Ortadoğu ve Kafkasya'da Çanlar Kimin İçin Çalıyor?
Herkes kendi penceresinden güneşe bakıyor. Ne var ki gördüğü manzara, penceresinin genişliği ve bakışının derinliğiyle sınırlı kalıyor.
Hâlbuki bir de balkona çıkıp etrafa bakabilse, her şeyin çok daha farklı olduğunu görecek!
Bugün Azerbaycan'da İlham Aliyev'in başlattığı seküler hamleyle birlikte başörtüsü meselesinin, bir zamanlar Türkiye'de yaşandığı gibi yeniden gündeme gelmesi, ister istemez meselenin perde arkasını sorgulamayı gerektiriyor.
Türkiye'de geçmişte başörtüsü başta olmak üzere laiklik ilkesini kendi meşrebince yorumlayan ve bu uğurda ciddi toplumsal mağduriyetlere sebep olan çevrelerin, bugün Aliyev'e destek verirken aynı uygulamaların Türkiye'deki mağdurlarının Aliyev'i haksız bulması, üzerinde durulması gereken bir problem!
Ne var ki mesele yalnızca laiklik ve başörtüsü tartışmasından ibaret değil!
Şiîlikte dinî otoritenin toplumsal ve siyasal hayattaki etkinliği, Sünnî gelenekle aynı biçimde işlemiyor.
Bu nedenle dinî otoritenin vereceği fetvalar ve takınacağı tavır, toplumsal karşılık bakımından oldukça etkili olabiliyor.
Şiî dünyanın önemli dinî merkezlerinden birinin İran olduğu da malum.
Tam bu noktada Azerbaycan'ın İran'la ilişkilerindeki mesafeli ve zaman zaman ikircikli tutumunu, Hürmüz Savaşı sonrasındaki muhtemel gelişmelerle birlikte değerlendirmek gerekiyor.
Acaba İran ile ABD arasında gerçekleşebilecek olası bir anlaşmanın öncesinde Azerbaycan üzerinden yeni bir hesap mı görülüyor?
Savaşın yakıt ve enerji maliyetini ağırlaştırdığı bir dönemde ABD'nin, hatta Avrupa'nın, İran'ın gönlünü hoş tutmak adına Aliyev'i gözden çıkarması ihtimali yabana atılabilir mi?
Elbette böyle bir ihtimalin gerçekleşeceğini söylemek için henüz erken. Ancak uluslararası siyasette dostlukların ve stratejik ortaklıkların çoğu zaman çıkarlarla sınırlı olduğunu unutmamak gerekiyor.
Üstelik bu gelişmelerden Suriye de bağımsız düşünülemez.
Şara'nın da bu denklemden payını alabileceği aklıma gelmiyor değil. Zira düne kadar İran'ın müttefiki olan Beşşar Esed'in Rusya'da boşuna durduğu ya da bekletildiği kanaatini taşımıyorum şahsen.
İran toprakları üzerinde ilave bir Türk devleti kurma hesabı yapılırken bir kesim çevrelerde Azerbaycan açısından eldeki kazanımları da kaybetme ihtimali var. Bu durum yalnızca Aliyev için değil, Şara için de geçerli olabilir.
Bunlar elbette ileriye dönük jeopolitik ihtimaller ve bir yönüyle komplo senaryoları. Ancak gerçekleşmeleri hâlinde şaşırmam.
Esed'in yeniden sahneye çıkması ihtimalini bile bütünüyle göz ardı etmem.
Bir başka ayrıntı daha var!
ABD'nin Rusya'dan yüklü miktarda petrol alması, enerji ticaretinin diplomatik pazarlıklarda nasıl bir araç olarak kullanılabildiğini gösteriyor.
Böyle bir ekonomik ilişki, muhtemel bir Aliyev karşıtı hamlede Rusya'nın tutumunu etkilemeye yönelik bir pazarlık zemini oluşturabilir mi?
Uluslararası siyasette hiçbir gelişme tek başına okunmaz. Enerji, güvenlik, din, etnik aidiyet ve jeopolitik çıkarlar çoğu zaman aynı satranç tahtasında buluşur.
Bizde ise maalesef perdenin önündeki senaryoya bakarak hüküm verme modası var!
Elinde bileti olan seyirci, senaristin yazdığına, jönün ışıltısına ve sahnenin ihtişamına göre yorum yapıyor. Perdenin arkasında neler döndüğünü, hangi pazarlıkların yapıldığını, kimin kiminle hangi hesabı gördüğünü sorgulamak pek akla gelmiyor.
Hâliyle filmin ikinci serisinde neler yaşanacağından da bihaber!
Nasıl olsa kamuoyu, o günün şartlarına göre yeniden yorum yapmaya alışık. Bugün savunduğunu yarın eleştirir, dün karşı çıktığını bugün alkışlar. Yeter ki yeni senaryoda kendisine biçilen rolü oynayabilsin!
Bir başka ihtimali de göz ardı etmemek gerekiyor.
Sırbistan'daki öğrenci hareketine benzer bir toplumsal hareketin Azerbaycan'da başörtülü öğrenciler üzerinden gelişmesi ihtimali de üzerinde düşünülmesi gereken bir senaryo.
Burada mesele, başörtüsünün kendisinden ziyade toplumsal itirazın hangi dinamiklerle, kimlerin etkisiyle ve hangi siyasi hedeflere yönlendirilebileceğidir.
Çünkü bazen bir toplumsal mesele, kendi sınırlarını aşarak uluslararası güç mücadelelerinin aracı hâline gelebilir.
Hülâsa; Ortadoğu'da ve Kafkasya'da görünenle yetinmek, perde arkasındaki hesabı gözden kaçırmak demektir.
Laiklik tartışması başka, dinî otoritenin siyasetteki rolü başka, küresel güçlerin çıkar hesapları bambaşka meselelerdir. Ancak bütün bunlar aynı coğrafyada, aynı zaman diliminde kesişiyorsa insanın durup düşünmesi gerekir.
Çünkü mesele yalnızca Aliyev'in ne yaptığı, İran'ın ne istediği veya ABD'nin ne planladığı değildir.
Asıl mesele, bütün bu gelişmelerin sonunda kimin kazanacağı, kimin kaybedeceği ve kimin gözden çıkarılacağıdır.
Beyaz perdeler gözleri kamaştırabilir. Fakat perdenin ardındaki karanlık, çoğu zaman sahnedeki ışıktan daha fazla gerçeği saklar.
O hâlde soruyu bir kez daha soralım:
ÇANLAR KİMİN İÇİN ÇALIYOR?
Numan CENGİZ
İlahiyatçı Araştırmacı Yazar





