İZVERİ.

Köşe yazısı

Aptalokrasi

Idiocracy, küfür, seks ve şiddet dilinin sıradanlaştığı bir toplumu anlatıyor.

Yayınlandı: 4 Eylül 2026 17:45

Güncellendi: 4 Eylül 2026 19:46

Paylaş

Aptalokrasi

Hiç dikkatinizi çekti mi ?

Son yıllarda gençlerin birbirleriyle konuşma biçimi değişti.

Otobüste, okulda, kafede, sokakta… Kadın ya da erkek fark etmiyor. Birbirlerine öyle küfürler ediyorlar ki, eskiden insanın yüzünü kızartacak, hatta kavga çıkartacak sözler bugün arkadaşlık cümlelerinin arasına karışıp gidiyor.

Kimse dönüp bakmıyor.

Kimse yadırgamıyor.

Küfür, dilin sıradan bir parçasına dönüşüyor.

Sonra eve geliyorsunuz. Telefonu açıyorsunuz.

X'te bu kez başka bir manzara var.

Bir fikir yazıyorsunuz. Karşınızdaki fikrinize cevap vermiyor. Önce yaftalıyor. Sonra ötekileştiriyor. Yetmezse cinsiyetçi bir küfür geliyor.

Fikrin kendisi artık önemli değil.

Kimin söylediği önemli.

Hangi tarafta olduğunuz önemli.

Ve karşınızdakini ne kadar ağır susturduğunuz, ne kadar küçük düşürdüğünüz neredeyse bir başarı göstergesine dönüşüyor.

Televizyonu açıyorsunuz.

Bağıran, aşağılayan, kabalaşan, skandallarıyla gündem olan figürler milyonların ilgisini çekiyor.

Özel hayat, cinsellik, kabalık, gösteri…

Ne kadar fazla gürültü, o kadar fazla görünürlük.

Sonra en çok izlenen komedi içerikli programlara bakıyorsunuz.

Örneğin Hasan Can Kaya'nın Konuşanlar programı gibi milyonların izlediği eğlencelerde cinsel fanteziler anlatılıyor, küfürler kahkahalarla karşılanıyor. Üstelik ekrana gelen insanların doktor, yönetici, eğitimli, başarılı olmaları özellikle vurgulanıyor.

Sanki bize,

“Bunda şaşılacak ne var?” deniyor.

Evet, bunda şaşılacak bir şey var.

Çünkü mesele artık insanların küfür etmesi, cinsellik konuşması ya da kaba olması değil.

Mesele, neyin normalleştirildiği.

Neye güldüğümüz.

Neyi ödüllendirdiğimiz.

Neyi izlediğimiz.

Neyi alkışladığımız.

Ve en önemlisi, neyi düşünmeden kabul ettiğimiz.

Tam burada 2006 yapımı bir film geliyor akla:

Idiocracy.

 Mike Judge tarafından çekilen bu bilimkurgu komedi filmi, geleceği aptallık üzerinden oldukça karanlık biçimde hicveden bir distopya.

Filmin ortaya çıkış hikâyesi de oldukça ilginç.

Mike Judge, Disneyland'da çocuğunu eğlendirirken oyuncaklara binmek için bekleyen, arkalarında bebek arabaları bulunan iki kadının kendi aralarında bol küfürlü kelimeler eşliğinde konuşmasına şahit oluyor. İki kadının konuşma tarzına hayret ederken aklına gelen fikir, daha sonra Idiocracy'nin senaryosuna ilham kaynağı oluyor.

Film yıllar içinde kültleşiyor.

Özellikle Donald Trump'ın başkanlığından sonra ise Mike Judge için “geleceği tahmin eden kâhin yönetmen” benzetmeleri yapılmaya başlanıyor.

Çünkü filmdeki dünya artık o kadar yabancı gelmiyor.

Idiocracy, küfür, seks ve şiddet dilinin sıradanlaştığı bir toplumu anlatıyor.

Ama aslında bundan çok daha fazlasını yapıyor.

Tüketim kültürünü, medyanın insanları aptallaştırmasını, siyasetin gösteriye dönüşmesini ve şirketlerin hayatın her alanını ele geçirmesini aptallık üzerine kurduğu bir distopyayla anlatıyor.

