin bu konudaki itirazı da tam olarak bu nedenle yalnız bir parti meselesi olarak görülmemeli.

Bu, Türkiye’de sandığın hukukunu savunma meselesidir.

AKP’NİN CEVAP VERMESİ GEREKEN SORU

AKP iktidarı şu sorudan kaçamaz:

Muhalefetin kazandığı belediyelerin yöneticileri hakkında yürütülen süreçlerin, sonunda belediye yönetimlerinin siyasi dengesini değiştirebilmesi toplumda nasıl bir adalet duygusu yaratıyor?

“Yargı bağımsızdır” demek tek başına yetmez.

Çünkü hukuk devletinde yalnız bağımsızlık ilan edilmez.

Bağımsızlık toplum tarafından görülür ve hissedilir.

İktidarın görevi de yargı süreçlerinden siyasi avantaj devşirildiği görüntüsünün oluşmasını engellemektir.

Çünkü devletin mahkemesi iktidarın mahkemesi değildir.

Savcı AKP’nin savcısı değildir.

Hâkim CHP’nin hâkimi değildir.

Yargı devletindir ve devlet herkesindir.

SANDIKTAN KORKMAYIN

Eğer seçilmiş belediye başkanı uzun süre görev yapamayacaksa ve ortaya gerçek bir temsil krizi çıkıyorsa Türkiye başka bir modeli tartışmalıdır:

Yeniden seçim.

Sandığı koyun.

Adalar halkına sorun.

CHP kazanırsa CHP yönetsin.

AKP kazanırsa AKP yönetsin.

Kim kazanırsa kazansın.

Ama kararı yine halk versin.

AKP Adalar Belediyesi’ni istiyorsa yolu belli.

Savcıdan geçmez.

Mahkemeden geçmez.

Meclis aritmetiğinden geçmez.

Seçmenden geçer.

ÇÜNKÜ DEMOKRASİ İKTİDARIN HOŞUNA GİDEN SONUÇ DEĞİLDİR

Demokrasi bazen kaybetmektir.

Bazen rakibinizin kazanmasına katlanmaktır.

Bazen hiç sevmediğiniz insanların halkın oyuyla sizi yönetmesine razı olmaktır.

Çünkü sandığın anlamı tam olarak budur.

İktidar sandığın sonucunu beğenmediğinde başka kurumların ortaya çıkardığı siyasi sonuçlardan yararlanıyorsa toplumun zihninde çok tehlikeli bir soru doğar:

“Oy vermenin ne anlamı var?”

Bir demokrasinin yaşayabileceği en büyük kriz budur.

İnsanların iktidara güvenmemesi değildir.

Muhalefete güvenmemesi de değildir.

Sandığa güvenmemesidir.

Adalar bugün bize tam olarak bunu hatırlatıyor.

AKP 2024’te Adalar’ı kazanamadı.

Halk kararını verdi.

Şimdi yapılması gereken o karara saygı göstermektir.

Çünkü yargının görevi seçim sonuçlarını düzeltmek değildir.

Yargının görevi suç varsa yargılamaktır.

Siyasetin görevi ise halkı ikna etmektir.

Bu iki alan birbirine karıştığında hukuk siyasallaşır, siyaset de hukuku kendi kavgasının içine çeker.

Ve sonunda kaybeden CHP olmaz.

AKP de olmaz.

Halk olur.

O nedenle Adalar’dan Türkiye’ye tek bir cümle yeter:

YARGI SİYASETİN SOPASI, MAHKEME SANDIĞIN YEDEĞİ OLAMAZ!

AKP Adalar’ı istiyorsa yolu belli:

Yargı süreçlerinin yarattığı siyasi sonuçlara değil, halka güvensin.

Sandığı koysun.

Seçmeni ikna etsin.

Ve kazanabiliyorsa sandıkta kazansın.

Hakan URUN

23 Eylül 2026

Yorumunuzu Yazın

Yorumlar(0)

Henüz yorum yok.

Yorumlar kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan İZVERİ sorumlu değildir. Hukuka aykırı, nefret içeren veya hakaret barındıran yorumlar kaldırılabilir.

5 dk