Ülkemiz siyasetinde eleştiri hakkı için kullanılan üslup, hem toplumsal barış hem de demokratik nezaket açısından büyük bir önem taşır. Siyasi arenada liderlerin ve yöneticilerin kullandığı dil, toplumun geniş kesimleri tarafından dikkatle takip edilir ve örnek alınır.
Sayın Kemal Kılıçdaroğlu'nun CHP Genel Başkanlığı döneminde partinin adayı olarak seçilen ve bu süreçte önemli bir siyasi destek gören Ekrem İmamoğlu ve sayesinde varolduğu, tüm bilişim ve envanter sistemini kullandığı CHP yi bölerek Yeni parti Genel Başkanı olan Özgür Özel'in zaman zaman kamuoyuna yansıyan veya tartışmalara konu olan sert ifadeleri, siyasi nezaket ve kurumsal saygı bakımından ciddi eleştirilere konu olmaktadır.
1. Vefa ve Saygı İlkesinin İhlali
Siyasette makamlar ve görevler gelip geçicidir; ancak vefa ve kurumsal hiyerarşiye gösterilen saygı kalıcıdır. Ekrem İmamoğlu’nun İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na giden yolda en büyük siyasi sorumluluğu üstlenen ve kendisini aday gösteren Kemal Kılıçdaroğlu’na karşı kullanıldığı “SENİN ALNINI KARIŞLARIM” gibi sert veya alaycı üslup, siyasetteki "vefa" duygusunun zedelendiğini göstermektedir.
Bir önceki genel başkana veya siyasi büyüğe karşı takınılan bu tavır, kamuoyunda güç elde edildikten sonra geçmişin kolayca gözden çıkarılabildiği izlenimini doğurmaktadır.
2. Üslup ve Söylem Seviyesinin Düşmesi
YENİ PARTİ Genel Başkan Özgür Özel veya diğer üst düzey yöneticilerin hitaplarında "LAN”, “NAMUSSUZ” gibi sokak diline kayan, nezaket sınırlarını zorlayan veya üstenci bir edayla sarf edilen sözler, ana muhalefet partisinin makamına yakışmayan bir tablo ortaya koymaktadır:
Toplumsal Örnek Olma Sorumluluğu: Milyonlarca vatandaşı temsil eden liderlerin kullandığı kelimeler, toplumdaki genel konuşma kültürünü etkiler.
Makamın Ağırlığı: Genel başkanlık ve belediye başkanlığı makamları; öfke denetimi, olgunluk ve devlet adamı ciddiyeti gerektirir. Argo veya kabadayıvari üslup, haklı iddiaları dahi haksız duruma düşürür.
3. Kurumsal Kültür ve Disiplin Erozyonu
Parti içi rekabet ve fikir ayrılıkları her demokratik yapıda doğaldır. Ancak bu ayrılıkların ve tartışmaların kişisel hırslara, nezaketsiz ifadelere ve kamuoyu önünde birbirinin "alnını karışlama" seviyesine varması, kurumsal ciddiyeti yok eder. Kendi geçmiş liderine ve çalışma arkadaşlarına karşı nezaketi koruyamayan bir yönetim anlayışı, seçmenlerde güven kaybına ve "yönetim erki" konusunda şüphelere yol açar.
Sonuç Olarak:
Siyaset; öfke, argo ve nezaketsizlik üzerinden değil; akıl, nezaket ve vefa ilkeleri çerçevesinde yapılmalıdır. Liderlerden beklenen; eleştirilerini sokağın jargonuna kaydırmadan, devlet adamına yakışır bir olgunluk ve nezaketle dile getirmeleridir.





