İZVERİ

Köşe yazısı

TRT’YE BANDROL ÖDÜYORUM Kİ DÜŞÜNCELERİME HAKARET ETSİN!

TRT’ye bandrol ücreti ödüyorum ki düşüncelerime hakaret etsin! Kamu yayıncılığı ile iktidar yayıncılığı arasındaki sınır nerede?

Yayınlandı: 16 Eylül 2026 10:40

Güncellendi: 8 Ekim 2026 07:36

Paylaş

TRT’YE BANDROL ÖDÜYORUM Kİ DÜŞÜNCELERİME HAKARET ETSİN!

Şimdi diyeceksiniz ki:

Durup dururken nereden çıktı TRT ve bandrol ücreti?

Durup dururken çıkmadı.

Son günlerde yeni bir telefon modelinin Türkiye fiyatı tartışılırken, cihazın üzerine binen vergiler ve kamu kesintileri de yeniden gündeme geldi.

Ve o kalemlerden biri özellikle dikkatimi çekti:

TRT bandrol ücreti.

Bugün cep telefonlarında TRT bandrol oranı yüzde 12.

Bir anda insan ister istemez düşünüyor:

Telefonu ben alıyorum.

Parasını ben ödüyorum.

Vergisini ben ödüyorum.

Üzerine bir de TRT bandrolü ödüyorum.

Peki neden?

Mesele tam burada telefon tartışması olmaktan çıkıyor.

Çünkü benim derdim bandrolün birkaç bin lira fazla ya da eksik olması değil.

Ben başka bir şeyi merak ediyorum:

Parasını hepimiz ödüyorsak TRT gerçekten hepimizin mi?

İşte benim TRT ile garip alışverişim burada başlıyor.

Televizyon alıyorum, bandrol ödüyorum.

Telefon alıyorum, bandrol ödüyorum.

Bilgisayar alıyorum, yine bandrol sisteminin içindeyim.

Üstelik mesele yalnızca kumandanın düğmesine basıp TRT izleyip izlememek de değil.

Vatandaş olarak bu kamu yayıncısının finansman sisteminin içindeyim.

Peki karşılığında ne istiyorum?

Benim gibi düşünmesini mi?

Hayır.

Tam tersine.

Benim gibi düşünmediğinde bile benim düşünme hakkıma saygı göstermesini istiyorum.

Çünkü kamu yayıncılığı ile propaganda arasındaki sınır tam burada başlar.

Devletin televizyonu başka şeydir, iktidarın televizyonu başka.

Devlet kalıcıdır.

İktidar geçicidir.

Kamu kurumu herkese aittir.

Parti ise siyasi bir taraftır.

Türkiye’de devlet ile iktidar arasındaki sınırın TRT ekranlarında zaman zaman bulanıklaşmasının geçmişi elbette yalnızca bugüne ait değil.

Ancak bu tartışma, AKP’nin uzun iktidar yıllarında çok daha görünür ve süreklilik taşıyan bir mesele hâline geldi.

Ve tam da bu nedenle bugün mesele yalnızca “TRT hükümete yakın mı?” sorusu değildir.

Daha temel bir soru vardır:

Kamu yayıncısı ile iktidar yayıncısı arasındaki sınır nerede?

Ben TRT’den benim düşüncelerimi savunmasını istemiyorum.

Benim dünya görüşümü anlatmasını da istemiyorum.

Ben TRT’den, benim paramla bana karşı siyasi taraf olmamasını istiyorum.

Çünkü TRT’nin parasına gelince hepimiz vatandaşsak, ekranına gelince da öyle olmak zorundayız.

Muhalifi de bu ülkenin vatandaşıdır.

Eleştireni de.

İktidara oy vermeyeni de.

İktidarın politikalarına karşı çıkanı da.

Hepsi ödüyor.

Öyleyse hepsi saygıyı hak ediyor.

Bugün eleştirdiğiniz vatandaşın cebinden çıkan parayla mikrofon alıp sonra o mikrofonu ona doğrultarak düşüncelerini aşağılıyorsanız, ortada yalnızca bir yayıncılık sorunu yoktur.

Ortada çok daha temel bir soru vardır:

TRT kimin televizyonudur?

Cevap “milletin” ise mesele basit.

Millet yalnızca iktidara oy verenlerden oluşmaz.

Yok eğer TRT belirli bir siyasi dünyanın televizyonu olacaksa, o zaman vatandaşın da sormaya hakkı vardır:

Neden parasını hepimiz ödüyoruz?

Ben bandrol ödüyorum.

Vergi ödüyorum.

Sonra televizyonu açıyorum…

Ve benim de finansmanına katkıda bulunduğum kamu yayıncılığında düşüncelerimin aşağılandığını görüyorum.

İnsanın aklına ister istemez şu geliyor:

TRT’ye bandrol ücreti ödüyorum ki düşüncelerime hakaret etsin!

Mesele telefon değil.

Mesele yüzde 12 de değil.

Mesele çok daha basit:

Parası hepimizden alınıyorsa, ekranı da hepimizin olmak zorunda.

Sorun kumandada değil.

Sorun, kumandayı kimin elinde tuttuğunda.

Hakan URUN

16 Eylül 2026

Yorumunuzu Yazın

Yorumlar(0)

Henüz yorum yok.

Yorumlar kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan İZVERİ sorumlu değildir. Hukuka aykırı, nefret içeren veya hakaret barındıran yorumlar kaldırılabilir.

3 dk