TÜRKİYE’NİN KONUŞMASI GEREKEN GERÇEK: KOLTUK DEĞİL, ÇÜRÜYEN SİSTEM! CHP LİDERİ KILIÇDAROĞLU NTV’DE HANGİ TARTIŞMANIN KAPAĞINI AÇTI?
Bir tarafta erken seçim tartışmaları, diğer tarafta yeniden adaylık hesapları… CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, NTV ekranlarında öyle cümleler kurdu ki asıl konuşulması gereken mesele, kimin Cumhurbaşkanı adayı olacağı değil, Türkiye’nin nasıl bu noktaya geldiği sorusu oldu.
Türkiye’de siyaset uzun zamandır tuhaf bir döngünün içinde. Herkes seçim konuşuyor, herkes aday konuşuyor, herkes koltuk hesabı yapıyor. Ama kimse dönüp şu soruyu yeterince yüksek sesle sormuyor:
Bu ülkede işler neden bu kadar kötüye gitti?
İşte Kemal Kılıçdaroğlu’nun NTV canlı yayınında söylediklerini yalnızca bir siyasetçinin televizyon açıklamaları olarak okumak, meselenin özünü kaçırmak olur. Çünkü o yayında, siyasetin yıllardır etrafında döndüğü üç büyük tartışma yeniden masaya yatırıldı: İktidarın değişmesi, siyasi ahlak ve Türkiye’nin yönetim sistemi. Üstelik Kılıçdaroğlu’nun sözleri, yalnızca iktidara değil, muhalefetin kendi içindeki tartışmalarına da ayna tutacak nitelikteydi.
ERKEN SEÇİM İSTEMEK BAŞKA, SEÇİM ÜZERİNDEN HESAP YAPMAK BAŞKA!
Kılıçdaroğlu’nun en dikkat çekici çıkışlarından biri erken seçim konusundaydı. “Bir an önce erken seçim olsun. Bir an önce iktidarı gönderelim” dedi. Bu sözün ardından gelen asıl mesaj ise daha önemliydi. Seçimden kaçan bir muhalefetin olamayacağını belirtirken, iktidarın seçim takvimi üzerinden kendi siyasi çıkarına uygun bir fırsat yaratmasını da “seçim fırsatçılığı” olarak nitelendirdi.
Burada siyasetin önüne konulmuş önemli bir soru var:
Erken seçim gerçekten milletin önünü açmak için mi isteniyor, yoksa iktidarın yeniden adaylık hesabına uygun bir takvim yaratmak için mi? İşte tartışmanın düğümlendiği yer burası. Seçim sandığı milletin iradesidir. Hiçbir siyasi aktörün kişisel veya kurumsal çıkarının aracı haline getirilmemelidir.
BİR CÜMLEYLE ADAYLIK TARTIŞMASININ DIŞINA ÇIKTI
Gelelim yayının en çok konuşulması gereken bölümlerinden birine… Kılıçdaroğlu’na yeniden Cumhurbaşkanı adayı olup olmayacağı soruldu.
Yanıtı kısa ve netti:
“Hayır, öyle bir düşüncem yok.”
Siyasette herkesin bir sonraki makamı, bir sonraki seçimi, bir sonraki koltuğu konuştuğu bir dönemde bu açıklamanın üzerinde durmak gerekiyor. Çünkü Türkiye’nin bugün yaşadığı sorunlar, yalnızca bir adayın değişmesiyle çözülebilecek kadar küçük değil. Ekonomiden adalete, bürokrasiden parlamentoya kadar uzanan sorunlar var. Bir ülkenin geleceği, sadece Cumhurbaşkanlığı koltuğuna kimin oturacağıyla belirlenemez. O koltuğun etrafındaki sistemin nasıl çalıştığı da en az isimler kadar önemlidir. Kılıçdaroğlu’nun adaylık tartışmasına mesafeli durması, tam da bu nedenle yayının üzerinde ayrıca durulması gereken başlıklarından biriydi.
ASIL BOMBA: PARLAMENTO VAR AMA PARLAMENTO İŞLİYOR MU?
Şimdi gelelim meselenin en can alıcı yerine… Kılıçdaroğlu, Türkiye’deki mevcut yönetim yapısını eleştirirken parlamentonun işlevini kaybettiğini savundu. Güçlendirilmiş parlamenter sistemin yanı sıra yarı başkanlık sisteminin de tartışılabileceğini söyledi. Ancak burada asıl mesele sistemin adının ne olacağı değil.
Asıl mesele şu:
Bir ülkede milletvekilleri ülkenin en önemli sorunlarını özgürce tartışamıyorsa, yolsuzluk iddiaları yeterince araştırılamıyorsa, parlamentonun denetim gücü tartışma konusu haline geliyorsa demokrasi nasıl sağlıklı işleyecek? Parlamento yalnızca kanunların kabul edildiği bir bina değildir. Parlamento, iktidarın denetlendiği, yanlışların sorgulandığı, milletin sesinin duyulduğu yerdir. Milletin temsilcileri konuşamayacaksa, hesap soramayacaksa, orada temsilin anlamı ne olacak? Kılıçdaroğlu’nun bu sözleri, Türkiye’nin önündeki en büyük siyasi tartışmalardan birini yeniden gündeme taşıdı.
