SEZAR BRÜTÜS’ÜNÜ, BRÜTÜS SEZAR’INI YARATIR.
Brütüs siyasette ihanetin adıdır. Sezar–Brütüs hikâyesi, yalnızca Roma tarihindeki bir suikastın hikâyesi değildir. Aynı zamanda iktidar, sadakat, meşruiyet, dostluk, siyasal idealizm ve ihanet arasındaki gerilimin en güçlü örneklerinden biridir. İhanet, güç ve güven ilişkisinin en ahlaksız seviyesidir. İhanetin şiddetini belirleyen şey yapılan eylemden çok, ihlal edilen güvenin derinliğidir. Çalınan umudun çapıdır. Satılan gelecek ihtimalidir. Harcanan zamanın bedelidir.
İhanet bir “beklenti” cinayetidir. İhanet, bir “liderin” kendi halkını terk etmesidir. Bir devrimcinin kendi davasına karşı dönmesidir.
Bir idealin yok edilmesi ideolojik ihanettir. İhanet, bir insanın gözlerine bakıp “yanındayım” dedikten sonra ilk rüzgârda başka tarafa dönmektir. İhanet, insanın önce başkasının güvenini, sonra kendi hakikatini terk etmesidir. İhanet, düşmanlığın değil, yakınlığın karanlık yüzüdür. İhanet Sezar’a karşı Brütüs’tür. Sezar ihanete uğramak, Brütüs ise ihanet olarak kavramsallaşmıştır.
Brütüslerin ihaneti yeni Sezarlar yaratır. Sezarların güçleri de yeni Brütüslerin… ve sen böyle bir gücün yanındaysan belki varsındır ama karşındaysan gerçekten varsın.
İhanet, gücün gönlünde pusu kurar. Güç ihanetle, ihanet güçle kucaklaşarak büyüyemez. Yürüyemez. İhanet gücü çalarken güç ihaneti yine enseler. Güç ileriye akarken ihanete ayağı takılır ve ihanet ise tam önüne bakarken başını vurur. Ne ihanet gücün freni ne de güç ihanetin gazı olur. Sonunda ihanetin başı gücün ayağına takılır… İhanet yeni himaye arar. İhanet aradığı yeni himayesini, velisini bulamazsa en üstten cezasını, güç ise yöneldiği amacında adalet bulundurmazsa belasını bulur. İkisi de dağılır, dağılmalıdır da… Bağrında ihanet besleyenin sırtında hançer eksik olmaz. Hem haklı güce destek vermek hem de ihaneti güçsüz bırakmak bizim elimizdedir.
Brütüsler asla özgürleşemezler çünkü daima bir Sezar’a bağımlıdırlar ve bir veliye ihtiyaç duyarlar. Sezarların gücü ve velilerin himayesi altında ihanetten ihanete yol alırlar. Özgürlüğün sorumluluğundan kaçıp özelleşmenin konforuna kapılırlar. Tek yöntemleri vardır: Şovlarla örttükleri ihanet! Varlıklarını ihanete borçludurlar. İhanete bağımlı yaşarlar. Brütüsler velilerinin himayesine muhtaçlar.
Brütüsler eski kadrolarla kurdukları şeye yeni derler. Değişimin içini boşaltırlar, üstünü örterler fakat değişmezler. Yaratıcı yenilik akıllarına bile gelmez. Saldırı anında düşünmezler. Düşünme anında da saldırırlar. Fakat çetelerin hiçbir türüne gizli veya açıktan saldırmazlar. Açık kapıları bile çalarlarken, fırsat bulduklarında anahtar bile kullanmazlar. Güneşte kendi gölgelerine bakmazlar, sığıntılıkları öne çıkar. Yalnızca sığınacakları büyük gölgeler ararlar…
Brütüsler asla birinci olamazlar. İkinci oldukları için savaşları daima birincilerledir. Önce kaleyi içten fethederler. Birincilere yanaşırlar, onlarla çok yakınlaşırlar. Onların güçlerinin gölgesini satarak güçlenirler. Yanlarına zıplayarak gelenleri toplarlar. Alemlerde velilerinin koynunda serpilip gelişirler. Mert değildirler. Kılıç kullanmazlar. Yürekleri paslı hançercidirler... Acı duymazlar. Yakın ihanet aracı hançer kullanırlar. Çok gizli çalışırlar. “Zoombileşirler”. Fakat asla birinci olmak istemezler. Buna doğaları izin vermez. Ayrıca hesaba ortak gibi görünseler de asla hesap da vermek istemezler. Kucağında büyüdükleri kişileri de satın aldıklarını da satarlar.
İhanetçilerin korktukları tek şey yine ihanettir. Çünkü dönüş yolunu en iyi gidenler bilir. Bilenler de yine gitmeyi bilir ve gider. Bu nedenle kimseye güvenmezler. Hedeflerine uzaklıkları oranında bağırırlar. Bağırtıları kulak tırmalar. Hafif kalır. Hedeflerine yakınlıkları oranında da eğilirler. Brütüslerin barışta meslekleri, savaşta sanatları yine ihanettir.
