İZVERİ

Köşe yazısı

CHP Dış Politika Kurulu’nun son açıklamaları, üzerinde dikkatle durulması gereken bir gerçeği yeniden gündeme getiriyor.

Türkiye’nin dış politikası bir fotoğraf karesi değil, bir milletin geleceğidir!

Yayınlandı: 3 Kasım 2026 10:07

Güncellendi: 3 Kasım 2026 12:31

Paylaş

Türkiye’nin dış politikası bir fotoğraf karesi değil, bir milletin geleceğidir!

Diplomasi, yalnızca masaya oturmak değil; o masadan Türkiye’nin onurunu, güvenliğini ve geleceğini koruyarak kalkabilmektir.

Dünya yeniden kuruluyor.

Savaşlar, ittifaklar, enerji koridorları, deniz yetki alanları… Her biri Türkiye’nin geleceğini doğrudan etkileyen gelişmeler.

Böylesi bir dönemde dış politika, günlük siyasi tartışmaların gölgesinde bırakılabilecek bir alan değildir. Bir ülkenin dış politikası, yalnızca bugünü değil, gelecek kuşakların nasıl bir ülkede yaşayacağını da belirler.

İşte tam da bu nedenle CHP Dış Politika Kurulu’nun son açıklamaları, üzerinde dikkatle durulması gereken bir gerçeği yeniden gündeme getiriyor:

Türkiye’nin dünyada güçlü olması için önce kendi çıkarlarını doğru tanımlaması, sonra da bu çıkarları kararlılıkla savunması gerekiyor.

Kurulun 30 Ekim tarihli değerlendirmesinde Türk Devletleri Teşkilatı, İsrail’deki seçimler, İran’la bölgesel temaslar, Türkiye-Libya ilişkileri ve Irak Kalkınma Yolu Projesi ele alındı.

Ancak bu açıklamaların satır aralarında çok daha büyük bir mesele var.

Türkiye, bölgesindeki krizlerin seyircisi mi olacak, yoksa çözümün kurucu aktörü mü?

Barış istiyorsak, önce diplomasiyi ayağa kaldırmalıyız

Ortadoğu yıllardır savaşların, hesaplaşmaların ve bitmek bilmeyen güç mücadelelerinin içinde.

Her yeni çatışma, yalnızca sınırları değil, insanların hayatlarını da değiştiriyor. Her yeni kriz, Türkiye’nin ekonomisine, güvenliğine ve toplumsal huzuruna yeni bir yük getiriyor.

CHP Dış Politika Kurulu’nun İran’la yürütülen temasları değerlendirirken Ortadoğu Barış ve İşbirliği Teşkilatı benzeri bir yapıya işaret etmesi, bu açıdan önemli bir öneri.

Çünkü bölgenin ihtiyacı, yeni düşmanlıklar üretmek değil; mevcut düşmanlıkları sona erdirecek kalıcı mekanizmalar kurmaktır.

Türkiye, bu mekanizmaların kurulmasında öncü olabilir.

Ama bunun için dış politikanın yalnızca kriz çıktığında hatırlanan bir araç olmaktan çıkarılması gerekiyor.

Diplomasi, savaşın başladığı gün değil, savaş ihtimali doğmadan önce çalışmalıdır.

Mavi Vatan, sloganla değil, hukukla ve kararlılıkla korunur

Doğu Akdeniz’deki gelişmeler, Türkiye’nin denizlerdeki hak ve menfaatlerinin ne kadar hayati olduğunu bir kez daha gösteriyor.

CHP Dış Politika Kurulu’nun 9 Ekim tarihli açıklamasında Doğu Akdeniz’deki elektrik kablosu projesi, deniz yetki alanları ve Kıbrıs meselesi birlikte ele alındı. Türkiye’nin kıta sahanlığındaki faaliyetlerde mutabakat sağlanması gerektiği vurgulandı.

Burada sorulması gereken soru şudur:

Türkiye’nin haklarını korumak yalnızca sert açıklamalar yapmak mıdır?

Elbette hayır.

Gerçek güç; uluslararası hukuku bilen, diplomatik ilişkilerini doğru yöneten, ekonomik kapasitesini geliştiren ve gerektiğinde kararlılıkla hareket eden bir devlet yapısıyla mümkündür.

Mavi Vatan, seçim meydanlarında kullanılan bir slogan değil, gelecek nesillere bırakılacak stratejik bir mirastır.