YOLSUZLUKLA MÜCADELE Mİ, SİYASİ SEÇİCİLİK Mİ?
Bir diğer önemli başlık belediyelere yönelik soruşturmalardı. Kılıçdaroğlu’nun mesajı açıktı: Yolsuzluk varsa soruşturulsun, kim olursa olsun hesabını versin. Ancak bu mücadele bütün belediyeler için eşit yürütülmeli. AK Partili belediyelerle ilgili dile getirdiği yolsuzluk iddialarına ilişkin işlem yapılmadığını savunarak çifte standart eleştirisinde bulundu.
Şimdi burada kimsenin kaçamayacağı bir soru var:
Hukuk, siyasi kimliğe göre mi işleyecek, yoksa herkes için aynı mı olacak? Bir CHP’li belediye başkanı hakkında iddia varsa soruşturma yapılmalı. Bir AK Partili belediye başkanı hakkında iddia varsa o da soruşturulmalı. Suçun partisi, rozetinin rengi, siyasi yakınlığı olmaz. Ama hukukun da siyasi aidiyeti olmamalı. Yolsuzlukla mücadele, rakipleri tasfiye etmenin değil, kamu kaynaklarını korumanın adı olmalıdır. Kamu malına el uzatan kim varsa hesap vermelidir. Nokta!
KILIÇDAROĞLU’NUN ASIL UYARISI: SİYASETTE AHLAK KAYBOLURSA NE KALIR?
Yayının belki de en ağır ifadeleri, siyasi ve bürokratik yapıda ahlaki değerlerin aşındığı yönündeki değerlendirmeleriydi. Kılıçdaroğlu, Türkiye’nin bugün ittifak ve adaylık tartışmalarından önce yolsuzlukları, ahlaki aşınmayı ve kurumların durumunu konuşması gerektiğini söyledi. Bu cümlelerin üzerinde durmak gerekiyor. Çünkü siyaset sadece iktidar olma sanatı değildir. Aynı zamanda kamu gücünü hangi ahlaki ölçülerle kullanacağınızın sınavıdır. Bir makam, kişisel zenginleşme aracı değildir. Bir kamu kurumu, siyasi sadakat merkezi değildir. Bir belediye, bir bakanlık, bir parlamento üyesi; hepsi millete karşı sorumludur. Siyasette güven kaybolduğunda, vatandaşın devlete olan güveni de yara alır. İşte bu nedenle ahlaki standartlar tartışması, günlük siyasi polemiklerden çok daha büyük bir meseledir.
PEKİ, MUHALEFET BU MESAJLARI NASIL OKUMALI?
Kılıçdaroğlu’nun açıklamaları yalnızca iktidara yönelik eleştirilerden ibaret değildi. Muhalefete de dolaylı bir soru yöneltiyordu: Siz gerçekten Türkiye’nin sorunlarını mı konuşacaksınız, yoksa kendi aranızdaki siyasi mücadeleye mi devam edeceksiniz? Çünkü vatandaşın artık bitmeyen adaylık tartışmalarından yorulduğu açık. İnsanlar geçim derdine çözüm, adalete güven, çocuklarına gelecek, gençlerine umut istiyor. Siyasetçiler ise çoğu zaman kendi aralarındaki tartışmalara gömülüyor. Bir ülkenin gündemi, siyasi aktörlerin kişisel hesaplarından ibaret olamaz.
SON SORU: TÜRKİYE’Yİ KİM YÖNETECEK DEĞİL, NASIL YÖNETECEK?
NTV yayınından geriye kalan en önemli tartışma bence budur. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun sözleri yeni bir adaylık tartışmasının ötesinde okunmalı. Erken seçim, siyasi ahlak, yolsuzlukla mücadele, parlamentonun denetim gücü ve demokratik sistem…
Bunların her biri Türkiye’nin geleceğini doğrudan ilgilendiren başlıklar. Ancak bütün bu tartışmaların sonunda şu gerçeği unutmamak gerekiyor: Bir ülkede sadece iktidar değişmesi yetmez. Yönetme anlayışı, hesap verme kültürü, hukuk düzeni ve kurumların işleyişi de değişmek zorundadır. Çünkü isimler değişir, partiler değişir, iktidarlar değişir. Ama sistemin sorunları yerinde duruyorsa vatandaşın hayatında ne değişir? Belki de Türkiye’nin bugün duyması gereken en önemli soru tam olarak budur: Bu ülkeyi kimin yöneteceğini tartışıyoruz da, bu ülkenin neden böyle yönetildiğini ne zaman konuşacağız?
Ve asıl hesaplaşma, işte o soruyla başlayacak.





