Türkiye ekonomisini konuşurken büyüme, enflasyon ve kişi başına gelir gibi göstergeler öne çıkıyor.
Oysa bu rakamlar ekonominin yalnızca bir tarafını gösteriyor. En az büyüme kadar önemli olan bir
diğer konu da yaratılan gelirin nasıl paylaşıldığıdır.
Ekonomiyi bir pastaya benzetirsek, büyüme pastanın ne kadar büyüdüğünü gösterir. Ancak toplumun
refahını belirleyen yalnızca pastanın büyüklüğü değil, dilimlerin nasıl dağıldığıdır.
Ekonomi büyürken çalışanların aldığı dilim küçülebilir, işletme ve sermaye gelirlerinin payı
büyüyebilir. Böyle bir durumda ülke kâğıt üzerinde zenginleşirken, geniş kesimler bu büyümeyi
günlük hayatında aynı ölçüde hissedemez.
Ekonomistlerin “birincil gelir dağılımı” dediği konu aslında budur: Üretim sırasında yaratılan değerin,
daha vergiler ve sosyal yardımlar devreye girmeden önce emek ve sermaye arasında nasıl bölüşüldüğü.
Türkiye’de özellikle yüksek enflasyon döneminde bu paylaşım belirgin biçimde değişti. İşgücü
ödemelerinin yaratılan katma değer içindeki payı bir dönemde yüzde 26,3’e kadar gerilerken, işletme
artığı ve karma gelirin payı yüzde 53,7’ye yükseldi.
Yani mesele yalnızca pastanın büyüklüğü değil, dilimlerin de değişmesiydi.Enflasyon burada
önemli bir rol oynuyor. Çünkü herkes gelirini aynı hızda değiştiremiyor. İşletmeler fiyatlarını kısa
sürede güncelleyebilirken, ücretli çalışan maaş artışı için aylarca bekleyebiliyor. Fiyatlar sürekli,
ücretler aralıklı değiştiğinde, enflasyon aynı zamanda bir gelir dağıtım mekanizmasına dönüşüyor.
Sonraki dönemde yüksek ücret artışlarıyla emeğin payı yeniden yüzde 36’ların üzerine çıktı. Bu
önemli bir toparlanma. Ancak pastadan alınan payın sonradan büyümesi, geçmişte yaşanan gelir
kaybını tamamen ortadan kaldırmıyor. Ücretler fiyatların gerisinden geliyorsa, çalışan aradaki
dönemde satın alma gücü kaybediyor.
Bu nedenle maaş artışlarını yalnızca nominal oranlarla değerlendirmek yeterli değil. Ücretin yıl
boyunca sağladığı satın alma gücüne bakmak gerekiyor.
Aynı yaklaşım ekonomik büyüme için de geçerli. Türkiye ekonomisinin büyümesi ve kişi başına
gelirin yükselmesi elbette önemli. Fakat büyümenin toplum tarafından hissedilmesi, yaratılan ilave
gelirin nasıl paylaşıldığına bağlı.
Son yılların bize gösterdiği önemli gerçeklerden biri şu:Enflasyon yalnızca fiyatları artırmıyor,
pastanın nasıl bölüşüldüğünü de etkiliyor.
Fiyatını hızlı değiştirebilenle gelirini yılda birkaç kez değiştirebilen aynı enflasyonu yaşamıyor.
Finansal varlığı olanla yalnızca maaşıyla geçinen de enflasyondan aynı şekilde etkilenmiyor.
Asıl mesele, büyüyen pastadan toplumun hangi kesiminin ne kadar pay aldığıdır.
Çünkü büyümenin toplum tarafından hissedilmesini sağlayan yalnızca pastanın büyümesi değil,opastadan geniş kesimlere düşen dilimin de büyümes





