ADALETİN KAPISINDA SİYASET, EKRANIN BAŞINDA KAYYIM!
İBB davasında savunmalar başlarken Halk TV’nin ekranı karartıldı. Bir soruşturmanın hukuki sınırları nerede bitiyor, toplumun haber alma hakkı nerede başlıyor?
Türkiye’de artık yalnız mahkemelerde verilen kararları değil, o kararların topluma nasıl duyurulduğunu da tartışıyoruz.
14 Ekim sabahı Halk TV’nin binasına polis girdi. Kanalın yönetimine kayyım atandı, yayın durduruldu. Aynı gün Ekrem İmamoğlu, İBB davasında savunmasına başladı.
Biri mahkeme salonunda konuşurken, o salondaki gelişmeleri kamuoyuna aktaran televizyonlardan birinin ekranı karardı.
Bu eşzamanlılık tek başına siyasi bir müdahalenin kanıtı değildir. Ancak ortaya çıkan soruları görmezden gelmek de mümkün değildir.
HUKUKUN GÜCÜ MÜ, GÜCÜN HUKUKU MU?
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, kanalın sahibi Cafer Mahiroğlu hakkında rüşvet, ihaleye fesat karıştırma ve suç gelirlerini aklama iddialarıyla soruşturma yürütüldüğünü açıkladı. Mahiroğlu ise suçlamaları reddediyor.
Elbette herkes soruşturulabilir. Hukukun üstünlüğü, hiç kimseye dokunulmaması değil, herkes hakkında aynı kuralların uygulanmasıdır.
Fakat bir kişinin olası cezai sorumluluğuyla yüzlerce gazetecinin çalışma hakkı ve milyonlarca insanın haber alma özgürlüğü birbirinden ayrılmalıdır.
Soruşturma yürütmek başka, bir televizyonun yayınını durdurmak başkadır.
Burada yanıt bekleyen soru, müdahalenin yalnız hukuki dayanağı değil, neden bu kapsamda uygulandığıdır.
MAHKEMELER AÇIK, EKRANLAR KAPALIYSA…
İBB davası yalnız sanıkların ve avukatların meselesi değildir. Kamu kaynaklarına ilişkin iddialar, seçilmiş yöneticilerin sorumluluğu ve yargılamanın adilliği toplumun tamamını ilgilendirir.
Suçlamalar araştırılmalı, savunmalar dinlenmeli, deliller tartışılmalıdır.
Ancak yurttaş bütün bunları farklı kaynaklardan öğrenebilmelidir.
Jürgen Habermas’ın kamusal alan düşüncesi tam da burada önem kazanır. Demokrasi, yalnız seçimlerin yapılmasıyla değil, yurttaşların ortak meseleleri özgürce tartışabilmesiyle yaşar.
Haber kaynakları daraldığında kamusal denetim de zayıflar.
CHP’NİN DE SINAVI VAR!
CHP açısından mesele yalnız Halk TV’ye sahip çıkmak olmamalıdır.
Bir gazetecinin siyasi görüşünü beğenmemek, eleştirilerinden rahatsız olmak veya yayın politikasına itiraz etmek başka; onun ifade özgürlüğünü savunmak başkadır.
Bu ilke, CHP’yi eleştiren gazeteciler için de geçerli olmalıdır.
Çünkü basın özgürlüğü, yalnız kendi sesimizin duyulmasını istemek değildir. Katılmadığımız düşüncelerin de özgürce ifade edilebilmesini savunmaktır.
ASIL SORU HÂLÂ ORTADA!
Bugün Türkiye’nin fon soruşturmalarından ekonomik sıkıntılara, İBB davasından bölgesel çatışmalara kadar yanıt bekleyen ağır meseleleri var.
Böyle bir dönemde devletin görevi, gazetecilerin çalışmasını ve toplumun bilgiye erişimini güvence altına almaktır.
Kayyım kararının gerekçesi açıklanmalı, yayın durdurma işleminin zorunluluğu ve ölçülülüğü bağımsız yargısal denetime açık olmalıdır.
Çünkü adaletin yalnız gerçekleşmesi yetmez; toplumun onu görebilmesi, sorgulayabilmesi ve tartışabilmesi de gerekir.
Bir mahkemenin kapısını açık tutup o kapının ardında yaşananları anlatan ekranları kapatırsanız, yurttaşın adaleti denetleme hakkını nasıl koruyacaksınız?
Hakan URUN
15 Ekim 2026