Ve film, aptallığı yalnızca seyirlik bir nesne yapmıyor.

Asıl olarak toplumun nasıl aptallaştırıldığıyla ilgileniyor.

Alt metninde eğitim sisteminin zayıflaması, şirketlerin hayatın her alanına hâkim olması ve medyanın düşünsel tartışmanın yerine öfkeyi ve kutuplaşmayı koyması var.

Elbette filmin başlangıcındaki sınıfsal ve hatta öjenik varsayım problemli.

“Zeki insanlar” ve “aptal insanlar” diye insanları ikiye ayıran, zekâyı büyük ölçüde kalıtımsal bir mesele üzerinden açıklayan anlatı, bugün ciddi biçimde eleştirilebilir.

Ama filmin asıl sorduğu soru hâlâ çok güçlü:

Bir toplum ne zaman aptallaşır?

İnsanlar gerçekten mi aptallaşır?

Yoksa aptallığı ödüllendiren bir düzen mi kurulur?

Filmin en çarpıcı sahnelerinden biri bunu anlatır.

Tarım bitmiştir. Açlık, sefalet ve çevre sorunları inanılmaz bir hal almıştır.

Bitkiler ölmektedir.

Joe bunun nedenini bulur ve çözümün su olduğunu söyler.

Fakat insanlar, şirketin reklamını yaptığı içeceğe öylesine bağlanmıştır ki bilimsel gerçek karşısında bile markanın sloganını tercih ederler. Ve bitkileri bu içecekle sulamaya devam ederler.

Slogan basittir;

“Brawndo'da elektrolit var.”

Neden?

Çünkü Brawndo'da elektrolit var.

Gerçek ne söylüyor?

Önemli değil.

Bilim ne söylüyor?

Önemli değil.

Mantıklı açıklama ne?

Önemli değil.

Çünkü Brawndo'da elektrolit var.

İşte filmin asıl dehşeti burada.

İnsanların düşünememesi değil sadece.

Düşünmelerine gerek bırakılmaması.

Bir sloganın, bir markanın, bir otoritenin, bir kalabalığın söylediği şey yeterli hale geliyor.

Tıpkı bugün siyasi tartışmalarda “13 seçim kaybetti” cümlesinin nasıl kullanıldığı gibi.

Bitti.

Neden?

Hangi seçim?

Hangi koşullarda?

Hangisi kazanıldı?

Hangisi kaybedildi?

Ne değişti?

Bunların hiçbirinin önemi kalmıyor.

Çünkü cümle söylenmiş oluyor.

Slogan, muhakemenin yerini alıyor.

Brawndo'da elektrolit var sloganı gibi... sadece tekrar ediliyor.

Ve mesele yalnızca siyaset değil.

Filmin ülkesini yöneten başkan Dwayne Camacho'dur.

Eski bir güreşçi, porno yıldızı.

Bağırıyor.

Kabalaşıyor.

Abartılı vaatlerde bulunuyor.

Meclis'e makineli tüfekle gelip havaya ateş açıyor; eleştiriyi korku ve bir gösteri numarasıyla susturuyor.

Siyaset, yönetme sanatından çıkıp kaba bir şov gösterisine dönüşüyor.

Peki bugün de siyasetçilerin sakin bir cümlesinden çok, kimin daha yüksek sesle konuştuğunu; kimin daha sert laf söylediğini; kimin karşısındakini daha ağır ezdiğini konuşmuyor muyuz?

Bazen bir siyasetçinin ne söylediğinden çok, kalabalığı ne kadar coşturduğu önem kazanıyor.

Bağırmak, haklı olmakla karıştırılıyor.

Aşağılamak, güçlü olmak sanılıyor.

Korkutmak, liderlik zannediliyor.

Gösteri, siyasetin kendisi haline geliyor.

Filmde kadın bedeni de bir eğlence nesnesine dönüşmüş durumda.

Cinsellik neredeyse herkesin anlayabildiği ortak dile dönüşmüş.

 Küfür sıradanlaşmış.

Kibar ve düzgün konuşan insan garip karşılanıyor.

İnsanlar düşünmek yerine sloganları tekrarlıyor.

Starbucks bile “Pleasure for Men” anlayışıyla erkekler için bir keyif nesnesine dönüşmüş.

