EKRANI KARARTINCA HAKİKAT DE KARARIR MI?
Fon skandalı tartışmaları, İBB davası ve bölgesel savaş gündemi… Türkiye’nin yanıt bekleyen bunca sorusu varken Halk TV’nin ekranının karartılması yalnızca bir hukuk meselesi mi?
Türkiye bir sabaha daha polis baskını ve kayyım haberiyle uyandı.
Bu kez adres Halk TV.
Sabahın erken saatlerinde televizyon binasına girildi, yönetim kayyıma devredildi, normal yayın akışı durduruldu. Gazetecilerin çalıştığı bir kurumun ekranı, milyonların haber alma ihtiyacının sürdüğü bir anda karartıldı.
Gerekçe, kanalın sahibi Cafer Mahiroğlu hakkındaki mali suç iddialarına dayanan soruşturma.
Elbette hiç kimse hukukun üzerinde değildir. Bir medya kuruluşunun sahibi de suç şüphesi varsa soruşturulabilir. Ancak bir kişinin cezai sorumluluğunun araştırılmasıyla toplumun haber alma hakkının sınırlandırılması aynı şey değildir.
Asıl tartışma burada başlıyor.
BU KARARTMANIN ZAMANLAMASI TESADÜF MÜ?
Türkiye’nin gündemine bakın!
Fon piyasasındaki usulsüzlük iddiaları ve yatırımcıların uğradığı zararlar tartışılıyor. Kamu otoritelerinin denetim sorumluluğu sorgulanıyor.
Ortadoğu’da çatışmalar sürerken Türkiye’nin askerî yükümlülükleri, Lübnan’a asker gönderilmesi tartışmaları ve dış politikanın sınırları gündemde.
İBB davasında ise Ekrem İmamoğlu’nun savunmasının başlayacağı gün, davayı yakından izleyen televizyonlardan birinin yayını kesiliyor.
Bütün bunların aynı döneme denk gelmesi, müdahalenin siyasi sonuçlarını sorgulamayı gerektiriyor.
Bu zamanlama gerçekten yalnızca tesadüf mü?
Tesadüf olmadığını ileri sürmek için kanıt gerekir. Fakat böyle bir sorunun sorulmasını engellemek de demokratik bir toplumda kabul edilemez.
BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ, SEVDİĞİMİZ GAZETECİYİ KORUMAK DEĞİLDİR!
Basın özgürlüğü yalnız bizimle aynı fikirde olanların hakkı değildir.
Halk TV’yi eleştirebilirsiniz. Yayın politikasını taraflı bulabilirsiniz. Gazetecilerin söylediklerine itiraz edebilirsiniz.
Ama bütün bunlar, ekranının karartılmasını savunmak için yeterli gerekçe oluşturmaz.
Aynı ilke yarın başka bir televizyon, gazete veya internet sitesi için de geçerli olmalıdır.
Çünkü demokrasi, sevmediğimiz düşüncelerin de özgürce ifade edilebildiği bir düzendir.
HAKİKATİN ÜZERİNE KAYYIM ATANABİLİR Mİ?
Hannah Arendt’in siyaset ve hakikat üzerine düşünceleri bize önemli bir tehlikeyi hatırlatır: Toplumun ortak gerçeklik zemini aşındığında, kamusal tartışma da anlamını kaybeder.
Bir ülkede insanlar aynı haberleri öğrenemiyor, aynı soruları soramıyor ve iktidarın kararlarını özgürce tartışamıyorsa, sandığın varlığı tek başına demokratik denetimi güvence altına alamaz.
Bu nedenle sorulması gereken yalnızca kayyım kararının hukuki dayanağı değildir.
Yayının durdurulması neden gerekli görüldü? Daha ölçülü bir yöntem mümkün değil miydi? Gazetecilerin çalışma hakkı ve yurttaşların haber alma özgürlüğü nasıl korunacak?
Bu soruların açık yanıtları olmalı.
Çünkü hukuk, yalnız soruşturma yapma yetkisini değil, temel hakları koruma sorumluluğunu da içerir.
Bir televizyonun ekranını karartabilirsiniz. Ama o ekranda sorulması gereken soruları ortadan kaldıramazsınız.
Asıl mesele de budur: Hakikatin konuşulabildiği bir ülke mi istiyoruz, yoksa yalnız izin verilenlerin duyulabildiği bir ülke mi?
Hakan URUN
14 Ekim 2026





