İZVERİ

Köşe yazısı

SOL'UN KÂBÛSU!

Halkla Bütünleşememek, Derdini Anlatamamak, Anlaşılamamak! Peki, sebep nedir? Sonuçlar ortadayken neden hâlâ dönüp kendine bakamıyor, öz muhasebe yapamıyor insan? Neden sürekli…

Yayınlandı: 31 Ekim 2026 08:33

Paylaş

Halkla Bütünleşememek, Derdini Anlatamamak, Anlaşılamamak!

Peki, sebep nedir?

Sonuçlar ortadayken neden hâlâ dönüp kendine bakamıyor, öz muhasebe yapamıyor insan?

Neden sürekli kendisini haklı görüyor, halkı cahillikle yaftalayıp küçümsüyor ve nihayetinde "Kendileri bilir!" diyerek kendi sahte cennetinde yaşamaya devam ediyor?

Çünkü merkeze kendisini yerleştiriyor!

Oysa siyasetin merkezi siyasetçi değil, halktır.

Mademki bu halktan oy alarak iktidar olacaksın, o hâlde halkın değerlerini, hassasiyetlerini ve beklentilerini dikkate alacaksın.

Kural basit, bir o kadar da net!

Merkez halktır, muhterem!

Merhum Bülent Ecevit'e bakalım.

Neden Karaoğlan'dı? Ülkenin farklı toplumsal kesimlerinin gönlünü nasıl fethetti? Alevi-Sünni, sağcı-solcu demeden geniş bir seçmen kitlesinden nasıl destek gördü?

Üstelik bunu yalnızca bir ittifakın gölgesinde değil, kendi siyasi kimliği ve liderliğiyle başardı.

Bunun iyi analiz edilmesi gerekiyor.

Ecevit'in aile geçmişinde Osmanlı ulemasından Mustafa Şükrü Efendi'nin (dedesi )bulunması, onun dinî değerlere ve geleneksel kültüre yabancı olmayan bir çevrede yetiştiğini gösteren önemli bir ayrıntıdır.

Buradan hareketle Ecevit'in halkın dinî ve kültürel hassasiyetlerini tanıyan bir siyaset dili geliştirdiğini söyleyebiliriz.

Günümüzün bazı sol siyasetçilerinden ayrıldığı noktalardan biri de buydu.

Halkın değerleriyle kavga etmiyor, onları küçümsemiyor, kendi doğrularını halka dayatmaya çalışmıyordu.

Konuya vakıftı, toplumu tanıyordu ve ona göre davranıyordu.

İşte bu yüzden sevildi!

Günümüze gelelim.

Partisel başarı bakımından aynı tabloyu göremesek de Cumhurbaşkanı adayı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu, 2023 seçimlerinde ikinci turda yaklaşık yüzde 48'e ulaşarak önemli bir seçmen desteği elde etti.

Ancak bu destek mutlak zafere yetmedi.

Burada iki başarı arasındaki önemli farkı görmek gerekiyor.

Ecevit'in başarısı kendi liderliği ve partisinin siyasi kimliği üzerinden şekillenirken Kılıçdaroğlu'nun ulaştığı oy oranı, geniş bir ittifakın ortak çabasıyla ortaya çıktı.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu ve diğer Altılı Masa ortakları bu tablonun önemli aktörleriydi.

Peki, seçim sonrasında ne oldu?

Ortakların katkısı yeterince teslim edildi mi?

Hayır!

Sol kamuoyunun bir bölümünde bu başarı adeta yalnızca CHP'nin ve kendi siyasi çevrelerinin hanesine yazıldı. İttifak ortaklarına yönelik küçümseyici tavırlar da cabası!

Şimdi soralım:

Bugün aynı şartlar ortadan kalkmışken, Sayın Kılıçdaroğlu'nun ittifaksız olarak aynı oy oranına ulaşması mümkün müdür?

Tartışılır!

Hatta bu soruyu yalnızca Kılıçdaroğlu üzerinden değil, bütün CHP siyaseti üzerinden düşünmek gerekiyor.

Yeni Parti'den CHP'ye, CHP'li medyadan siyasi yorumculara kadar uzanan bir kesimde bu yanılgının devam ettiğini görüyoruz.

Kerameti kendinden bilme hastalığı!

Oysa Türkiye'nin siyasi ve sosyolojik gerçekleri ortada.

