M. Ö. 900 yıllara dayanan, Babilli Kabala Bilgelerinin Protokolleri diye bilinmekte olan, 1864 yılında Fransa'da tekrar güncellenerek yayınlanmış, Siyon Liderlerinin Protokolleri'ni yazan Fransız avukat Maurice Joly, bakın neler yazıyor: "Bizler seçilmiş olanlarız, tek gerçek insanlarız. Zihinlerimiz ruhun gerçek gücünü yayar; dünyanın geri kalanının zekası sadece içgüdüseldir ve hayvansıdır. Şerefli ve işbirliği yapar görünmek için daima elimizden gelenin en iyisini yapacağız. Herhangi bir devlet bize direnmeye cüret ederse, komşuları ve işbirlikçileri bize karşı birlikte hareket ederse dünya savaşı çıkması için izin vereceğiz".
1856 yılında, Avam Kamarası'na konuşan İngiliz Başbakanı Benjamin Disraeli; "İnkar etmek yararsız, İtalya ve Fransa tamamıyla, Almanya'nın büyük bir bölümü, gizli örgütlerin derneklerle ve vakıflar ile örülmüş olduğu gizlenemeyecek bir gerçektir. Peki amaçları nedir?.. Bunlar kendilerini gizlemeye çalışmıyorlar, Anayasal hükümet istemiyorlar, toprak sahiblerini sınır dışı etmek ve de dinsel kurumların (kilise, cami ve diğerleri) faliyetlerine yavaş yavaş son vermek istiyorlar" (Gizli Dünya İmparatorluğu, Jim Marss, s.19)
Söylediklerini gerçekleştiren ve bu kaynaktan beslenen insanlar, şerefli ve itibarlı insanlarla işbirliği halinde görünerek acımasız ve adil olmayan bir dünya yarattılar ve yaratmayada devam ediyorlar. Hatırlayalım; ABD Başkanı Bush, 11 Eylül saldırısından sonra "artık Dünya eskisi gibi olamayacak". Cumhuriyetçi Parti senatörü ise John McCain; "Bombala, Bombala, İranı Bombala" şeklinde sokaklarda şarkı tutturarak demokratik bir şekilde(!) seçim kampanyası yapmıştı...
Gerçek şudur ki artık dünyayı, devletler değil çok uluslu seçilmiş insanlardan oluşan, büyük sermaye şirketleri yönetmeye başlamıştır. Çünkü; Siyon Protokolleri'nde, "sermayenin, uluslar arası düşmanlığa ve periyodik olarak savaşlara ihtiyacı vardır." Böylece protokollerinde anlatılan "Kaos" ortamından kazanan ve kendilerini akıllı zanneden, zavallı ezik insanlar topluluğu olduğunu anlamaktayız.
Bu durumu Türk Milleti'ne anlatan kurucu lider Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü yad ederek devam edelim.
Yıl 1910. Selanik Subay Okulu'na komutan olarak atanan Mustafa Kemal, askeri okul öğrencilerine hitaben söyledikleri bakacak olduğumuzda: "Almanya Türkiye'yi gırtlağından yakaladı. Para babaları, tekeller ve imtiyazlı yığın sahipleri şimdiden demiryollarını kontrolleri altına aldılar. Dönme Cavit onlara İskenderiye Limanı İşletme hakkını verdi. Bu da Anadolu'ya el koymalarını tamamlar mahiyettedir. Türkiye savunmasız bir şekilde çakallara ve akbabalara teslim edilmiştir. Bizi yöneten bu yaratıkları süpürmek gerek. Türkler, iktisadi yardımsız yabancıları işimize karıştırmadan kendi kendilerini yönetmesini öğrenmelidirler. Eğer ülkenin felakete sürüklenmesi, önlenmek isteniyorsa derhal harekete geçilmelidir. Türkiye Türklere verilmelidir. Yalnız ne pazarcı Türkler'e ne de işportacı askerlere..." (Remzi Kitapevi, çeviri Zeki Çelikol. Yazar, Jean-Paul Garnier "Osmanlı İmparatorluğunun Sonu", Sayfa134-135)
Böylece siyonizme hizmet eden işbirliği halinde hizmetkarlık yapan pazarcı ve işportacı Türkleri de anlamış ve günümüzde de hem kamu kuruluşlarında hemde bürokrasi içinde varlıklarını görmekteyiz.
