İZVERİ

Köşe yazısı

Sinan Oğan gibi dostun olacağına, Selahattin Demirtaş gibi Düşmanın olsun.

Bazı sohbetler vardır, yükü ağır...

Yayınlandı: 22 Ekim 2026 22:34

Güncellendi: 23 Ekim 2026 00:38

Paylaş

Bir Yemin Kaç Paradır Kadir Başkan?

​Geçenlerde muhafazakâr Kurmanç bir dostumla çay içiyorduk. Masada siyasetin, memleketin yükü… Bir ara durdu, yüzüme baktı ve öyle bir cümle kurdu ki; vallahi o an alnımın ortasına bir kurşun yeseydim o kadar canım yanmazdı.

​Söyledikten sonra yüzümdeki o asil kırgınlığı görünce pişman oldu belki, mahcupça çayından bir yudum aldı ama iş işten geçmişti bir kere. Hani derler ya; söz ağızdayken senin esirindir, ağızdan çıktıktan sonra sen onun esiri olursun. O söz çıktı bir kere ve geldi, tam da ait olduğu yeri—içimizdeki o yaralı vicdanı—tuz buz etti.

​Ne mi dedi?

​“Türk milliyetçiliği iddiasıyla yola çıkıp da Türk milletini satmayan kaç siyasetçi lider var Kadir Başkan?” dedi. Sonra ekledi: “Aha Sinan Oğan sizi öyle bir satışa getirdi ki… Bir de dön öte tarafa bak. Selahattin Demirtaş ‘Seni başkan yaptırmayacağız’ dedi, 10 senedir hapis yatıyor. Diğerleri de öyle… Yanlış veya doğru, katılırsın katılmazsın ama hiçbiri makam, mevki ve servet için davasını, yol arkadaşını satmadı. Sizin milliyetçiler ise üç kuruşluk ikbale bütün bir maziyi feda etti.”

​Acı olan ne biliyor musunuz? Adam haklı be kardeşim… Yerin dibine batsın ki adam sonuna kadar haklı.

​Düşünüyorum günlerdir. Uykularımı kaçıran bir terazi kuruyorum zihnimde.

​Bir tarafta; milletin en halis duygularını, yetim hakkını, Doğu Türkistan’ın çığlığını, gençlerin umudunu, "Cehennemin kapılarını kapatacağız" süslü laflarıyla pazarlık masasına yatırıp ilk virajda konforlu koltuklara, ceylan derisi makamlara kurulanlar…

​Diğer tarafta ise; siyaseten ve fikren tamamen karşısında durduğumuz, yöntemini ve çizgisini amansızca eleştirdiğimiz ama zindana atılacağını bile bile geri adım atmayan, idealini üç kuruşluk dünya ikbaline değişmeyen bir duruş.

​İnsana söyletiyorlar işte: Sinan Oğan gibi "dostun" olacağına, Selahattin Demirtaş gibi "düşmanın" olsun!

​Hiç değilse düşmanının niyeti belli, duruşu belli, rengi belli! Nereden vuracağını, nerede duracağını bilirsin. Ama "bizden" görünen, senin diliyle konuşan, senin kutsallarınla oy toplayan, Bozkurt işaretiyle gençlerin hayallerini çalan o sahte kahramanların arkandan çevirdiği dolapları ancak iş işten geçince anlarsın.

​Türk milliyetçiliği gibi köklü, bedeli kanla ve çileyle ödenmiş ilahi bir mefkûreyi, kişisel kariyer planlarına basamak yapan bu alçaklar zinciri sadece bir siyasi hayal kırıklığı değildir. Bu, bir neslin inancına, ahlakına ve geleceğine yapılmış en büyük suikasttır.

​Sormak lazım o otoparklarda, konaklarda, lüks makamlarda Türk milliyetçiliği pozu kesenlere:

Bir adamın bedeli ne zaman konforlu bir makam oldu? Şehitlerin hatırası, mazlumların duası kaç ihale, kaç bakanlık, kaç koltuk eder?

​Kürt siyasetçi davasının bedelini demir parmaklıklar arkasında öderken; Türk milliyetçisi iddiasındakilerin ilk ikbal teklifinde diz çöküp teslim olması, bu milletin göğsüne saplanmış en ağır hançerdir.

​Bu durum, ekranlarda "milliyetçilik" satan o vasat tiplemelere ders mi olur, yoksa milletin bağrında ömür boyu sürecek bir dert mi kalır bilmem. Ama bildiğim tek bir şey var:

​Tarih, davasını zindanda da olsa satmayanları "adamlık" parantezinde yazacak; Türk milletinin umudunu pazarlık masalarında bozduran sahte milliyetçileri ise tarihin en utanç verici sayfalarına, ihya ettikleri servetleriyle birlikte gömecektir.

​Bizim payımıza düşen ise ne yazık ki, elin adamı karşısında boynumuz bükük, çayımızı yudumlarken söylenecek tek cümledir:

​"Adam haklı be kardeşim... Vallahi haklı."

Yorumunuzu Yazın

Yorumlar(0)

Henüz yorum yok.

Yorumlar kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan İZVERİ sorumlu değildir. Hukuka aykırı, nefret içeren veya hakaret barındıran yorumlar kaldırılabilir.

3 dk