İZVERİ

Köşe yazısı

YAZAR KASAYLA GELENLER, “GEÇİNEMİYORUZ” DİYENLERİ DUYUYOR MU?

2001’de yazar kasa krizin sembolüydü. 25 yıl sonra milyonlar “Geçinemiyoruz” diyor. 24 yıllık iktidarın artık “eski Türkiye” bahanesi kalmadı.

Yayınlandı: 26 Eylül 2026 13:09

Güncellendi: 8 Ekim 2026 10:59

Paylaş

YAZAR KASAYLA GELENLER, “GEÇİNEMİYORUZ” DİYENLERİ DUYUYOR MU?

Türkiye ağır bir ekonomik krizin içindeydi.

Esnaf Ahmet Çakmak, Başbakanlığın önüne yazar kasasını fırlattı.

O yazar kasa yalnız kaldırıma düşmedi.

Siyasetin ortasına düştü.

Gazeteler yazdı, televizyonlar günlerce konuştu. Vatandaşın çaresizliğinin ve ekonomik krizin sembolüne dönüştü.

25 yıl geçti.

Ankara’da emekliler seyyanen zam ve insanca yaşam talebiyle eylemdeydi.

60 yaşındaki emekli polis Ali Şekeroğlu da oradaydı.

Elindeki dövizde şu yazıyordu:

“Para için değil, onurumuz için.”

Ve Şekeroğlu o eylem sırasında yaşamına son verdi.

Bir insanın intiharını yalnız ekonomik koşullara bağlayamayız. İntihar çok etkenli bir olgudur.

Ama bulunduğu meydanı, insanların orada neden toplandığını ve o dövizde yazan cümleyi de görmezden gelemeyiz.

Çünkü mesele artık yalnız para değildir.

İnsan onurudur.

2001’İN YAZAR KASASIYLA SİYASET YAPANLAR AYNAYA BAKSIN

AKP’nin yükselişini hazırlayan toplumsal zeminin önemli parçalarından biri 2001 kriziydi.

Yıllarca anlattılar:

Esnaf batıyordu.

İnsanlar geçinemiyordu.

Yazar kasa Başbakanlığın önüne fırlatılıyordu.

“Eski Türkiye” buydu.

Peki bugün?

24 yılı aşkın süredir iktidardasınız.

Artık her sorunun ardından “bizden önce” diyemezsiniz.

Bugünün emeklisi sizin yönettiğiniz ülkenin emeklisi.

Bugünün hayat pahalılığı sizin döneminizin hayat pahalılığı.

Bugünün gelir dağılımı sizin döneminizin tablosu.

Çeyrek yüzyıla yaklaşan bir iktidar artık devraldığı Türkiye’yi değil, kurduğu Türkiye’yi anlatmak zorundadır.

HERKES SABREDECEK, PEKİ NEREYE KADAR?

Yıllardır aynı kelimeyi duyuyoruz:

Sabır.

Emekli sabredecek.

İşçi sabredecek.

Memur sabredecek.

Asgari ücretli sabredecek.

Esnaf sabredecek.

Genç sabredecek.

Peki ekonomik politikaların bedelini neden sürekli aynı insanlar ödüyor?

Tasarruf denildiğinde neden önce vatandaşın sofrası küçülüyor?

Fedakârlık denildiğinde neden hep aşağıdakilerden başlanıyor?

Bu ülkede kemer varsa neden hep yoksulun beline takılıyor?

Ekonomik krizin ahlaki tarafı tam da budur:

Bedelin kimlere ödetildiği.

YOKSULLUK YALNIZ AÇLIK DEĞİLDİR

Yıllarca çalışmış bir insan emekli olduğunda devletinden sadaka istemez.

Hakkını ister.

Kirasını ödeyebilmek ister.

Pazarda etikete bakıp ürünü geri bırakmamak ister.

Torununa harçlık verirken mahcup olmamak ister.

Yarınından korkmamak ister.

Bunun adı lüks değildir.

İnsan onurudur.

Sosyal devletin ölçüsü yalnız yaptığı yolların, köprülerin, binaların büyüklüğü değildir.

En güçsüz yurttaşının nasıl yaşadığıdır.

ASIL TEHLİKE ÖFKE DEĞİL, UMUTSUZLUKTUR

İktidarlar öfkeli toplumdan korkar.

Oysa demokrasi açısından daha tehlikeli bir şey vardır:

Umudunu kaybetmiş toplum.

Öfkeli insan bağırır.

Meydana çıkar.

İtiraz eder.

Oy verir.

Çünkü hâlâ değiştirebileceğine inanır.

Umutsuz insan ise susar.

Siyasetin korkması gereken asıl sessizlik budur.

ARTIK “ESKİ TÜRKİYE” YOK, SİZ VARSINIZ

2001’de vatandaşın feryadını iktidarın sorumluluğu sayıyordunuz.

Bugün de sayacaksınız.

Muhalefetteyken boş tencere iktidarın ayıbıysa bugün de öyledir.

Muhalefetteyken yoksulluk siyasi meseleydi de iktidara gelince nasıl “geçici maliyet” oldu?

İlke, iktidara gelince değişmiyorsa ilkedir.

Yoksa propagandadır.

24 yılı aşkın süre geçti.

Artık arkanıza saklanacağınız bir “eski Türkiye” yok.

Koalisyon yok.

Sizden önceki hükümet yok.

Bahane yok.

Siz varsınız.

Yetki sizde.

Bütçe sizde.

Ekonomi yönetimi sizde.

Karar sizde.

O halde hesabı da siz vereceksiniz.

İktidarın nimetlerini sahiplenip ülkenin faturasını sürekli emekliye, işçiye, memura, esnafa kesemezsiniz.

İnsanlara yıllarca:

“Sabredin.”

deyip sonra sofralarının neden küçüldüğünü kader diye anlatamazsınız.

Ali Şekeroğlu’nun ölümünün nedenini biz belirleyemeyiz.

Ama meydandaki insanların söylediği şeyi duyuyoruz:

“Geçinemiyoruz.”

Bunu bir kişi söylüyorsa dinlersiniz.

Bin kişi söylüyorsa düşünürsünüz.

Milyonlar söylüyorsa artık grafik göstermezsiniz.

Hesap verirsiniz.

Çünkü 2001’de bir yazar kasayı yıllarca iktidarın beceriksizliğinin sembolü yaptınız.

Şimdi aynı ölçüyü kendinize uygulama zamanı.

Yazar kasayı hatırlatarak geldiniz.

24 yılın sonunda emekliye hâlâ sabır tavsiye ediyorsunuz.

O halde artık dönüp geçmişi göstermeyin.

Aynaya bakın.

Bu tablo sizin iktidarınızın tablosudur.

Ve bundan sonra soru:

“Vatandaş biraz daha sabredebilir mi?”

değildir.

Vatandaş neden hâlâ bunun bedelini ödüyor?

Çünkü iktidar olmak yalnız sarayın anahtarını almak değildir.

Faturanın altına da imza atmaktır.

Ve 24 yılın sonunda o faturanın altında artık başka bir hükümetin adı yok.

SİZİN İMZANIZ VAR.

Hakan URUN

26 Eylül 2026

Yorumunuzu Yazın

Yorumlar(0)

Henüz yorum yok.

Yorumlar kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan İZVERİ sorumlu değildir. Hukuka aykırı, nefret içeren veya hakaret barındıran yorumlar kaldırılabilir.

3 dk