Birinci Dünya Savaşı sonrası yaşadığımız coğrafyanın sınırlarını belirleyen, ülkelerin rejimlerini biçimlendiren, yüz yıl boyunca vesayet yönetimini devam ettiren küresel sermayedarların aklıdır. Bu üst akıl ülkelerin dış politikasından güvenlik stratejilerine, kaynaklarının kontrolünden iç toplumsal uyum ya da uyumsuzluklarına, lider biçimlerinden kendileri adına ülkeleri yönetecek taşeron iktidar gruplarına kadar her konuda karar veren bir çete aklıdır.
2015 Mart’ında A Haber kanalı, yayımladığı “Üst Akıl belgeseli”nde: “Bütün sırlar çözülüyor, gizem perdesi aralanıyor… Kim bu üst akıl? Neden yakıyor, yıkıyor, ötekileştiriyor… Komplo teorisi değil gerçekler...” “Üst Akıl Oyunları” adlı internet ve facebook sayfası, üst akıl’ı “gizli ecnebi örgüt” diye tanımlıyor: “Üst Aklın, Nam-ı diğer; Gizli Ecnebi Örgüt’ün, tarih boyunca yaptığı ve insanlığın geleceği üzerine planladığı oyunlar…” şeklinde anlatmasıda bildiğimizin dışında bir şey olmadığıdır!
Bu izlerden gidip yakın geçmişte olan olayın olguları ile hatırlayacak olursak; Başbakanlık Müşavirliği, Başbakanlık Ekonomik ve Sosyal İşler Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı Müşavirliği ve Müsteşar Yardımcılığı, DPT Genel Sekreterliği, Müsteşar Vekilliği ve Başbakanlık Müsteşar Yardımcılığı gibi görevlerde bulunan Hasan Celal Güzel, Yenişafak Gazetesi'ne verdiği beyanında: "Türkiye'de bir askeri vesayet rejiminin hakim olduğunu Hüsamettin Özkan'ın sözlerinden açıkça anlıyoruz. İşin tuhaf tarafı, bunlar Rahmi Koç'un evinde yapılıyor. Türkiye'nin en büyük sermayedarının bu şekilde askerle politikacının buluşmasını sağlaması ve siyasi entrikalara karışması ibret vericidir. (Atatürk'ün bahis ettiği pazarcı Türkler ve işportacı askerler) Anlaşılan iki mekanizma gündeme gelecekti; birincisi Ecevit askerin baskısı altında zorla istifa ettirilecekti. Ya da DSP grubu sermayenin ve askerin dahliyle parçalanacak ve Ecevit'in düşmesi sağlanacaktı. Her ikisi de demokrasi dışı ve ahlak dışı uygulamalardır. Sorumlularından hesap sorulması gerekir"
Devam ediyor; "koalisyon hükümeti'nin karakutusu Hüsamettin Özkan, önceki gün 'suç duyurusu gibi' açıklamalarda bulundu. Özkan, askerlerin kendisine yolladığı mesajı şöyle anlattı: "Murat Yetkin benim makamıma geldi. 29 Ekim'de paşaların kendisine 'Ecevit gitsin, Özkan gelsin' mesajı ilettiklerini söyledi. 'Ecevit'e bunu aktarmak istiyorum' dedi. Başbakanımıza telefon ederek 'Murat Yetkin'in bir arzı var' dedim. Beraber gittik, Ecevit'e de söyledi. Ecevit 'Emekli paşalar mı' diye sordu. Yetkin 'Hayır efendim' dedi ama isim vermedi. Ecevit 'Allah Allah' dedi... İşadamları beni yemeğe davet ettiler İstanbul'da. Türkiye'nin en büyük işadamları. Onlara da aynı cevabı verdim. Koç Ailesi'nin boğazdaki evinde oldu bu görüşme."
Şimdi anladık mı, Atatürk'ün bahis ettiği pazarcı Türkler ile işportacı askerleri.!?
Siyonizmin hizmetkarları olan Evanjelikler (Hristiyan Siyonistler), Orta Doğu siyaseti ve küresel çete merkezli senaryolar ile uyguladığı planlara dahil olan işbirlikçileri ile Anayasal hükümeti yıkmak, Türk Milletini ötekileştirmek, dinsel kurumların faliyetlerine yavaş yavaş son vermek istediklerini her fırsatta eylem yaparak göstermektedirler.
O halde; Türk milleti olarak bizim, pazarcı Türkler ile işportacı askerleri (üniformalı ve üniformasız!) bilmemiz ve ona göre tedbir almamız gerekir. Yoksa seçilmişler, kan almaya ve zulm etmeye devam edeceklerdir!
Kalın sağlıcakla...