Brütüslerin ihanet aşkı ateş gibidir saklanamaz. Çünkü gündüz dumanı, gece alevi onu ele verir. Siyaset, Brütüsler ve Sezarlar alanıdır. Daha çok güç ve ihanet barındırır. Özel alandır. Söz verir tutmaz, umut verir yapmaz. Halka ve Hakk'a dayanmadığı için de özgürlük alanı olamaz. Siyasette bütün zamanların Firavunları ve Musaları, Brütüsleri ve Sezarları, Hüseyinleri ve Yezitleri, Pir Sultanları ve Hızır Paşaları olmuştur. Sorun ne olmak istediğinizdir.
Brütüsler yetki alır, sorumluluk almaz. Hesap sorar, hesap vermez. Gösterişe girer, mücadeleye girmez. Gemiye biner, denize girmez. Çünkü bilir ki gemileri batıran deniz değil, acemi kaptanıdır. Brütüsler geminin dümenine geçer, limana geçmez. Geminin limana nasıl getirildiğine bakmaz, limanda olup olmadığına bakar. Onun için ilk fırsatta gemiyi terk ederek sürekli yeni bir liman arar. Sahaya gol atmak için iner, kendi kalesine gol atıp çıkar. Oyuncu olup ortaya çıkar, kırmızı kart gösterip kenardan kaçar.
Brütüsler çözüme alan açmaz, kendine alan açmak için çözümsüzlüğün üstünü kilitler. Olanak yaratmaz, olanaksızlıkla zaman kazanır. Birinci olsa da mücadele etmez, ikinci ile müzakere eder. Çünkü birincinin gölgesine alışıktır. Fakat dışarda müzakere, içeride mücadele eder. Aday gösterir fakat sonunda kendi aday olur.
Brütüsler zamanı iyi kollar. Çünkü ihanet zamanı henüz gelmemiştir. İhanet düşmana değil yoldaşa yapılır. Dışardakilere normalleşme zamanı, içerdekilere olağanüstü kısa zaman tanırlar.
Kılıçdaroğlu'ndan İmamoğlu'na kadar geçen sürede Brütüslükten vazgeçmeyen kimdir?
Her ikisini de oyun dışında tutabilen kimdir?
Bütün bunlar hangi Sezar için yapılmıştır?
Yeni Sezar arayışları mı vardır?
Özgürlük için engel olan Sezarlardan kurtulmak için öncelikle Brütüslerden kurtulmak gerekir. Çünkü her Brütüs yeni bir Sezar yaratır.
Neden mi?
Çünkü Brütüsler kimliklerini Sezarlarından alırlar. Onun için kimlikleri ile kişilikleri sürekli çatışma halindedir. Kimlik rolleri her zaman birkaç beden kendilerine büyük gelir. Öte yandan ihanetçi kişiliklerinden de vazgeçemediklerinden dolayı çelişkilidirler. Bedenleri başka yerde, başları başka omuzlardadır. Kimliklerini de kişiliklerini de aşabilecek benlikleri ve kapasiteleri yoktur. Kötü yay gibidirler. Yay kötü oldu mu, ok eğri gider. İhanet oku doğru hedef aramaz. İhanet ettiklerini bazen bir nefret nesnesine bazen de bir tutunum nesnesine çevirirler.
İmamoğlu üzerinde somutlaşan muhalif tepkiyi yine İmamoğlu'ndan kurtulmak için kullanan kimdir?
Kılıçdaroğlu'nun arkasından ağlayıp onu nefret nesnesine dönüştüren kimdir?
Mansur Yavaş'ı yavaş yavaş ve sessizce oyundan koparan kimdir?
Kimliğinden kişiliğine, kişiliğinden kimliğine bir türlü geçiş yapamayan kimdir?
Merkezi ikna yollarını kullanmadığı için inandırıcılığını yitiren ve beyanatı yerine ayak röntgenine başvuran kimdir?
Gözlüklü, gözlüksüz Osmaniye'den Suriye'yi bile göremeyen kimdir?
Müzakereye iki potansiyel cumhurbaşkanı adayı ile başlayıp sonunda muhalefeti adaysız bırakan kimdir?
Müzakereci- normalleşme yöntemi ile iktidara kıymetli zamanı veren ve sorumluluğunu ödemeyen ondan kaçan kimdir?
Otorite karşısında boş koltuk ile birlikte oturan ve mecliste ayağa kalkan kimdir?
Sokağa isyan çağrısı yapan, 1 Mayıs'ta kitleleri alanda terk eden kimdir?
Muhalefet blokunu bölen kimdir?
Kimdir biliyor musunuz?
