Türkiye’de bazı meseleler kapanmıyor.
Yıllar geçiyor, siyasetçiler değişiyor, yasalar değişiyor ama hafıza kolay değişmiyor.
Başörtüsü meselesi de böyle.
Yıllardır “CHP başörtüsünü yasakladı” deniliyor.
Peki gerçekten öyle mi?
Bu kadar basit değil.
Cumhuriyet’in kuruluş yıllarında kadınların başörtüsünü ülke çapında yasaklayan genel bir kanun çıkarılmadı. Şapka Kanunu da kadınların başörtüsünü yasaklamıyordu.
Ama başka bir gerçek var.
Tek parti döneminin modernleşme anlayışı, kamusal alanda Batılı ve laik bir görünümü öne çıkarıyordu. CHP de doğal olarak bu devlet anlayışıyla özdeşleşti.
Bugün bildiğimiz başörtüsü kavgası ise esas olarak 1980’lerden sonra büyüdü.
Üniversitelerde başlayan yasaklar zamanla binlerce kadının hayatına dokundu. Öğrenciler derslere alınmadı, disiplin cezaları verildi, eğitim hakları engellendi.
1990’da yükseköğretimde kıyafeti serbestleştiren düzenlemeyi Erdal İnönü liderliğindeki SHP Anayasa Mahkemesine götürdü.
Burada önemli bir ayrıntı var. O tarihte CHP kapalıydı.
Başvuruyu yapan CHP değil, SHP’ydi. Elbette SHP, CHP geleneğinden gelen sosyal demokrat siyasetin önemli temsilcilerinden biriydi. Dolayısıyla bu tarihi bütünüyle CHP’den bağımsız görmek de doğru olmaz.
Sonra 28 Şubat geldi.
Başörtüsü artık yalnızca bir kıyafet meselesi değildi. Üniversite kapılarında, kamu kurumlarında, meslek hayatında kadınların önüne konulan bir engele dönüşmüştü.
1999’da Merve Kavakçı başörtüsüyle Meclise girdiğinde yaşananlar hafızalara kazındı.
Fakat burada da tarih doğru anlatılmalı.
O gün kürsüden tepki gösteren Bülent Ecevit’ti. CHP ise seçim barajını aşamadığı için Mecliste değildi.
Buna rağmen başörtüsü mağduriyetleri yıllar içinde laik ve sosyal demokrat siyasetle özdeşleşti.
CHP’nin doğrudan sorumluluğunun çok daha açık olduğu tarih ise 2008’dir.
AKP ve MHP üniversitelerde başörtüsünün önünü açacak anayasa değişikliğini yaptı. CHP, DSP milletvekilleriyle birlikte düzenlemeyi Anayasa Mahkemesine taşıdı. Mahkeme değişikliği iptal etti.
Bunu bugün eğip bükmenin anlamı yok.
CHP o gün yanlış tarafta durdu.
Fakat hikaye orada bitmedi.
Deniz Baykal’ın başörtülü ve çarşaflı kadınlara CHP rozeti takmasıyla başlayan arayış, Kemal Kılıçdaroğlu döneminde çok daha ileri bir noktaya taşındı.
Kılıçdaroğlu yalnızca siyasi dili değiştirmedi. “Helalleşme” dedi.
İkna odalarını hatırlattı. Başörtüsü nedeniyle eğitiminden, mesleğinden, hayatından edilmiş kadınlarla görüştü. CHP’nin geçmişte incittiği kesimlerle yüzleşmesi gerektiğini açıkça söyledi.
Ve 2022’de CHP başörtüsünü yasal güvence altına almak için Meclise kanun teklifi verdi.
Asıl kırılma buydu.
Çünkü mesele artık “Başörtüsüne izin verelim mi?” meselesi değildi. Bir kadının ne giyeceğine devlet neden karar versin, sorusuydu.
Bence CHP’nin başörtüsüyle gerçek yüzleşmesi tam burada başladı.
Geçmişi inkar ederek değil, geçmişte yapılan yanlışı kabul ederek.
Bu yüzden “CHP’nin başörtüsü konusunda hiçbir sorumluluğu yoktu” demek de doğru değil, Cumhuriyet’in kuruluşundan bugüne kadar değişmeyen tek bir yasakçı CHP varmış gibi anlatmak da.
İkisi de tarihin işine gelen tarafını seçmek olur.
Evet, CHP geçmişte başörtüsü konusunda yanlış yerde durdu.
Evet, bunun bedelini kadınlar ödedi.
Ama aynı CHP, yıllar sonra kendi geçmişine dönüp bakmayı ve “Burada yanlış yaptık” demeyi de öğrendi.
Bunda en büyük siyasi kırılmalardan birini Kemal Kılıçdaroğlu yarattı.
Belki de gerçek değişim tam olarak budur.
Hiç hata yapmamış olmak değil.
Yaptığın hatayı anlamak ve değişebilmek.



