Dünyada hakimiyeti elinde tutan Anglo Sakson ve Siyonist Yahudilerin oluşturduğu küresel çetenin tek bir ideolojisi vardır o da “Kaos Düzeni”. Bütün menfaatlerini bu düzenden sağlamaktadırlar.
Parayı kayıtsız şartsız onlar kontrol ederler. ABD’de ve İngiltere’de Merkez Bankası’ndan tutun, diğer uluslardaki merkez bankalarına kadar tüm temel bankaların kilit noktalarını onlar kontrol ederler. İskonto oranlarını, para teminini, altın stoklarını ve altın fiyatlarını, borsa fiyatlarını onlar ellerinde tutarlar ve kontrol ederler. Dünyada akmakta olan tüm kara para küresel çetenin kontrolündedir .
Dünyadaki pek çok tüketim malzemesini ve diğer malları, sistematik gizli örgüt ağına sahip bir elitler grubu kontrol etmektedir. Bu elitler grubu tüm dünyaya yayılmışlar ve pek çok kilit noktayı bilinçli ve planlı bir biçimde işgal etmişlerdir. Artık dünyayı yöneten bu elitler grubunu oluşturan küresel çetedir.
Bu küresel çetenin şirketlerinden biri Rio Tinto, Namibya’daki dünyanın en büyük uranyum tesisine İran Devleti ile ortaktır ve halen İran’ın uranyum ihtiyacını karşılamaktadır. İlginç olanı ise Rio Tinto şirketinin sahipleri İsrail devletinin kurucularındandır. Rio Tinto, aynı zamanda İran’ın Dhakhasan bölgesinde altın bulmuş ve yatırım aşamasına geçmiş ve çıkartmaya başlamış olduğu söylenmekteydi. (İnternet üzerinden Rio Tinto Iran, Iran Rossing kelimeleri ile yapılacak aramada fazlası ile bilgi elde edilebilir.)
Rio Tinto, 1873 yılında Jardine Matheson firması tarafından kurulmuş şirketin en büyük hissesi Rothschild ailesine ait olup Angola Sakson İngiliz kraliyet ailesinin de hissesi bulunmaktadır. Jardine Matheson 1800’lü yılların başından itibaren Türkiye’den Çin’e “afyon” ticareti yapan bir firma olduğu Osmanlı arşivlerinde belirtilmektedir.
1839 yılında Çin ile İngiltere arasındaki Afyon Savaşı’nın Çin’in mağlubiyeti ile sonuçlanması üzerine Hong Kong İngilizlere bırakıldı. Burada, Rothschildler tarafından kurulan Hong Kong Shangai Bank Corporation (HSBC) afyon ticaretini finanse etmeye başlar.
Jardine Matheson firmasının afyon ticaretinden kazanılan parası ile kurulan Rio Tinto, bu gün dünyanın en büyük maden firması olup, tek başına dünya maden üretiminde % 12.5’lik pay ile birinci sıradadır. İkinci sırada % 11’lik pay ile yine İngiltere merkezli Anglo American Corp., üçüncü sırada % 8’lik pay ile yine İngiltere merkezli Billiton/BHP gelmektedir. Türkiye’nin tüm maden üretiminin dünya üretiminde % 0.9’luk bir paya sahip olduğu dikkate alınırsa firmaların büyüklükleri anlaşılır.
En büyük kişisel yatırımcı olan İngiliz kraliyet ailesi Rio Tinto'nun en büyük kişisel yatırımcısı olduğu ve 2001 yılında eroinin serbest bırakılması için ciddi miktarda para harcadıkları; Avustralya’da bazı kiliseler bünyesinde oluşturulan Tolerance Room’larda (Hoşgörü Odaları) haftanın belli gün ve saatlerinde isteyenlere düşük miktarda eroin enjekte edildiği, T-Room’ların masraflarını karşılayanlar ve lobi çalışmalarını destekleyenler arasında Rio Tinto'nun olduğu bilinmekte olup diğer destekçiler, Westpacbank, ANZBank, NABank gibi Rio Tinto’nun kurumsal yatırımcılarıdır. Prens Charles’e ait Queen Truest firmasının da bu çalışmayı desteklediği belirtilmesine gerek olmadığı ortaklığından anlaşılmaktadır (14 Mayıs 1999-Allen Douglas)
Rio Tinto Limited’in ortaklık yapısı oldukça ilginç olduğu Türkiye’de faaliyet gösteren yabancı bankaların neredeyse tamamının hissesi bulunması ve Chase Manhattan ile J.P. Morgan’ın birleştiği, Citicorp’un, Salomon Smith Barney, Citibank ve ABN Amro’ya sahip olduğu, HSBC’nin de aynı sermaye grubundan olduğu dikkate alındığında ülkemizin içine düşürüldüğü Fon krizinin boyutları anlaşılır.
15,3 trilyon dolar varlıkla dünyanın en büyük çok uluslu varlık yönetimi ve yatırım şirketi BlackRock CEO'su Laurence Douglas Fink'i, 23.03.2026 tarihinde Cumhurbaşkanlığı Dolmabahçe Çalışma Ofisi'nde kabul etmesi ve konuyu “Türkiye, Avrupa, Asya ve Ortadoğu arasında benzersiz bir köprü rolü oynuyor. Bölge ve küresel ekonomi açısından kritik bir dönemde, kamu ve özel sektör arasında sürdürülebilir bir diyalog büyük önem taşıyor. Hükümet ile iş dünyası arasındaki yapıcı etkileşim, rekabetçiliği artırabilir, uzun vadeli yatırımları harekete geçirebilir ve büyümenin daha geniş fırsatlara ve kalıcı ekonomik istikrara dönüşmesini sağlayabilir” şeklinde belli etmesi küresel çetenin sıkıntısını gösterdi. Çünkü 28 Şubat'ta başlattıkları İran savaşından umduklarını bulamadılar ve Türkiye'yi savaştıramadıklarından bildikleri yöntem ekonomik savaşı devreye koydular.
Bilinmelidir ki Türkiye, Bor madenlerini devletleştirmeden (1978) önce % 80’ine Türk Borax adlı firması ile hakim olan Rio Tinto, içmizdeki işbirlikçi ve hizmetkarları ile alımını yine yapmak için "KAMU VE ÖZEL SEKTÖR ARASINDA SÜRDÜRÜLEBİLİR TİCARET ÖNEM TAŞIYOR" şeklinde Cumhurbaşkanı R.T. Erdoğan'a talepte bulunmalarını gördük. Böylece küresel çetenin Eti Holding A.Ş. ve Ocak 2004’teki yeni yapılandırma ile Eti Maden İşletmeleri Genel Müdürlüğü'nü hedef alarak sürdürebilirlik bir işbirliğinin olması halinde küresel çeteye hizmet olacağı kaçınılmazdır.
Kalın sağlıcakla...