En çok reyting toplayan program “Ow! My Balls!”; ekranda bir yerden bir yere düşerken sürekli sağa sola çarpan testisler üzerine kurulu.

Sinemada uzun süredir oynayan ve izleyicinin beğendiği filmin ise neredeyse konusu yok. Herkes 90 dakika boyunca gaz çıkaran bir insan poposunun görüntüsüne gülüyor.

Kadınların yalnızca fahişe olarak çalıştığı bir toplum gözler önüne seriliyor.

Daha da tuhafı, hem kadınların hem erkeklerin aklının neredeyse sadece sekste olduğu, seksüel başarının bir gurur kaynağına dönüştüğü bir toplumun kâbusu anlatılıyor.

Bütün bunlar ürkütücü.

Çünkü Idiocracy'nin gücü tam da burada.

Gülüyorsunuz.

Sonra bir an duruyorsunuz.

Ve “Bir dakika…” diyorsunuz.

Bu gerçekten sadece bir film mi?

Belki film bize geleceği gösteriyor gibi yaparken, aslında bugünün aynasını tutuyor.

Idiocracy'nin yıllar içinde kültleşmesinin, akademik çalışmalara ve eleştirilere konu olmasının ve özellikle Trump döneminde yeniden gündeme gelmesinin nedeni de belki tam olarak bu.

Aptallık, eğitimle, parayla ya da makamla ortadan kalkmıyor.

İnsan çok eğitimli olabilir.

Çok para kazanabilir.

Çok başarılı olabilir.

Doktor olabilir.

Yönetici olabilir.

Akademisyen olabilir.

Ama düşünmek yerine ezberleyebilir.

Muhakeme etmek yerine slogan tekrarlayabilir.

Karşısındakini anlamak yerine hakaret edebilir.

Kendi fikrini savunmak yerine kendi grubunun ezberini tekrarlayabilir.

Ve bütün bunları yaparken kendisini herkesten daha akıllı sanabilir.

Belki de çağımızın en büyük paradoksu bu:

İnsanların eğitim düzeyi artarken, düşünme cesareti azalabiliyor.

Bilgi çoğalırken muhakeme azalabiliyor.

İletişim araçları çoğalırken birbirimizi dinleme kapasitemiz azalabiliyor.

Herkes konuşabiliyor ama giderek daha az insan gerçekten dinliyor.

Herkesin fikri var ama giderek daha az insan fikrini sınamaya razı.

Herkes bir şey söylüyor.

Ama çok az kişi,

“Ya ben yanılıyorsam?” diye soruyor.

Sorun gerçekten zekâmızın azalması mı?

Yoksa muhakeme etme yeteneğimizi giderek daha fazla başkalarına, sloganlara, kalabalıklara ve ekranlara mı devrediyoruz?

Belki aptallık, sandığımız gibi IQ'nun düşmesi değildir.

Belki aptallık; düşünmenin yerini sloganın,  muhakemenin yerini ezberin, tartışmanın yerini hakaretin, siyasetin yerini gösterinin, merakın yerini tüketimin aldığı bir toplumsal düzendir.

Ve belki de en tehlikelisi şudur:

Aptallık kendisini aptallık olarak göstermez.

Kendisine çoğu zaman eğlence der.

Özgürlük der.

Taraf olmak der.

Liderlik der.

Sadakat der.

Hatta bazen zekâ der.

İnsanları düşündürmek yerine güldüren, tartıştırmak yerine birbirine düşüren, sorgulatmak yerine slogan ezberleten bir düzen kurulduğunda artık kimsenin aptal olmasına bile gerek kalmaz.

Sistem sizin yerinize düşünür.

Siz sadece tekrar edersiniz.

“Brawndo'da elektrolit var.”

Neden?

Çünkü Brawndo'da elektrolit var.

Ve asıl soruyu da burada sormak gerekiyor:

Acaba Idiocracy'nin anlattığı dünya gelecekte mi?

Yoksa biz o geleceğin içine çoktan girdik de,

hâlâ bunun bir film olduğunu mu sanıyoruz?

Yorumunuzu Yazın

Yorumlar(0)

Henüz yorum yok.

Yorumlar kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan İZVERİ sorumlu değildir. Hukuka aykırı, nefret içeren veya hakaret barındıran yorumlar kaldırılabilir.

6 dk