Bu mirası korumanın yolu da günü kurtaran çıkışlardan değil, uzun vadeli devlet aklından geçer.

Türkiye yalnızca bir köprü değil, bir merkez olmalıdır

Irak Kalkınma Yolu Projesi…

İlk bakışta bir ulaşım ve ticaret projesi gibi görünebilir.

Oysa mesele bundan çok daha büyük.

Basra Körfezi’nden Türkiye’ye, oradan Avrupa’ya uzanan bir ticaret hattı; Türkiye’nin ekonomik gücünü, bölgesel konumunu ve uluslararası pazarlık kapasitesini artırabilecek bir fırsattır.

CHP Dış Politika Kurulu da 30 Ekim tarihli açıklamasında projenin hızlandırılması gerektiğini belirtti.

Türkiye, coğrafyasının kendisine sunduğu bu fırsatı değerlendiremezse, başkalarının kurduğu ekonomik düzenin yalnızca geçiş noktası olarak kalabilir.

Oysa Türkiye’nin ihtiyacı, üzerinden geçilen bir ülke olmak değil; ticaretin, üretimin ve iş birliğinin merkezlerinden biri olmaktır.

Bunun için ulaşım projeleri kadar hukuk güvenliği, ekonomik istikrar ve öngörülebilir dış politika da gereklidir.

Çünkü hiçbir yatırım, yarının ne getireceğini bilmediği bir ülkeye güvenle yönelmez.

Dış politikada asıl mesele, Türkiye’nin ne kadar güçlü olduğudur

CHP Dış Politika Kurulu’nun açıklamaları, yalnızca iktidara yönelik bir eleştiri olarak okunmamalı.

Bu açıklamalar aynı zamanda Türkiye’nin geleceğine ilişkin bir tartışmanın kapısını aralıyor.

Dış politikada bağımsızlık ne demektir?

Her ülkeyle kavga etmek mi?

Her masada bulunmak mı?

Yoksa Türkiye’nin çıkarlarını doğru hesaplayarak, gerektiğinde iş birliği yapabilmek ve gerektiğinde hayır diyebilmek mi?

Elbette üçüncüsü.

Türkiye’nin ihtiyacı, dostluklarını çoğaltan, düşmanlıklarını azaltan, uluslararası hukuku gözeten ve ulusal çıkarlarından taviz vermeyen bir dış politika anlayışıdır.

Çünkü güçlü devlet, yalnızca askeri gücüyle değil, krizleri önleme kapasitesiyle de ölçülür.

Ve unutulmamalıdır ki dış politikada yapılan her yanlışın faturasını yalnızca siyasetçiler ödemez.

O faturayı bazen işsiz kalan bir genç, bazen artan enerji fiyatlarıyla mücadele eden bir aile, bazen de ülkesinden uzakta can güvenliği arayan bir vatandaş öder.

Son söz: Türkiye’nin geleceği günü kurtaran siyasete sığmaz

Bugün Türkiye’nin önünde büyük fırsatlar da var, büyük tehlikeler de.

Türk Devletleri Teşkilatı’nın güçlendirilmesi, Ortadoğu’da kalıcı barışın sağlanması, Doğu Akdeniz’de haklarımızın korunması ve Irak Kalkınma Yolu’nun hayata geçirilmesi…

Bunların hiçbiri birbirinden bağımsız meseleler değil.

Hepsi aynı sorunun farklı cevaplarını arıyor:

Türkiye, önümüzdeki yıllarda nasıl bir ülke olacak?

Dünyanın krizlerinden etkilenen, başkalarının kararlarına göre pozisyon alan bir ülke mi?

Yoksa kendi aklıyla hareket eden, ekonomisiyle güçlenen, diplomasisiyle saygınlık kazanan ve bölgesinde barışın öncüsü olan bir ülke mi?

Bu sorunun cevabı, yalnızca iktidarın değil, bütün Türkiye’nin meselesidir.

Çünkü dış politika, bir partinin seçim hesabından çok daha büyük bir meseledir.

Ve Türkiye’nin geleceği, günü kurtaran siyasi hesaplara sığmayacak kadar değerlidir.

Yorumunuzu Yazın

Yorumlar(0)

Henüz yorum yok.

Yorumlar kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan İZVERİ sorumlu değildir. Hukuka aykırı, nefret içeren veya hakaret barındıran yorumlar kaldırılabilir.

4 dk