Bu seçim sisteminde ve bu coğrafyada, sağ seçmenin desteğini sağlayacak güçlü bir ittifak olmadan sol bir adayın Cumhurbaşkanlığı seçimini kazanması son derece güçtür.

Bunu bir yere yazın!

2023 seçimlerinde Sayın Kılıçdaroğlu'na verilen oyların tamamını sol seçmenin oyu olarak değerlendirenler büyük bir yanılgı içerisindedir.

İYİ Parti seçmeni, muhafazakâr seçmen, Saadet Partisi ve diğer sağ kökenli siyasi hareketlerin tabanları, kararsız seçmenler ve farklı toplumsal kesimler bu desteğin oluşmasında önemli rol oynadı.

Kısacası, Kılıçdaroğlu'na yalnızca sol seçmen oy vermedi.

Sağdan gelen desteği görmezden gelirseniz siyasetin matematiğini de yanlış yaparsınız.

Bugün aynı şartlarda, aynı söylemlerle ve ittifaksız bir seçime girildiğinde benzer bir sonucun alınabileceğini düşünmek gerçekçilik değil, siyasi hayalperestliktir.

Olmayacak duaya amin dedirtmeyin!

Böyle bir anlayışla girilecek seçimin sonucu büyük ihtimalle bir siyasi fiyasko olacaktır. Kazanan da Cumhur İttifakı'nın adayı olacaktır.

Yalnız taş duvar olmaz!

Sayın Cumhurbaşkanı ittifakını neden genişletmeye çalışıyor?

Muhalefet ise neden ayrışıyor?

Bir taraf yeni destek arayışındayken diğer taraf mevcut destekçilerini bile elinde tutmakta zorlanıyorsa burada ciddi bir siyasi muhasebe ihtiyacı vardır.

Hiçbir şey bilmiyorsan rakibinden bari ders al, muhterem!

Rakibinin hatasından, yol kazasından veya siyasi zafiyetinden medet umarak iktidar olunmaz.

Sol kamuoyunun bir kesimi, fon tartışmaları sebebiyle Cumhur İttifakı seçmeninde büyük kopuşlar yaşanacağını, ciddi çatlaklar oluşacağını düşünüyor, yine yanılmakta!

Böyle bir gelişme en fazla üç puanlık bir çözülme meydana getirir bu da, tek başına iktidar olmak için yeterli değildir.

İktidar olmak isteyen, rakibinin kaybedeceği oylara değil, kendisinin kazanacağı oylara odaklanmalıdır.

Kendi icraatıyla, kendi projeleriyle, kendi vaatleriyle iktidara talip olmalıdır.

Üstelik bu vaatler öyle havada kalan, kulağa hoş gelen cümlelerden ibaret olmamalı; ete kemiğe bürünmeli, halkın hayatına dokunmalıdır.

Halk inanacak!

Güven duyacak!

Geleceğini o siyasi anlayışta görecek!

Yoksa oy gelmez!

Türkiye'de seçmen davranışını anlamak için çok önemli bir ayrıntı var:

Türkiye'de oy verme refleksinden daha güçlü bir OY VERMEME refleksi vardır.

Özellikle sağ seçmende bu refleks son derece güçlüdür.

Bir seçmen mevcut iktidardan memnun olmayabilir ama bu, otomatik olarak muhalefete oy vereceği anlamına gelmez.

İşte meselenin püf noktası burada!

Önce seçmenin muhalefete oy vermemesinin gerekçelerini ve bahanelerini ortadan kaldıracaksın.

Güven vereceksin, endişelerini gidereceksin, değerlerine saygı göstereceksin.

Sağdan oy almak istiyorsan önce sağ seçmenin neden sana oy vermediğini anlayacaksın.

Halkı değiştirmeye çalışmak yerine halkı anlamaya çalışacaksın.

Siyaset, kendi mahallesinde birbirine alkış tutanların değil, karşı mahallenin kapısını çalabilenlerin işidir.

Aksi hâlde kendi sesini kendin duyarsın, kendi alkışını kendin toplarsın.

Ama sandıkta gerçekle yüzleşirsin!

Yalnızca kendi mahallene konuşarak Türkiye'yi yönetemezsin, muhterem!

Yoksa vuslat başka bahara!

Numan CENGİZ
İlahiyatçı Araştırmacı Yazar

Yorumunuzu Yazın

Yorumlar(0)

Henüz yorum yok.

Yorumlar kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan İZVERİ sorumlu değildir. Hukuka aykırı, nefret içeren veya hakaret barındıran yorumlar kaldırılabilir.

4 dk