Azerbaycan Salonda Kaldı, Tarih Sosyal Medyaya Düştü
Bir BM görüntüsü üzerinden kardeşlik sorgulanırken, yüzlerce yıllık ortak tarih birkaç sosyal medya paylaşımına sığdırılabilir mi?
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu salonunda İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun kürsüye çıktığı an, yalnızca diplomasi koridorlarında değil, sosyal medyada da büyük bir tartışma yarattı. Türkiye’nin öncülüğünde çok sayıda ülke temsilcisinin salonu terk etmesine karşılık Azerbaycan heyetinin salonda kalması, kısa sürede “Azerbaycan bizi sattı”, “Kardeş değiliz” gibi sloganlara dönüştü.
Ardından Karabağ’dan Filistin’e, 1920’lerden Bursa’daki maç krizlerine kadar ne kadar eski defter varsa açıldı. Sanki iki ülkenin bütün tarihi, BM salonundaki birkaç dakikalık görüntü üzerinden yeniden yazılacaktı.
Peki gerçekten öyle mi?
“1920’de bizi sattınız” veya “Azerbaycan Filistin yüzünden Türkiye’ye sırt döndü” gibi ifadeler, farklı dönemleri ve farklı şartları tek bir hikâyeye sıkıştırıyor.
1918’de Azerbaycan bağımsızlığını ilan ettiğinde Bakü tehlike altındaydı. Nuri Paşa komutasındaki Kafkas İslam Ordusu, Azerbaycan kuvvetleriyle birlikte Bakü’nün kurtarılması için savaştı. 15 Eylül 1918’de Bakü’nün alınması, iki halkın hafızasında önemli bir dayanışma olarak yer etti.
İki yıl sonra şartlar değişti. 1920’de Osmanlı Devleti dağılma sürecindeydi, İstanbul işgal altındaydı ve Ankara’daki Millî Mücadele henüz kendi varlığını kurmaya çalışıyordu. Aynı yıl Azerbaycan Halk Cumhuriyeti de Sovyet hâkimiyeti altına girdi.
Dolayısıyla 1920’yi bugünkü Türkiye ile bugünkü Azerbaycan arasında yaşanmış basit bir “ihanet” hikâyesi olarak anlatmak, dönemin gerçekliğini fazlasıyla basitleştirmektir.
Üstelik tarih burada da bitmiyor. 1921’de bu kez Azerbaycan’dan Ankara’ya destek geldi. Neriman Nerimanov’un Mustafa Kemal Paşa’ya gönderdiği mektupta yer alan şu söz, ilişkinin ruhunu anlatıyor:
“Paşam, Türk milletinin bir geleneği vardır: Kardeş kardeşe borç vermez. Kardeş kardeşin elinden tutar. Biz kardeş halklarız. Her zaman ve her şartta birbirimizin elinden tutacağız. 1918’de siz bizim elimizden tuttunuz. Bizi ölümden kurtardınız. Bugün biz sizin kardeşiniz olarak elinizden tutmaya çalışıyoruz.”
İşte mesele burada. Tarih, “Kim kime ne yaptı?” hesabına indirilemez.
Haydar Aliyev’in “Bir Millet, İki Devlet” sözü, Türkiye-Azerbaycan ilişkisini anlatan en güçlü ifadelerden biridir. Ancak “bir millet” kadar “iki devlet” de önemlidir.
Türkiye’nin Gazze konusundaki tutumu ile Azerbaycan’ın Güney Kafkasya’daki güvenlik ve dış politika öncelikleri aynı olmak zorunda değildir. İki ülke kardeştir; fakat iki ayrı egemen devlettir.
Bu nedenle Azerbaycan heyetinin BM salonunda kalması, tek başına Türkiye’ye karşı bir pozisyon alındığını göstermeye yetmez. Bir diplomatik tercih, iki ülke arasındaki ilişkinin tamamının yerine konulamaz.
Asıl sorun, sosyal medyada başlayan “Biz size bunu yaptık, siz bize ne yaptınız?” tartışmasıdır.
Mustafa Kemal Atatürk, Azerbaycan’la Türkiye arasındaki bağı anlatırken şöyle diyordu:
“Azerbaycan Türklerinin dertleri kendi dertlerimiz ve sevinçleri kendi sevinçlerimiz olduğu için onların muratlarına nail olmaları, hür ve müstakil olarak yaşamaları bizi pek ziyade sevindirir.”
Bu anlayışın bugün en bilinen ifadesi ise:
“Azerbaycan’ın sevinci bizim sevincimiz, kederi bizim kederimizdir.”
Nerimanov’un “Kardeş kardeşin elinden tutar” sözü ile Atatürk’ün bu yaklaşımı aynı yere çıkıyor:
Kardeşlik, yapılan iyilikleri bir gün karşı tarafa fatura etmek değildir.
Türkiye’nin Azerbaycan’a, Azerbaycan’ın Türkiye’ye verdiği destekler unutulmaz. Ama hatırlamak başka, başa kakmak başkadır.
Bugün bir heyet salondan çıkıyor, bir heyet salonda kalıyor; görüntü saniyeler içinde milyonlara ulaşıyor ve bütün bir dış politika bu görüntü üzerinden yorumlanıyor. Oysa devletler arasındaki ilişkiler bir fotoğraftan ibaret değildir.
Görüntüyü yok saymak değil, görüntüyü bağlamına yerleştirmek gerekir.
Bir BM salonundaki tercihten hareketle “kardeşlik bitti” demek ne kadar yüzeyselse, her farklılığı bir komplo olarak açıklamak da o kadar yüzeyseldir.
Türkiye ile Azerbaycan’ın ilişkisi, sosyal medyanın günlük öfkesinden çok daha eski ve çok daha büyüktür. Bu bağ ne 1918’de başladı ne de Cumhuriyet döneminde kuruldu; kökleri bin yılı aşan ortak tarih, kültür ve medeniyet birikiminin içinden bugüne ulaştı.
Bugün yapılması gereken birbirimize tarih faturası kesmek değil, tarihin hakkını vermektir.
Kardeşlik, aynı salonda oturmakla başlamadı; bir salondan çıkmakla da bitmez.
Bir fotoğraf değişir. Bir manşet değişir. Bir gündem değişir.
Ama ortak hafıza kalır.
Ve Türkiye ile Azerbaycan arasındaki kardeşlik, sosyal medyanın birkaç saniyesine değil, yüzyılları aşan ortak bir tarih ve hafızaya dayanır.
Bir Millet, İki Devlet.
Gerisi, gelip geçici gürültüdür.





