Bazen haberleri kapatıp nasıl bir memlekette yaşamak istediğimi düşünüyorum. Öyle büyük şeyler de gelmiyor aklıma. Pazarda çocuğunun istediği meyveyi alabilen bir anne mesela. Kirayı yatırınca elinde geçinecek parası kalan bir çalışan. Torununa harçlık verdikten sonra ayın kalanını hesaplamak zorunda olmayan bir emekli… Biraz da bunları konuşsak diyorum. Dertleri biliyoruz, her gün içindeyiz. Bu defa gönlümüzden geçeni anlatalım. Hem kim demiş masallar hep padişahlarla, saraylarla başlar diye?
Bir memleket varmış. İnsanları sabah işe gider, akşam yorgun argın evlerine dönermiş. Aldıkları para geçinmelerine yetermiş. Arada dostlarıyla dışarıda yemek yer, yaz tatili için bir kenara para koyarlarmış. Çocuğun ayakkabısı küçülünce yenisi alınırmış. Çocuk da eve gelir gelmez giyer, salonda bir aşağı bir yukarı yürürmüş. Annesi “Tamam, oldu artık, çıkar da ayağın biraz hava alsın,” dermiş. Çocuk duymazdan gelip bir tur daha atarmış.
Mahallenin fırınında yıllardır çalışan kalfa, kendi işini kuracak kadar para biriktirmiş. Eksik kalanını da ödeyebileceği bir krediyle tamamlamış. Açılış sabahı ilk ustası gelmiş. Tezgaha bakmış, fırına bakmış, bir iki kusur bulmuş tabii. Sonra önlüğünü bağlayıp işe koyulmuş. Akşama kadar beraber çalışmışlar.
İyi iş yapanın, yeni bir şey üretenin önü açıkmış bu memlekette. Daha çok kazanan, vergisini de ona göre ödermiş. İnsanlar ödedikleri verginin nereye harcandığını bilirmiş. Mahalleye yapılan okulun inşaatı uzayınca gidip sorarlarmış. Çocukları orada okuyacak, elbette soracaklar. Karşılarında cevap verecek birini de bulurlarmış.
O okulda öğle yemeği çıkarmış. Doktorun çocuğu da şoförün çocuğu da aynı sofraya oturur, sonra bahçeye koşarmış. Veliler kayıt zamanı iyi okul bulabilmek için kapı kapı dolaşmazmış. Mahallelerindeki okula güvenirlermiş. Dersinde zorlanan çocukla ilgilenilir, yeteneği olanın elinden tutulurmuş. Her çocuk matematikte birinci olacak değil ya. Birinin resmi güzelmiş, ötekinin sesi. Öğretmenleri bunları da görürmüş.
Fabrikanın işleri iyi gittiğinde işçiler de payını alırmış. Sendikaları varmış, oturup ücretlerini konuşurlarmış. O yıl biri mutfağının yıllardır akan tesisatını yaptırmış. Biri ailesini alıp tatile gitmiş. Tesisatçı iş almış, pansiyoncu oda kiralamış, lokantacı daha çok yemek satmış. Akşam haberlerinde ekonomi büyüdü dediklerinde insanlar kendi hayatlarından bilirmiş bunu.
İşini kaybedenin de yeni bir iş bulana kadar geçinebileceği desteği varmış. Hastalanan, masrafını düşünüp doktora gitmeyi ertelemezmiş. Yaşlı annesine bakan bir kadın, ihtiyaç duyduğunda evde bakım hizmetinden yararlanabilirmiş. Annesini güvenle bırakıp işine gider, akşam geldiğinde yanına oturup gününü anlatırmış. Bazen annesi aynı soruyu bir daha sorar, o da bir daha anlatırmış.
Bir çiftçi, ürününü sattığı tüccardan parasını alamamış bir gün. Sözleşmesini, teslim ettiği ürünün kaydını alıp hakkını aramış. Araya girecek tanıdık bulması gerekmemiş. Dava yıllarca sürmemiş, alacağını almış. Ertesi mevsim yine ekmiş toprağını.
Bir genç belediyenin açtığı sınava girmiş. Kaç kişi alınacağını, hangi koşulların arandığını baştan biliyormuş. Sonuçlar açıklanınca kendi adını görmüş. Annesini aramış hemen.
İlk maaşıyla da onu yemeğe götürmüş. Kadın menüyü eline alınca alışkanlıkla fiyatlara bakmış. Oğlu “Anne, bugün de istediğini ye,” demiş. Eve dönerken bir komşularına rastlamışlar. Kadın daha hal hatır sorulmadan söylemiş.
“Bizim oğlan işe başladı.”
Elbette kötü günleri de olurmuş bu memleketin. Dolu ekini vurur, fabrikada işler azalır, yanlış kararlar alınırmış. Çiftçi zararını kime bildireceğini, işçi hakkını nerede arayacağını bilirmiş. Yöneticiler çıkıp açıklama yapar, sorulara cevap verirmiş. Verdiği cevabı kimse beğenmeyebilirmiş de. İtiraz edenin başına bir şey gelmezmiş. Seçim günü geldiğinde herkes bunları düşünerek oyunu verirmiş. Kaybeden gider, yerine gelen işe başlarmış.
İnsanlar siyaset de konuşur, tartışır, kızarlarmış birbirlerine. Sonra birinin çayı biter, öteki kalkıp doldururmuş. Ertesi gün yine görüşürlermiş.
Akşam evlerde yemek pişermiş. Çocuklar biraz daha oturabilmek için anneleriyle pazarlık edermiş. Emekli bir çift, yazın eski dostlarını görmeye gitmenin planını yaparmış. Bir kadın pazar dönüşü kendine çiçek almış. Evde vazo bulamayınca sürahiye koymuş. Sofrayı kurarken gözü çiçeklere takılmış. İyi ki almışım, diye düşünmüş.
Ben böyle bir memleket hayal ediyorum. Çalışalım, yorulalım, uğraşalım. Ama karşılığında yaşayabilelim de. Çocuklarımız büyürken yanlarında olalım. Annemizi aramayı, bir dostumuza uğramayı sürekli ertelemeyelim. Akşam çayında faturaları konuştuktan sonra başka şeylere de sıra gelsin. Çocuğumuz okulda neye gülmüş, bahçeye ne eksek, bu yaz nereye gitsek…
Bir ömrün içinde bunlara da yer kalsın.





