BU SAVUNMA DEĞİL, UTANÇ VESİKASIDIR!
Betonun suçunu yağmura, rantın sorumluluğunu dereye yükleyen siyaset anlayışı, İstanbul’un geleceğine karşı işlenmiş bir vicdan suçudur!
İstanbul’un kuzeyini betonla boğacaksınız, ormanlarını kuşatacaksınız, su havzalarını yapılaşma baskısına teslim edeceksiniz; ardından sel felaketi yaşanınca çıkıp dere ıslahından söz edeceksiniz!
Yahu, insan biraz utanır!
Sarıyer Belediyesi’nin Ayazağa’daki RAMS proje alanına ilişkin açıklaması, bir savunma metninden çok, kent yönetimindeki siyasi ve ahlaki çürümenin ibretlik belgesidir.
Neymiş efendim?
İmar planı 2016 yılında oybirliğiyle onaylanmış! Ruhsat işlemleri yapılmış! Bakanlık sürece katkı sunmuş! Proje dere koruma bandında değilmiş!
Ne büyük marifet!
Sanki oybirliğiyle alınan her karar doğru, verilen her ruhsat vicdani, kanuna uygun her yapılaşma ekolojik bakımdan meşru!
Soruyoruz:
Bir belediye meclisinin oybirliği, doğanın yasalarından üstün müdür?
Bir dere yalnızca yatağından mı ibarettir? Taşkın sahası, su havzası, doğal drenaj sistemi, toprağın geçirgenliği yok mudur?
Yoksa rant söz konusu olduğunda bilim de vicdan da şehircilik ilkeleri de imar dosyalarının arasında mı kaybolmaktadır?
Daha vahimi, bu açıklamayı yapan belediyenin CHP’li olmasıdır!
Çünkü mesele yalnızca bir sel felaketi değil, siyasi tutarlılık ve ahlaki meşruiyet meselesidir.
AKP’nin İstanbul’u betona teslim eden kentleşme politikalarını yıllarca eleştireceksiniz; aynı anlayış kendi belediyenizin kapısına geldiğinde imar planlarını, ruhsatları ve bürokratik prosedürleri kalkan yapacaksınız!
Bu nasıl muhalefet? Bu nasıl halkçılık? Bu nasıl çevrecilik?
İktidar yapınca rant, siz yapınca imar mı oluyor?
İktidarın betonu doğa katliamı, sizin onay verdiğiniz beton şehircilik başarısı mı sayılıyor?
Kusura bakmayın!
Doğanın partisi yoktur. Rantın siyasi mazereti de olamaz!
Sarıyer Belediyesi’nin yapması gereken, geçmiş kararların arkasına saklanmak değil; projelerin havza üzerindeki etkilerini, taşkın risklerini ve imar kararlarının bilimsel dayanaklarını kamuoyunun önüne koymaktır.
Çünkü mesele yalnızca RAMS değildir. Mesele, İstanbul’un yaşam damarlarının sermaye ve siyaset ilişkileri içinde nasıl yönetildiğidir.
Bugün dereyi suçlayanlar, yarın yağmuru; öbür gün iklim değişikliğini suçlayacak!
Ama kimse çıkıp şu soruyu sormayacak mı?
Bu kentin toprağını kim betonlaştırdı? Doğal su yollarını kim daralttı? Yapılaşma kararlarını kim aldı, kim onayladı, kim savundu?
Siyaset, sorumluluğu başkasına havale etme sanatı değildir.
Belediyecilik de müteahhitlerin önünü açan kararları hukuki gerekçelerle aklama makamı hiç değildir!
Hele ki kendisini sosyal demokrat, toplumcu ve halkçı olarak tanımlayanların, kamusal yarar yerine yapılaşma kararlarının meşruiyetini savunmaya öncelik vermesi kabul edilemez.
Sarıyer Belediyesi’ne açıkça söylüyoruz:
Bu açıklama sizi aklamıyor; aksine yanıtlamanız gereken soruları büyütüyor!
Çünkü bir kenti yönetmek, yalnızca ruhsat vermek değil, o kentin geleceğini korumaktır.
Ve unutmayın:
Betonun günahını yağmura yükleyebilirsiniz ama tarihin önünde dereyi sanık, rantı masum ilan edemezsiniz!
Bugün sel sularının ortaya çıkardığı yalnızca şehircilik sorunları değildir.
Aynı zamanda siyasetin ilkesizliği, yönetimin sorumluluktan kaçışı ve kamu yararının nasıl ikinci plana itilebildiğidir.
Son sözümüz de şu olsun:
İstanbul’u betona teslim eden zihniyetin AKP’li ya da CHP’li olması sonucu değiştirmez.
Rantın iktidarı da muhalefeti de olmaz; yalnızca ortakları ve bedelini ödeyen halk olur!
Ve bu açıklama, Sarıyer Belediyesi’nin alnına yapıştırılmış bir siyasi utanç vesikası olarak kalacaktır!
Hakan URUN
22 Ekim 2026