Olsa olsa bir Sezar'a ve bir veliye ihtiyaç duyan isyankâr ergendir. Kurtuluşa götüremeyen İsyankâr ergendir. Bir başkası olmadan asla hareket edemeyen, lider olamayan isyankâr ergendir. Eğer bu yönü keşfedilmişse yeni Sezarlar tarafından kullanılacaktır. Perde arkasındakiler için elverişli bir aparattır.
Brütüs, maazallah ülke sorumluluğunu Brütüsçü yöntemlerle elde ederse veya ülke yönetimine getirilirse velisi kim olacak, Sezar’ı kim?
İhanet, geçmişte kurulmuş bir güvenin geleceğe ulaşmasını engellemektir. İhanet bir “hafıza” problemidir. İhanet bir “kimlik” problemidir. İhanet kendi çıkarını dava haline getirmektir. Kendi makamını “hareketin geleceği” diye sunmaktır. Kendi korkaklığını “stratejik sabır” diye adlandırmaktır. Kendi iktidar arzusunu “halkın menfaati” diye anlatmaktır. Kendi ihanetini “zorunluluk” diye meşrulaştırmaktır.
Siyasal ihanet, ihanetle aktör kılığına girmiş Brütüslerin kendisine verilmiş siyasal güveni, temsil yetkisini veya ortak davaya bağlılık yükümlülüğünü, bunu yapanların beklentilerinin tersine kullanmasıdır.
Brütüs, Sezar’a duyulan güven sayesinde temsil yetkisi ve siyasal güç kazanır; ancak bu gücü, ortak amaçtan ve kolektif iradeden koparak kendi kişisel konumunu korumaya yöneldiğinde ihanet duygusu ortaya çıkar. Brütüslerin siyasal ihaneti yalnızca bir sözün veya bağlılığın bozulması değil, ortak davaya, temsil ilişkisine ve geleceğe ilişkin kolektif beklentiye yönelik bir güvenin kırılmasıdır.
Siyasal ihanet, Brütüsün yalnızca eski liderini terk etmesi değildir; kendisini mümkün kılan siyasal hafızayı, kendisine emanet edilen temsil yetkisini ve ortak davanın değerlerini kişisel iktidarının mantığına tabi kılmasıdır. İhanetin gerçek ölçütü ise Brütüsün kimin karşısında durduğu değil, kendisine verilen güveni kimin adına kullandığıdır. Sonunda bu siyasi ihanetin yankısı bir partinin koridorlarında asılı kalır.
Milattan önce birinci yüzyılda (M.Ö. 44) Brütüs ve Sezar hikayesinden dokuz ders çıkarmak mümkündür. Bu dersler: (1) Kişi ile kurumu birbirine karıştırmamak gerekir, bunlar birbirinden ayrılmalıdır. Bir siyasi düzen tek bir kişinin gücüne bağımlı hale geldiğinde kurumlar zayıflar ve ihanet ise o oranda güçlenir. (2) İyi niyet siyasi sonuçları garanti etmez. (3) Bir lideri bertaraf etmek, liderliği doğuran koşulları ortadan kaldırmaz. (4) Meşruiyet yalnızca güçten oluşmaz. (5) Sadakatlerin çatışması (ülkeye, kişiye, kendine sadakat) ihanet doğurur. (6) En tehlikeli siyasal çatışmalar kişisel düşmanlıktan değil, meşruiyet çatışmasından doğabilir. (7) İktidar boşluğu kendiliğinden demokrasi üretmez. (8) Stratejide “yarın” düşünülmelidir. (9) Brütüs kazansa bile kaybetmiştir. Çünkü bir eylemin ahlaki gerekçesi ile siyasal başarısı çoğu zaman birbirinden bağımsızdır.
Şu sorular üzerinde de düşünmek gerekir.
Ahlaki düzeyde sadakat kime olmalıdır, kimden beklenmelidir? Çıkar uğruna ihanet edilebilir mi? Bunu yapabilen neye sadık kalabilir ki?
Siyasi düzeyde iktidarın meşruiyet kaynağı nedir?
Stratejik düzeyde bir rejimi değiştirdikten sonra yerine ne konacaktır? Bir sistemi değiştirmek için sistemi temsil eden kişiyi devirmek yeterli midir?
Ontolojik düzeyde siyasi bir düzeni kişiler mi kurar, kurumlar mı?
Felsefi düzeyde bir davayı korumak için davanın hukukunu çiğnemek paradoksal mıdır?
Sonuç olarak halk güce, güç ihanete teslim edilemez. Gücün ihanetinde halk ölür, adaletin ihanetinde hak ölür, adaletin gücünde ise ihanet ölür. Güç cesedinin sırtında, ihanet hançerinin sırtında adalete gider. İhanet güce, güç adalete teslim edilir. Eninde sonunda hepsi adaletin denge noktasında birleşirler. Güç ihanette, ihanet adalette yok olur. Halk hak, hukuk ve adalette var olur.
Ey halk! Hak, hukuk ve adaletin birleştirici gücünde ihaneti yok etmeye ne dersiniz?





